Ağar'ın oy avcılığı
Ağarın son açıklamaları ve buna karşında ilgili kişi ve kurumlarda bu
konudaki tepkilerini açıkladılar. Bu arada DTP ve Aponunppksi'de (APKK) bu
konuya ilişkin iyimser görüşlerini belirterek “seğer biçti”ler.
Bu tepkilerin içinde, askerlerin tepkisi en sert olanıydı. Dolayısıyla da
ağarın sözleri Türkiye kamouynunun bir anda birinci sırasına yerleşti. Bu
süreçten sonra direkt Kürt oylarına çok talip çıkacağına inandığım için,
Ileriki günlerde de bu konu ile tekrar karşılaşacağız dolayısıyla bu konunu
çok iyi incelenmesi gerektiğini düşünüyorum
Soru şu: Askerlerin en üst düzeyde görünen tepkisini alan ve alacağını bilen
Ağar, neden bir anda bu çıkışı yaptı? Önce beleğimizi tazelemek, genç
arkadaşlarımızın dikkatini çekmek ve bu vesileyle de bazı yol gösterici
açıklamaları yapmak istiyorum.
Toplum bilimini diğer bilimlerde ayıran çok temel bir özellik var. Fizik,
Kimya, Biyoloji, v.b bilimlerde, bilimsel kanıt/buluşlar için izlenen yol
kısaca şöyledir; Siz bir gözlem (teorisi, ön hazırlığı v.b)yaparsınız sonrada
bir laboratuara girersiniz ve bu laboratuar koşullarında deneyinizi yaparak
sonucu alırsınız. Oysa Toplum biliminde bir laboratuar yok ve siz bir
laboratuarda çalışamazsınız. Laboratuar kuramazsınız/yapamazsınız. Toplum
bilimi, verilerini Fen bilimlerde olduğu gibi, laboratuarlardan,
deneylerden, testlerden almıyor dolayısıyla hiç bir deneyin yapılamayacağı
ve sonuçlarını önceden görebileceği bir ortamı yoktur. Kitlelere sunduğunuz
düşünceleriniz/fikirlerinizi ne kadar bilimsel kaynaklardan yararlanarak
desteklerseniz bilimsel doğrulara o denli yakın olursunuz bu durumda da
teoriniz kitleler tarafından benimsenerek maddi bir güç olur. Bu baglamda
toplumsal bir sorunla ile uğraşıyorsanız işiniz zordur. Bir şeyin nedenini
veya sonucunu bulmak çok zordur. Bunun için çok çeşitli argümanlara ihtiyaç
duyarsınız bu konu ile ilgili olarak 80 öncesi aklımda kalan. Lenin'in bir
sözünü aktarmak istiyorum “bazen bir sokak kavgası kitlesel halk
ayaklanmasına dönüştüğü gibi. Bazen de binlerce kişinin öldüğü bir meydanda
hiçbir şey olmuyor”
Toplumsal sorunların çözümünde, yararlanan argümanlardan biri olan
dolayısıyla Toplum bilimine büyük katkılar sunan ve Marksizm'in de temel
dayanaklarından olan Diyalektik materyalizmdir. Diyalektik; Toplumsal
konuların incelemesine/teşhisinde ve anlaşılmasında büyük yarar sağlıyor.
Diyalektik kısaca; bir amaca ulaşmak için izlenen yöntemdir Dolayısıyla hale
geçerliliğini koruduğunu düşündüğüm bu yöntemden den her zaman
yararlanmalıyız.
Ikinci olarak ta, 80 öncesi kuşağın çok iyi bildiği genel bir
belirleme vardır. Dünyanın genel yasaları bilinmeden özele ilişkin bir
sorunla uğraştığınızda ve bu genel yasalara ters düşlüğünüzde, fark etmeden
kafanız bu yasallara çarpar şaşırır kalırsınız.(Güncel bir örnek olarak;
Hizbullah liderinin-Israil/ Hizbullah savaşı ile ilgili olarak- son
açıklamasını verebiliriz. Hizbullah liderinin, iki Israil askerin kaçırması
ile ilgili yaptığı açıklamada “Bilseydim savaş çıkacağını asla iki askeri
kaçırtmazdım” sözleri uluslararası durumun çok iyi bilinmesinin günümüzde,
bazen ne kadar kiriktik olduğunu/Olabileceğini de hatırlatıyor (APKK
(Aponunpkksi) nin de, bu kritik süreçte yanlış taktikli bir hareketi, bu
örgütü bir “kazaya” kurban gitme ihtimalini ile karşı karşıya bırakabilir )
Dolayısıyla da dünyanın genel durumu bilinmeden özel sorununuzu tam olarak
kavranması beklemez bu durumda her iki sorunu da çok iyi tahlil etmeniz gerekir
Şimdi konumuza gelelim, Ağarın üzerinde konuştuğu konu bilinen ismi
ile Kürt sorunudur. Bununla ilgili olarak tarihsel sürecimizin 1920 sonrası
dönemini çok kısa olarak özetleyelim;
Her ulusun olduğu gibi Kürtlerinde doğal bir Tarihi süreci var. Dolayısıyla
bugün içinde bulunduğuz, ekonomik, siyasi, kültürel miras doğal olarak
direkt geçmişimizle ilgilidir. Bu durumda geçmişimizi çok iyi bilmek -Çok iyi
tarih bilincine sahip olmak- zorundayız Diyalektik olarak; Bugün dünün
devamıdır ve dünün içinden çıkmıştır. Yarında bugünün içinden çıkacaktır
Dünyada uluslaşma süreci ile devlet olma süreci bütün bölgelerde
aynı sürece denk gelmedi. Bazı Batı Avrupa devletlerinde ulus olma süreci
ile devlet olma süreci ayni sürece tekabül etti tek bir ulus aynı zamanda
tek bir devlet kurabildi ama başta Asya olmak üzere dünyanın diğer
bölgelerinde ulus olma süreci ile devlet olma süreci birlikte gelişmedi,
dolayısıyla birden fazla ulus gelişmiş Ulusun! Etrafında birleşerek çok
uluslu devletler kurdular. Iran, Irak, Suriye T.C, Afganistan, Pakistan. V.b
Dünyadaki egemen çevrelerinde çıkarlarına denk geldiği için bu çok
sancılı süreç o Tarihlerde desteklendi fakat bu süreç kendi dönemini
tamamladı şimdi yavaş yavaş yeni dönemin süreci başlıyor.-yeni sürecin
başlangıç tarihini 1990 olarak alabiliriz- Artık, dünyamızın sancılı
bölgesindeki uluslar, kendi kaderlerini kendileri tayin etmek istiyorlar.
Doğanın, toplumun ve düşüncenin diyalektiği birdir. Bizim
konumuza-bire bir olmasa da- denk geldiği, güncelliğini koruduğu ve artık
gündemden düşeceğine inanmadığım doğadan bir örnek vermek istiyorum; Türkiye
deki kuzey Anadolu fay hattı, kısaca deprem fayı ile Kürt sorunu arasında
paralellik kurmak istiyorum. Deprem fayını Çok kısa olarak belirtirsek:
kuzey Anadolu fayı doğudan batıya doğru her yıl ortalama olarak 2 cm
kayıyor/öteleniyor. Bu hareketlenmenin sonucu olarak ta fayda adım adım
stres birikiyor ve bu stres –tektonik deformasyon enerjisi- en büyük
enerjisini en uzun periyot olan 250 yılda bir boşaltıyor (istatistikî bir
kabuldür) Işte bu objektif ve kaçınılmaz gerçek karşısında, şimdi artık
herkes bir çözüm öneriyor. 1999 Ağustos depreminden sonra artık netleşen bir
şey var; Türkiye bir deprem ülkesi ve bu deprem fayı adım adım stres
biriktiriyor. Zamanı geldiği günde bu fay kırılacak. Ve biz bu sabit gerçeği
bilerek, artık depremle yaşamayı öğrenmeli ve çözümünü bulmalıyız
T.C kurulduğunda bünyesin de Kürt sorunu olarak dünyaya gözlerini
açtı. O günden bu güne Kürt sorunun yarattığı stresini biriktirerek
gelmiştir. Buna biz artık sabit Kürt stresi diyebiliriz. Dolayısıyla bu
devlet artık siyasi örgütlemelerini, etno-politik sorunların yarattığı bu
stres sonucuna göre düzenlemek zorundaydı. Bu duruma itiraz eden Kürt halkı,
çok önemli direnişlere geçmişlerdir. Ulusal kurtuluş baş kaldırması olarak
adlandırdığımız bu hareketler 1938 tarihine kadar sürmüştür.1923 ve 1938
Tarihleri arasında devlet her türlü yöntemleri deneyerek bu hareketleri
bastırmıştır. Bu tarihler arasında Kürtlere her türlü “tedip” “tenkil”li v.b
diğer hareketleri meşru saymış ve aynı zaman da da büyük bir asimilasyon
politikası uygulamıştır. Şeyh said isyanından hemen sonra uygulanan
asimilasyon politikası günümüze kadar türlü şekillerde devam etti. Çok kısa
olarak belirtirsek; 1925 de çıkarılan “Şark ıslahat planı” ile; Şeyh said
isyanına katılan Kürtlerin batıya gönderilmesini ve batıya gönderilenlerin
mallarına el konulmasını. Ayrıcada aşiretlerin 10 sene içinde dağıtılmasını
hedeflemektedir. Kürtleri asimile etmenin en etkin yolu olarak tespit edilen
“mecburi iskân” dönemi 1950 yılına kadar devam ettiğini görüyoruz. Bu
yıllardan sonra asimilasyon yöntemlerini çeşitlendirilerek yoluna devam
etmiştir 1950'li yıllardan sonra çok partili dönemin başlaması, kısmı
demokrasinin olması, artık her şeyin eski gibi olamayacağı (bildiğiniz gibi
“33 kurşun” olarak bilinen Mustafa Muğlalı olayı ile, 6–7 Eylül olayları,
CHP ile DP arasındaki karşılıklı restleşmenin /tehditlerin sonucu meclise
verilen bir soruşturma önergesi ile kamuoyuna açıklanabilindi).kısmen
anlaşılması, bir etmende kapitalist yasanın doğal sonucu olarak, işsizlik,
yoksulluk, artı değere ihtiyaç. Açık pazarın ucuz işgücü ihtiyacı, v.b
sebepler, olarak söyleyebiliriz
Devlet, Mecburi iskân yöntemine, gerektiği zaman başvuracağını 1980
yıllarında da insanları mecburi ikamete göndererekten tekrar ispatlamıştır
Sonuç olarak 1924 anayasası ile Kürtleri hukuki olarak yok sayan
devlet şeyh said isyanından sonrada Kürtleri tamamen ve fiilen yok
saydı.1989/90 yıllarına kadar devam eden bu durum bu tarihten sonra
değiştiğini görüyoruz. Ve biz Kürtler kendimizi artık Türklerle şayet kardeş
kabul ediyorlarsa eşit paralel kardeş olarak tanımlamak istiyoruz.
Şimdide kısa olarak Kürtler acısından dünyanın genel durumuna bakalım.
1917 Ekim devriminden sonra dünya iki kampa bölünmüştü. Dolayısıyla
dünyada gelişen her hareket iki kamptan birinin yararına dönüşeceği kabul
ediliyordu. Fizikte kararız denge olarak tarif edebileceğimiz bu durum,
özellikle Ortadoğu da halkların yararına bir durum olarak gözükmüyordu.
Dünyanın diğer bölgelerinde kısmı olarak ezilen uluslar ulusal
bağımsızlıklarına kavuşmalarına rağmen Ortadoğu da sistem adeta
kilitlenmişti. Uluslararası konjonktürel bu durum, ABD ile SSCB arasındaki
bu kararsız denge özellikle Kürtlerin aleyhine işliyordu. Neredeyse Kürtleri
kitlesel olarak kıpırdayamaz hale getirmişti, Dört devletin kendi aralarında
kurdukları gizli ve acık anlaşmalarla –Sadabat paktı v.d.- Kürtlere nefes
aldırmıyorlardı. Kürtler, bu süreçte komşu ve uluslararası devletler
tarafından adeta birden fazla kelepçe ile bağlanmışlardı.-hızlı gecelim-
1980 yılarına gelindiğinde yenidünya düzeninin ayak sesleri olarak; Güney
Afrika'daki gelişme ile Polonya daki gelişmeleri söyleyebiliriz. Polonya
konusu açılmışken belirtmeden geçemeyeceğim. Polonyalılar -Kürtler
gibi-tarihleri boyunca bütün milli değerlerinin yok olma tehlikesini birkaç
kez atlattılar. Ülke topraklarında defalarca kanlı başkaldırmaları yaşadılar.
AMA asıl en etkili ulusal mücadeleleri “ucan üniversitelerde” verdikleri
bilim ve kültür savaşıydı Polonyalılar,düşmanı topraklarından kovacakları
bir günün geleceğine inanıyorlardı ve kendilerini ögüne hazırlıyorlardı.Ve
bu inanç sadece bir kesimde-sınıf/tabaka-değil,toplumun bütününde bir bilinç
haline yerleşmişti. Polonyalılar mecburen göç ettirildikleri yerleri birer
manevi başkent haline getiriyorlardı.(bir not ;Polonyalılar o zaman göç
ettikleri Paris'i 1830'de manevi başkent, Bilim ve kültür merkezi
yapmışlardı.Buna karşın 21 yüzyılda Biz Kürtler neden Batı Avrupa da ve
güney Kürdistan da birer bilim ve kültür merkezi yaratamıyoruz ?!!)
Polonyalıları mücadelesinde bu kadar etkili yöntemin adı “Organik
Çalışma”dır. Kısaca pozitivizm de olarak algılanan bu görüş. Pozitivizmi,
bir problemi çözme amacıyla kullanılıyor. Bence devrimci demokratlar
tarafından “organik çalışma yöntemi” mutlaka incelenmesi gereken bir
yöntemdir-vaktimiz olursa bu konuyu bir yazı konu yapmak istiyorum- konumuza
devam edelim.
1989–1991 Tarihleri arasında doğu Bloğunun beklenmedik bir şekilde
çöküşleri, özellikle Berlin duvarını yıkılışı ile birlikte artık, yeni dünya
düzeninin başladığını söyleyebiliriz. Ama asıl Kürtleri direkt ilgilendiren
gelişme körfez savaşından sonra başlamıştır. Yenidünya düzeninin ilk
fırsatlarından yararlanmak isteyen uyanık katil Saddam, uluslararası
dengelerin altüst olduğunu düşünerek Kuveyt'i işgal etti. Bu işgal; ABD'nin
Yeni düzenini ilan etme fırsatı doğurmuştu. ABD'nin Ortadoğu ya gelmesiyle
Kürtler için artık yeni bir süreç doğmuştu
Kürtlerin dört parçadaki mücadeleleri her defasında “mevcut uluslararası
denge “en büyük engel olarak duruyordu ama artık bu durum değişmişti. Öncede
de belirttiğimiz “kelepçelerin” ne kadar sıkı ve insafsız olduğunu nasıl bir
ulusal ve uluslararası Kürt sansürü yaratığını Halepçe kimyasal katliamlında
gördük.1988 Halepçe katliamını dünyada hiçbir medya kuruluşu haber bile
yapmamıştı işte bu kelepçelerden birincisi; ABD'nin körfeze müdahalesi ile
SSCB yi bu bölgeden uzaklaştırması ile çözülmüştür. Ikinci ve daha da önemli
kelepçe, Irak devletinin çözülerek Güney Kürdistan dan dan çekilmesidir.
Kürtler acısında bu muazzam gelişme Kürtler dışında herkesin uykularını
kaçırdı. Ayrıca Türkiye'nin AB sürecine yakınlaşması, bunun sonucu olarak
demokrasi sınırlarının genişlemesi Kürtlerin yakaladığı bu ivmenin daha da
boyutlanmasını neden olacak Kürtlerin Avrupa Birliğinin (AB) yarattığı tüm
imkânlarında kullanma olanakları elde etme sürecinin başlaması moral olarak
ta avantaj sağlayacak. Güneyin kısmı bağımsız olması Kürtlerin kültürel
açıdan son homojenleşme döneminide başlattı. Artık Kürtler her bölgeyi
manevi anlamda tek parça olarak görebileceği homojenleşme sürecine
girmişlerdir. Bu süreç aynı zamanda Kürtlerde zihinsel devrimi de
başlatmıştır.
Sonuçta, Bu önemli gelişmeleri anlamayan çalışan dünya; ABD'nin gerçek
gücünü gösterdiği, 11 Eylül sonrası yarattığı Global fırtına ile dünyanın
patronu olduğuna tanık oldular. ABD'nin bu şokundan sonra Artık dost düşman
herkes anladı ki, H.Kisinger'in deyimiyle “Dünyada ABD ne istiyorsa o
oluyor” anlattığımız bu süreç hala Kürtlerin yararına devam etmektedir.
Dünyadaki ve özelde Ortadoğu daki,gelişmelerin sonucu olarak Kürt
sorunu dört parça da da politik çözümleme süreçine girmişti.Şimdide da
güney Kürdistan'nın hukuksal süreçini tamamlama dönemine girerek önemli bir
başarı sağlamıştır.Bütün bu gelişmelerin artık geriye dönülmez bir süreç
olduğunu Kürt sorununda artık dünyada bu gelişmelerden etkilen,yeni dünya
düzeninin yarattığı bu popüler zeminde yararlanan dolayısıyla da Türkiye
deki bu sorunun net ve sabit Kürt stresi olduğunu anlayan Türkiye deki
politikacılar gibi Ağar da bu konudan nasıl faydalanırım? bu işten nasıl
karlı çıkarımın hesabı yapıyordur.amacına ulaşmak için her yolu mubah sayan
Ağar.siyasi kariyerine faydası dokunmayacak Kürtlerin lehine kendinin
aleyhine olacak bir şeyi asla yapmaz. Peki öyleyse bu açıklamaları niye
yaptı? Bence çok basit değimiyle oy avcılığıdır. Yani Apkk'nin yaptığı
ateşkesle direkt bir ilgisi yoktur. Parlamenter rejimlerde oy avcılığının
hikâyesi çok ilginçtir. Politikacılar bir oy elde edebilmek için
dönderemiyeceği fırıldak, atmayacağı takla yoktur. Çünkü oy onların varlık
nedenleridir. Konunu ne kadar önemli olduğunu güncel bir konudan
örnekleyelim.-Sn Karakelenin sorduğu bir soruyanda cevap vermiş olalım Sn
Karakelle” Acaba biz Kürdler olarak Ermenilerden ögrenebilecegimiz bir
seyler yada onlarin bu organizeli faaliyetlerinden cikarabilecegimiz bir
ders yok mu?” diye soruyor Fransa meclisince alınan bu kararda bence en
önemli ders; Fransa daki Ermenilerin 450 bine yakın oyunun bir bütün olarak
hareket etmesidir. Veya böyle bir görünüm vermesidir. Görüldüğü gibi bu blok
oyların duruşu neleri yapmaya kadir oluyor. Ulusal ve uluslararasında nasıl
bir etki yapıyor? Nice taşları yerinden oynatıyor? B u durumda biz Kürtlerin
alacağı en büyük ders kendi oylarımızı bir blokta toplamaktır. Bu blok
oylara hangi Politika/politikacının gücü dayanır.
Kürtlerin oylarına göz diken Ağar bence öncelikli olarak metropoldeki
Kürtleri hedef alıyor.Nedeni şu: zihinsel asimilasyonun neredeyse durduğu bu
süreçte, Kürtler artık kimlikleri ile muhatap alınmak istiyorlar.bunu dolaylı
yoldan yapmak isteyen Ağar,metropollerden DTP'lilerin bir türlü
yapamadığını yapan AKP illerin yerini almak istiyor.Bunun içinde kullanacağı
iki argümandan birincisi:Asla kendisinin çözemeyeceği bir sorunun çözümüne
en radikal ve en yakın olduğunun imajını kullanarak-bu radikal gibi görünen
tavra devlet, belki Ağar dan başkasını izin vermeyebilir- yoksul Kürt
kitlesinin kafasını geçici olarak karıştırmak –ilizyonist bir yöntemdir- (bu
ideamın doğrulamanın belirtileri, devletle tamamen bütünleşmiş birilerinin
ağarı desteklemesi ile daha da belirginleşebilir.örneğin S.Demirel,ağarı
destekler bazı açıklamalar yaparak )
(bir not sanki CHP'ye Kürt sorunu ambargosu tebliğ edilmiş gibi birileri
Baykal'a ”kesinlikle Kürt meselesinden uzak duracaksın” emri verilmiş
gibidir)
Ikinci olarak Mersin,Adana,Izmir,Ankara ve Istanbul da segrege olmuş
(Kürtlerin, metropollerde bir arada Kürt kimliklerini gizlemeden
yaşaması-entegre veya “asimile” olmamış) yoksul Kürtlerin ileride
metropollerde muhalefetin merkezi olacağını bilerek, yoksulluklarını ve
ekonomik sorunlarını sömürmek
Son olarak ta; peki metropollerdeki Kürt oyları ne kadardır? Bu riske değer
mi? sorusuna bir örnekle yazımı bitireyim; Yanılmıyorsam, 1986/87 de eski
Istanbul belediye başkanı Bedrettin Dalanın Istanbul da yaptığı bir oy
araştırmasında sadece Istanbul da Kürtlerin oylarının toplamı 600 bin dir .
bu sayıma Istanbul da doğduğu için doğum yeri Istanbul yazanlar dahil
değildir.Nurettin Sözenin Istanbul belediye başkanı olduğu 1989 seçimlerinde
partisi 750 bin oy almıştı !! Yorumu size bırakıyorum. Kaç tane Kürt bu
gerçeğin farkındadır. Evet, gecen 10 yıldan sonra Istanbul da ve diğer
metropollerdeki Kürtlerin oylarının farkına varıp ve bu oyların da blok oy
olurlarsa neleri değiştireceğini siz tahmin ediniz. Denk geldiği için bizim
yöremizde anlatılan bir atasözü ile yazıyı bitiriyorum. Çok şiddetli
fırtınalı bir havada bir kurt düşmemek için kayaya pençeleri ile tutunuyor.
Bu arada çok şiddetli rüzgar kafa derisinde başlayarak kuyruk bölgesine
kadar derisini yüzerek soyuyor ama tırnakları hala kayayı bırakmamış kurt bakıyor ki derisi yüzülmüş ve ölmek üzere” ölüyorum! ama hala tırnaklarımla kayaya tutunmuşum. EYVAH!! Bu kadar güçlü olduğum farkına varsaydım ben neler yapmazdım ki!!!”
6.11.2006
|