Kürtler sağa sola serpilmiş bir insan topluluğu değil, kendi ülkelerinde çoğunluğu oluşturan bir halktır
Değerli arkadaşlarım;
Şimdi artık bir kitabımız var: TEVKURD Tüzük ve Programı. Kitapsızlık dönemini geride bıraktık. Sizler bu kitaptan nasıl etkilendiniz bilmiyorum, ama ben, kitapsızlıktan kitaplılığa geçişten büyük bir heyecan duydum. Kitaplı döneme geçiş, Çalışma Gurubu'ndan TEVKURD'e yükseliştir.
Çalışma Gurubu Kuzey Kürdistan'da ulusal güçlerin birliğini sağlamaya dönük bir arayış idi. İki yıla yakın sürdü. Özellikle son altı ayını yoğun tartışmalarla geçirdi. Bu süreç boyunca biz Kürt ulusal güçlerinin birliğinin ne tür bir program etrafında gerçekleşebileceğini tartıştık. Ortak bir ulusal akıl oluşturmaya çalıştık. Bu ortak ulusal aklın yönlendiriciliğinde ulusal güçlerin birliğini sağlayan bir örgütlenmeyi tartıştık.
Kamyon ve şehirlerarası otobüslerde görmüşsünüzdür; “ömür biter yol bitmez” derler. Muhalif-okumuş kesime bunu tercüme edersek “ömür biter tartışma bitmez.” Bu bir yanıyla doğrudur, ama bütün bir ömrü tartışmayla geçirmenin de bir anlamı yoktur. Siyasal mücadelede her zaman tartışmalar olacaktır ama siyasal tartışmalar bir işe dönük olmalıdır. Çalışma Gurubu'ndan TEVKURD'e geçişi bir yanıyla da salonlardan sokağa çıkış sinyali olarak görüyorum. Artık TEVKURD aktivistleri, kitaplarıyla sokakta ulusal güçlerin birliğini adım adım örmeye çalışmalıdır. Önümüzde iş yapmak, örgütlenmek, yeniden iş yapmak gibi bir süreç vardır, bu kitabın bize talimatını ben böyle anlıyorum. Farklı insanlar aynı şeyi yaşasalar da, bunu farklı deneyimler olarak yaşayabilirler bu mümkündür. Başından beri süreçte yer alan biri olarak, TEVKURD'le ilgili deneyimimi sizle paylaşmaya çalışacağım.
Fanon'un ünlü sözüyle başlamak mümkündür. Fanon “ilk kurşun, sömürgecilerin işgali altındaki beynimize sıkılmalıdır” der. Bu söz Kürdistan'da da çok tartışıldı. Niyetim “ilk kurşun nedir”, “kim sıkmıştır”, “nasıl sıkmıştır” diye tartışmak değil. Dünyanın en uzun süren ulusal özgürlük savaşımız süresince sömürgecilerin işgali altındaki beyinlerimize bir çok kez silah sıkmışızdır. Burada önemli olan beynimizi işgal eden sömürgeciliğin çok canlı olduğunu görmemizdir. Kürtçe'de bir deyim vardır “heft ruhî”, “kediler yedi canlıdır” derler. Beynimizi işgal altına almak isteyen sömürgecilerin bundan çok daha fazla canlı olduğunu görmemiz lazım ve ulusal özgürlük mücadelesinde, sömürgecilerin işgali altındaki beynimizle mücadeleyi de göz ardı etmememiz lazım. Her dış mücadele aynı zamanda bir iç mücadeledir. Kürdistan'daki sömürgecilik sadece dışsal bir olgu değildir, ülkemizde içselleşmiştir ve özellikle okumuşlarımızın, ama bütün olarak halkımızın beynini de işgale yönelmiştir.
Onun için sömürgeciliğe dönük mücadelemiz aynı zamanda bir iç mücadeledir. Fanon'un o ünlü sözünü biraz da asimilasyonla ilgili olarak anlamak lazım. Araplar asimilasyona “temesülliye” derler. Bu, işgal altındakini kendine benzetme sürecidir, kendini onda temsil edilir hale getirmek gibi bir süreçtir ve Kuzey Kürdistan'da son 80 yılda dünyada eşine rastlanmamış bir asimilasyon süreci yaşıyoruz. Eskiden açıklıkla asimilasyon denirdi buna. Örneğin bakanlığın Ziya Gökalp'a sipariş ettiği yazının metni şöyledir: ‘Biz Kürtleri asimile etmek istiyoruz, ama bunu ilmi metodlarla yapmak istiyoruz. Bu alanda senin katkılarını bekliyoruz' oldukça açık seçiktir. Şimdi artık asimilasyon sözcüğü az kullanılır oldu. Mesela Taha Akyol, asimilasyon demez. Taha Akyol, buna ‘entegrasyon' der. ‘Biz Kürtleri entegre etmeliyiz' derler. Asimilasyonun kötü bir müziği, işgali, sömürgeciliği çağrıştıran bir yanı olduğu için artık sömürgeciler asimilasyondan değil, entegrasyondan söz ediyorlar.
TEVKURD programına bağlı olarak Türk Egemenlik Sistemi'nin (TES) bir özelliğinden söz etmeye çalışacağım. 1914-1918 ve 1919-1923 sürecini nitelemek tartışma konusudur. Ulusal kurtuluş savaşı, anti-emperyalist, anti sömürgeci, işgale dönük hareketler olduğunu söyleyenler var. Biz tabi böyle düşünmüyoruz, bizim bakımımızdan bu, ülkemizin yeniden işgal edilmesi ve parçalanması savaşıdır, ulusal kurtuluşla hiçbir ilgisi yoktur. 1914- 918 ve 1919-1923 dönemleri, yurtsuzların, bu coğrafyadaki köksüzlerin yurtlulara karşı savaşıdır. Yurtluları yurdundan edindirmek savaşıdır. İlk önce gayrimüslimlerden başlanılmış, bu coğrafyanın yurtluları olan Ermeniler jenoside tabi tutularak yurtsuz hale getirilmiştir. Keldaniler, Süryaniler bu sürecin farklı aşamalarında yurtlarından sürülmüştür. Sonra Pontuslar, Rumlar yurtsuzlaştırılmışlardır. Türkiye'de hala kendi yurdunda çoğunluğu oluşturan tek halk olan Kürtlere dönük savaşın da temel hedeflerinden biri Kürtleri yurtsuzlaştırmaktır.
80 yıldır TES'nin esas olarak yapmak istediği, Kürdistan'ı Doğu ve Güneydoğu Anadolu'ya dönüştürmektir. TES, Güney Kürdistan'da devletleşmeye dönük adımlar atılmasını bir beka sorunu olarak görüyor. Bunun nedeni de budur. Eğer bu coğrafyada bir Kürdistan varsa bu egemenlik sistemi işgalcidir, sömürgecidir. Bu kadar açıktır, ama eğer siz bu coğrafyada kendi yurtlarında çoğunluk oluşturan tek halk olan Kürtleri de yurtsuzlaştırırsanız, o zaman bu egemenlik sistemini meşru, normal, makul gösterebilirsiniz.
Buradan üniter devlete geçiyoruz. Üniter devletin gerçekleşmesini engelleyen temel faktör, Kürdistan gerçekliğidir. TEVKURD, Kürt sorununun bir ulus ve ülke sorunu olduğunun altını kalın çizgileriyle çiziyor. A4 boyutuyla 2.5 sayfa olan programımızda (dün gene saydım) 24 defa Kürdistan diyoruz. Bu, ajitasyon değildir. TEVKURD'ün Kürtlerin ülkesiyle tarif edilmeleri gerektiğine verdiği önemin gereğidir. Kürtler sağa sola serpilmiş bir insan topluluğu değil, kendi ülkelerinde çoğunluğu oluşturan bir halktır.
Benim bakımımdan çalışma gurubu ve TEVKURD' un bu hassasiyeti bu çalışmanın en önemli yanıdır. Son yıllarda özellikle Kuzey Kürdistan' da ulus bilincimiz, tarih bilincimiz, ülke bilincimiz karartılmaya çalışılıyor. TEVKURD' un bunu başa alması, bunda ısrar etmesi doğrusu benim bu çalışmanın içinde olmamın temel nedenlerinden birisidir.
TEVKURD ile ilgili deneyimimin ikinci önemli maddesi ise, ulusal güçlerin birliğini hedeflemesidir. Bu hedefin genel geçer maddeleri üzerinde Çalışma Gurubu döneminde ısrarla ve ayrıntıyla duruldu. Bunun genel nedenlerini zaten biliyorsunuz. Bir ulusun kurtulması o ulusun bütün sınıf ve tabakalarının, bütün çevrelerinin, bütün ideolojik akımlarının ortak işidir. Yeryüzünde, sadece komünistlerin, Müslümanların ya da dindarların, milliyetçilerin, liberallerin kurtardığı bir ulus yoktur. Bir ulusun kurtuluşu bütün ulusal sınıf, akım ve renklerin birlikte başarabilecekleri bir iştir. TEVKURD'ün bunu ısrarla öne çıkarması da bence çok önemli bir adımdır ve bundan sonraki çalışmalarının da merkezine koymaya devam edecektir.
Bu genel nedenlerinin yanında ulusal birliği acilleştiren bir de güncel nedenlerimiz vardır. Benim gördüğüm kadarıyla TES, Kürtlere karşı topyekun bir savaş hazırlığı içindedir. Genel kurmayın e-muhtırası olarak nitelenen metinde ‘Ne mutlu Türküm diyene, demeyenler bu cumhuriyetin düşmanıdır ve öyle kalacaklardır' sözünün muhatabı biz Kürtleriz. Bu muhtıra laisizm-şeriat tartışması içinde gelişti ve gösterilen hava Türkiye'deki esas tartışmanın laisizm-şeriatçılık olduğu yönündedir. Bu, Türkiye'nin resmi gündemidir ve Türkiye'nin resmi gündemi genellikle gerçek gündemiyle örtüşmez. Onun için TES'ni resmi gündemi üzerinden anlamaya çalışmak yanlıştır. Resmi gündem, gerçek gündem olsaydı genelkurmay muhtırası ‘şeriatı savunanlar, cumhuriyetin düşmanıdır' derdi. Bu söz, bize söylenmiştir. Biz ‘ne mutlu türküm diyene' demiyoruz. Bundan sonra da demeyeceğiz. Demek için hiçbir sebebimiz yoktur, kendi ulusal kimliğimizle barışığız, kendi ulusal varlığımızla hiçbir problemimiz kompleksimiz yoktur.
Son dönemlerde vatansever kuvvetler, kuvayı milliye, dip hareketi gibi çeşitli örgütlenmeler görüyoruz, bunlar paramiliter örgütlerdir. Bu örgütlerde sadece emekli askerler değil, muvazzaf askerler de vardır. Bu örgütlerin hedefi de Kürt ulus ve ülke gerçekliğidir. Bütün bu örgütlenme ve beyanları, TES'nin Kürt halkına karşı topyekün savaş hazırlığı olarak değerlendiriyorum. Türkiye'nin Güney Kürdistan'a saldırısını da aynı konsept içinde değerlendirmemiz gerekir. Yıllardan beri sınır ötesi tampon bölge resmi gündem konusu olduğu halde, geçen aylarda sınırın beri tarafında tampon bölge oluşturulmaya başlanmıştır. Kuzey'de Siirt, Şırnak, Hakkari illerimiz abluka altına alınmış, tampon bölge için adeta pilot bölge uygulamasına başlanmıştır. Bu pilot bölge uygulaması, faili meçhul cinayetler ve daha bir çok benzer uygulama ile bölgeyi insansızlaştırmaya, kürdlerden arındırmaya kadar uzanan geniş bir konsepte göre yürütülmektedir. Resmi söylem, gündemi sınır ötesi tampon bölge ile tıkadığı için bu uygulama içerde ve dışarıda gereken tepkiyi görmemiştir. Bunun önünde birtakım bariyerler var; bu topyekün savaş hazırlığını engelleyen ulusal ve uluslararası koşullar var. TES'nin yapısal sorunları var. Bu söylediklerim, “savaş başlayacak” diye anlaşılmasın, ama bunu da görmeliyiz. Örneğin Mersin'i Kürtlere yönelik savaş hazırlığının pilot bölgesi olarak seçmişler. Mersin'den sonra pilot bölge olarak sırada İzmir var diye düşünüyorum. Kürt ulusal demokratik güçleri, bu realiteyi görmelidir. Bu realite de ulusal güçlerin birliğini daha acil hale getirmektedir.
TEVKURD deneyimi bir başka noktada da ciddi açıklık sağlamıştır. Bu da açık alanda meşruiyeti esas alan mücadele tarzıdır. Biz Kürtler, uzun yıllar boyunca kendi ülkemizde, kendimizi kaçak, firari gördük. İşgali meşru, işgale karşı çıkanları da kaçak ve firari gördük. Onun için Kürt ulusal hareketi, illegal kanallardan gelişti. Legal kanallar kapalıydı, illegal kanallardan gelişti, ama bu bilinci de bir türlü aşamadık. TEVKURD bu alanda, açık alanda Kürtleri toprakları üzerinde tarif ederek ve Kürt halkının kendi topraklarında iktidar olma hakkını bu açıklıkla savunarak da bence son derece ciddi bir iş yapmaktadır.
Bu söylediklerim gizli alana eleştiri değildir. TES'nin baskısından dolayı illegal örgütlenen Kürt grupları var. Ulusal özgürlükçü bütün örgütlenmeler bizce meşrudurlar, ama artık açık alanda Kürt ulusal hareketini örgütlenme zamanı gelmiştir. Bu açık alan legaliteyi görür, ama legaliteyi değil kendi meşruiyetini esas alır.
TEVKURD'ün mücadele tarzı konusunda söylediklerini de yeni, ciddi ve önemli buluyorum. Kuzey Kürdistan'da mücadele artık şehirli bir mücadeledir. Kuzey Kürdistan halkı, artık şehirli bir halktır. 1970-80 öncesini hatırlayan, yaşayan arkadaşlarımız var. O zaman kırlardan kentlere stratejiler tartışılırdı, kızıl siyasi iktidarlar tartışılırdı, köylünün temel güç olduğu söylenirdi. Son 20-30 yılda Kürdistan'daki değişiklikleri de görmemiz lazım ve bence Kürdistan'da silahlı mücadele dışındaki siyasi mücadele de önemlidir. Esas sonuç alıcı olacak olan da bu siyasi mücadeledir. TEVKURD programında, tüzüğünde bunu sivil itaatsizlik, kitlesel eylemlilik, sistemde kriz yaratmak ve bu krizleri yönetmek olarak tarif ediyor.
Bu süreç boyunca çok tartıştığımızı da söyledim. Dünyada benzer sorunları yaşayan ülkelerin deneyimlerini de tartıştık (Hindistan, Güney Afrika, Angola, Filistin...). Ama TEVKURD hiçbir modelin kopyası değildir. Çünkü çok özel koşullarda yaşıyor ve özgürlük mücadelesi veriyoruz. Bu geliştirilmeye açıktır. “Konseptimiz bitmiştir, bu konsepte böyle dahil olursunuz ya da olmazsınız” diye bir tutumumuz yoktur. Bu konsept gelişmeye de geliştirilmeye de açıktır. Şu anda TEVKURD içinde çalışan arkadaş, çevre ve grupların dışında da yurtsever güçler olduğunu biliyoruz. Kürt halkını ulus ve ülke gerçekliği üzerinden tanımlayan bütün güçlere TEVKURD'ün kapısı açıktır. Bütün ulusal güçlere çağrımızdır: Kuzey Kürdistan'da ulusal özgürlük mücadelesine ivme katmak için gelin birlikte çalışalım. Tarihi kendimizle başlatıyor değiliz, ulusal güçleri kendimizle sınırlıyor değiliz.
Genel hatlarıyla benim yaşadığım TEVKURD deneyimi budur . Hepinizi bu deneyimler ışığında birlikte mücadeleye davet ediyorum, bundan sonraki işimiz esas olarak iş yapmak ve örgütlenmektir. Bir tehlikeli eğilim var bu çevrede; o da bekle gör politikasıdır. TEVKURD yeni bir denemedir, her yenilik belli ölçülerde bir tedirginlik yaratır. Bunu anlamak mümkündür, ama eğer bu program, bu çalışma tarzı, bu örgüt modeli doğruysa, bekleyip görmeyin, gelin birlikte bunu başarıya ulaştırmaya çalışalım. Bekleyip görürseniz ve başarısız olursak, yolun yanlışlığından değil, bizlerin bu yola yeterince destek vermeyişimizden, eksikliklerimizden dolayıdır. Ben kişi olarak bu yolu doğru buluyorum. TEVKURD'ün çağrısını Kuzey Kürdistan'da çok önemli siyasi bir çağrı olarak değerlendiriyorum. Hepinizi bu çağrıya kulak vermeye, bekleyip görmekten vazgeçip elele verip TEVKURD'ü geliştirmeye, güçlendirmeye ve örgütlendirmeye çağırıyorum.
Mazlum-Der Genel Başkanı'nın aramızda olmasından büyük sevinç duydum. Konuğumuzdur, ama doğrusu bir yanını yadırgadığımı söylemeliyim. Batı merkezli bir dünyada yaşıyoruz, batı bir takım tarifler yapıyor ve biz doğudakilerde o tariflerin doğru olduğunu varsayarak izliyoruz. Eurosentrik bir dünyadır bu yanıyla. Niye buranın adı Ortadoğu'dur, biraz ötesi Uzakdoğu'dur, beri taraf Yakındoğu'dur, bu batıya göre tanımlanıyor. Batı'nın durduğu yer dünyanın merkezidir. Avrupalıların durduğu yer dünyanın merkezidir ve onlar bizi tanımlıyor; ‘sen uzak, orta veya yakın doğusun' diye. Bir kere bizim bunu artık tartışmamız, bunu reddetmemiz gerektiğini düşünüyorum. Tayin hakkı ve ulusal devlet konusu da, ulus devlet konusu da böyle bir konudur. Kapitalizmin şafağındadır ulusların ortaya çıkması. 400 yıllık bir tarihi vardır. Avrupa'da ulus devlet süreci esas itibariyle bitmiştir. Avrupalılar kendi aralarında ulus ötesi devleti tartışıyorlar. Bu sürecin örneğin Ortadoğu'da da böyle işlediğini kabul edip akıl yürütmemiz yanlıştır.
Ortadoğu'da ulus devlet var mıdır? Ortadoğu'da bir ulus devlet yoktur. Türkiye bir ulus devlet değildir, çünkü bu devletin bir ulusu yoktur. Bu devlet, 1923'ten sonra kendini ulus devlet olarak tanımlamış, ortada bir ulusu olmadığı halde ve devlet erkini kullanarak bu topraklar üzerinde bir ulus yaratmaya çalışmıştır. Şimdi böyle bir devleti ulus devlet olarak kabul etmenin imkanı yoktur.
Kuveyt bir ulus devlet midir? Düne kadar Kuveyt Bağdat'ın, Basra'nın bir kasabasıydı. Batılılar Ortadoğu'ya bir nizam verdiler, Arap coğrafyasını parçaladılar, orada irili ufaklı bir takım devletler kurdular ve şimdi orada bir Kuveyt devleti var. Bu devletin ulus devlet olduğunu söylemek mümkün değildir.
Mazlum-Der'den ne bekliyoruz? Muhalif hukukçulardan yeni bir hukuk tartışması bekliyoruz. Cemiyeti Akvam'ın, Birleşmiş Milletler'in kaideleri tartışılmaz, her yanı doğru kararlar değildir. Cemiyeti Akvam'ın ulus kararı yanlıştır, haksızdır. Cemiyeti Akvam sonuçta 1. Savaş'ın galipleri tarafından kurulmuş bir örgüttür ve her hukuk son kertede egemenlerin iradesini temsil eder.
Cemiyeti Akvam, Arap coğrafyasını parçalayarak ‘bunlar devlettir ve bu devletin tebaası da millettir' demiştir. Bunu reddetmemiz lazım. Yeni bir hukuk anlayışı oluşturmamız lazım. Hakka, eşitliğe, özgürlüğe dayalı bir hukuk anlayışına ulaşmamız lazım. “Ulus devletlerin vakti geçti” denildiği dönem Sovyetler Birliği'nin çözülmesinden sonraki dönemdir. Sovyetler Birliği'nde sosyalizmin çözülmesinden bu yana dünyada onlarca devlet kuruldu. Dünyanın hiçbir yerinde, hiç kimse bu devletlerin kuruluşuna itiraz etmedi; “yahu ulus devlet dönemi geçmiştir, ey Gürcüler ayrı bir devlet kurmayın” filan demedi. Çeçenlere de kimse böyle bir şey demiyor. Yugoslavya denilen devletten 6 tane devlet çıktı, dünyada hiç kimse “ey Yugoslavlar, Boşnaklar, Sırplar, Karadağlılar ulus devlet zamanı geçmiştir, ulus devletinizi kurmayın” demedi. Dünyada ulus devlet hakkı, devlet kurma hakkı tartışılan bir tek Kürtler vardır. Yeryüzünde artık Kürtler dışında hiçbir ulus için kendi devletini kurma hakkı tartışılmıyor. Biz mesela Filistinlilerin devlet kurma hakkını hiç tartışmadık. İlk gençliğimden bu yana Filistinlilerin ayrı devlet kurma hakkını savundum ve hala da savunuyorum, dünya da savunuyor.
Türk egemenlerinin temel propaganda jargonu şudur; “biz Türkler, Kürtler, Araplar, Çerkezler… eşitiz, kardeşiz, bir ulus oluşturuyoruz” diyorlar. Bir an için bunu doğru varsayalım. Peki, Çeçenler Çeçenistan'da bağımsızlık mücadelesi veriyorlar, Türk devleti bunu kendisi için beka sorunu olarak algılamıyor. Türk devleti bir tarafa Türk halkı da bunu bir tehlike olarak görmüyor. Bugün bir anket yapılsa Türk halkı içinde halkın büyük çoğunluğu Çeçenlerin kendi bağımsızlıklarını kazanmasından yana olacaktır. Filistinliler Arap'tır, ne Türk devleti, ne Türk halkı Filistin Araplarının kendi devletini kurmasına bir itirazda bulunmuyor. Kıbrıs'ta 1974'te 80-100 bin arası Türk vardı, o kadarTürk için 30 küsur yıldır orası işgal altındadır ve oradaki Türklerin devletleşmesi gerektiği söyleniyor. Buna da kimse itiraz etmiyor. Birkaç ay önce 650 bin Karadağlı “ben bağımsız devlet kuracağım” dedi, buna da kimse itiraz etmedi. Sadece Kürtler söz konusu olduğu zaman bu tartışıldı. Bu haksızlıktır, bu zulümdür.
Türkiye devleti coğrafyasında Kürtler ve ötekiler vardır. Bugün bu coğrafyada kendi toprakları üzerinde çoğunluk oluşturan tek halk Kürt halkıdır. Araplar, Çerkezler, Türkmenler, İbraniler Türkiye'nin yerleşik halkı değildir. Kendi topraklarında çoğunluk oluşturtan tek halk Kürt halkıdır, kendi devletini kurma hakkını bu anlamda hak eden tek halk Kürt halkıdır ve tam tersine herkes için hak olan , Kürt halkı için yok var sayılıyor. Buna isyan ediyoruz . Bunun önünü açan Cemiyeti Akvam'a da, Birleşmiş Milletlere de isyan ediyoruz. Dünyaya yeni bir hukuk lazım. Daha eşitlikçi, daha özgürlükçü bir dünya düzeni talep ediyoruz. Biz bu dünya düzenini Amerika Birleşik Devletleri'nden falan da talep ediyor değiliz. Biz özgürlük savaşçılarıyız, daha eşit, daha özgür bir dünya talebimiz var ve onun içinde kendi ülkemizde de eşit ve özgür yaşamak istiyoruz, onun için bence bu meseleye Kürtler ne istiyor, nasıl olacak diye bakmamak lazım. Hak nedir? Dünyada herkese hak olan bu hak niye Kürtlere hak değildir? Dünyada herkese hak olan, kendi devletini kurma hakkı Kürtlerin de hakkıdır. Bu çok basit, çok masum bir hak talebidir. Mazlum-Der Cemaati'nin bu hak talebimizi anlayışla karşılamalarını bekliyoruz.
İnanç özgürlüğü ve laisizm konusunda, programımızdaki bir paragrafı olduğu gibi okuyorum:
“TEVKURD düşünce ve inanç özgürlüğünü esas alır. Düşünce ve inanç özgürlüğünü temel insan haklarından sayar. Bireyler için inanç özgürlüğünün yanı sıra, bireyler ve gruplar için ibadet özgürlüğünün garanti altına alınmasına, din özgürlüğünün aynı zamanda herhangi bir dine mensup olmama hakkını da içerdiğine inanır.” Bizim inanç özgürlüğü konusundaki temel bakışımız budur. Mazlum-Der başkanı, “bu çok soyut, TC anayasasında da benzeri şeyler var, bunun ete kemiğe büründürülmüş olması lazım” diyor. Hayır TC anayasasında böyle bir madde yoktur, ete kemiğe büründürülmesi, yani yaşama geçirilmesi gerektiği ise doğrudur. TEVKURD'ün bu program maddelerini ete kemiğe büründürmesi gerekir. Bu bir başlangıçtır ama program itibariyle bu böyledir. TEVKURD Kürdistani bir örgüttür. TEVKURD Türkiyeli bir örgüt değildir. Biz Kürdistan'da eşitlik ve özgürlük talebiyle örgütlenmeye çalışan Kürt ulusal demokratik güçleriyiz.