firatkaya1@gmail.com
Fransız CEM...
Gözleri derinlerde geziniyordu. Yüzüne inen hüznün kırışıklıkları, sevgililerinin öpücüklerinden çok uzaktı, zihninin kayalarını aşındıran, köpüren dalda dalga saçları ise fırtınaların ta kendisiydi…
Ölümü bekleyecek kadar çaresiz ve yalnız, dünyayı yorumlayacak kadar derin di…Ne Çin'in sosyalizmine inanıyordu , ne de dünyayı değiştirecek olan romantizmin kaldığına…En sevdiği kişilik Mazlum Doğan'dı.. "PKKyi PKK yapan o ve arkadaşlarının kıvılcımlarıydı" diyordu… Şimdi ise birinin yaşamı için koskoca yaratılan değer bitiriliyor deyip üzülüyordu…
Çok yaşamam diyordu… Bunu söylerken hiç ama hiç kendini acındırmıyordu… Hayatı hep mazlumlardan yana oldu… Arnavuttu ama Kürt sevdalısıydı… Ülkenin karanlık dönemleri onu da etkilemişti ve Fransa da uzun bir süre yaşamak zorunda kalmıştı… Öyle bir karanlık dönemdi ki yaşadıklarının etkisini ruhunda ve bedeninde tüm şiddetiyle hissetmişti.…ve Fransa hüsrandı… Fransa romantizmi yerlerde sürünüyor, faşizmin ırkçılığı gümbür gümbür kendini Cem' e hissettiriyordu…Dört yıl sokaklarda yatıp kalkarak hayatından bezdirdi Cem'i Fransa... Evet Fransız Cem diyorlardı ona… Bir de deli… Hiç gocunmuyordu, düzeltir gibi yapıp şizofrenim diyordu…
"B u dünyada sağlıklı kimse var mı " ? d iye sordu bana, çaylarımızı yudumlarken.. B en de hayır tabi ki yok.. K imi insan senin gibi klinik hasta ve kontrol altında.. K imi ise kontrol dışı hasta bizim gibi ve aranızda… Y ani tehlike olan sen değilsin dedim.. ve gülümsedi C em.. beklide uzun zamandır gülmemişti… A cemi ama içten bi r gülümsemeydi… S onra sigaralar ımıza dadandık… ve sohbeti tekrar Fransa ya geçirdiği kazaya doğru sürdürdük…
Cem başından geçen kazayı şöyle anlatıyordu… Ben pür dikkat onu dinliyordum… Fransa da sahip olduğu tek şey radyosuymuş... ve en mutlu olduğu zaman, saati geldiğin de köprünün üzerinden manzarayı izleyip radyoda müzik programının başlamasıymış…" Hayat benim için o zaman başlıyordu" diyordu... Bir gün yine köprünün perdeliklerine yaslanmış, dinlediği müzikle dalmışken hayallerine, elinden radyosunu köprünün hemen dibin de biten ağaca düşürüyor Cem…. Uzanıp almaya çalışırken dengesini kaybedip kayalıklardan aşağıya kadar yuvarlanıyor…Ölümden dönüyor… Uzun ama çok uzun bir süre hastanede yatmak zorunda kalıyor … kırılmadık kemiği kalmıyor...vücudu platinlerle doluyor…
Yanında oturan bir genç sordu değer miydi Cem bir radyo için bu hale gelmeye… Cem başını o gence çevirip şöyle dedi.." Sahip olduğum tek şeydi o radyo ve çalan müzik ise en sevdiğim parçaydı… başkada hiçbir şeyim yoktu" dedi…ve bir an herkes sustu…
Fransız Cem ‘ le vedalaşırken bana dönüp " sende bu hayatı sevmiyorsun değil mi "dedi…Ben de başımla onaylayarak ordan uzaklaştım ….
Firat KAYA
firatkaya1@gmail.com
17/12/2007 |