BOP, AB VE KÜRTLER
Son yıllarda bölgemizdeki gelişmeler paralelinde dünyadaki hareketlilik Kürt aydınları arasında bir tartışma süreci başlatmıştır.Bu tartışmada ortaya farklı iki düşünce ekseni göze çarpmaktadır.Birinci yaklaşım Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) ile başlatıkları bütünleşme süreci..İkincisi,bu sürece karşı çıkanların dayandıkları Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)'dir. Bir başka ifade ile AB'nin refomcu,yumuşatıcı özelliğine karşı daha radikal söylem ve duruşu savunanların kutuplaşması olarakta süreci okumak mümkün.
12 Eylül askeri müdahalesinin Kürt toplum dinamikleri üzerindeki baskıcı ve yıkıcı etkisi,o döneme kadar faaliyet gösteren Kürtlerin siyasal yapılarını parçalamış,lider kadrosundan sağ kalanları da etkisizleştirmişti.Bunun yanında Abdullah Öcalan liderliğindeki PKK hareketinin 1984 yılında başlattığı silahlı mücadele Kürt kitlesinde yeni bir canlanma ve hareketlilik yaratmıştır.Ancak bu hareketin lider partisine dönüştürülmesi veya liderinin sürecin önüne kendisini oturtması hareketin yalpalanmasına ve büyük hatalar yapmasına neden olmuştur.
Liderinin yakalanması ve devlet politikalarına paralel politikalar açıklaması mücadele yıllarının geliştirdiği güven duygusunu telaşa ve karamsarlığa dönüştürmüştür.Tüm bu gelişmeler olurken,aynı dönemlerde Türkiye'nin AB'ne girme çabası ve AB'nin yaşam ve demokratik normlarının Kürt insanında çökmüş olan umutlarının karşısına yeni bir umut yolu olarak parlamaya başlamıştır.Yakın dönemlerde Amerika'nın Irak'ı işgali sonucu Kürtlerle yapmış oldukları stratejik ortaklık Güney Kürtlerinin önemli kazanımlar elde etmesi ve büyük bir hızla devletleşmeye doğru gelişmeleri,askeri ve siyasi ağır bir yenilgi almış Kuzey Kürtleri üzerinde yenilginin sonucu olması muhtemel çöküntüyü engellemiş ve yeniden dirilme dürtüsü yaratmıştır.Bölgemizi etkileyen bu iki uluslararası etki, doğal olarak Kürt Aydınları arasında iki kutuplu farklı değerlendirme yaratmıştır.
Amerika'nın bölge ile ilgili stratejisinin projesi olarak adlandırılan BOP'de zaman zaman iddia edilen “yeni coğrafik sınırlar”dan bahsediliyor olması Kürt aydınların bu proje sonucu oluşacağını düşündüğü Birleşik Kürdistan'nın,AB'nin iyileştirici normlarına feda edilmemesi gerektiği anlayışı gelişmiştir.Aslında tam olarak öyle olmasa bile sanki AB'nin iyileştirici normlarını savunanlar “reformcu”, BOP'ni savunanlar “bağımsızlıkçı” olarak doğru olmayan bir görüntü verilmektedir.
Daha doğrusu BOP'çular böyle bir görüntü vermekle kendilerini daha kabul edilebilir seviyeye geleceklerini düşünmektedirler.Bu bakımdan son günlerde bu konuyu tartışanlar gereksiz bir savunma içgüdüsü ile “AB'yi savunuyorum ama bağımsızlıkçıyım” türünden belirlemeler yapmak zorunda kalmışlardır.
Siyasi partiler ve kadroları siyasi mücadele yöntem ve hedeflerini belirlerken dayandıkları dinamik güçleri ve etraflarını saran diğer uluslararası kabul çizgilerini ve sınırlarını dikkate almak zorundadırlar.Ayrıca eğer olması arzu edilen gelişmeler bir süreci gerektiriyorsa bu süreçte politik basamakları hesap etme zorunluluğu olmalıdır..
Kuzey Kürdistan'da 1970'lerde başlayan ulusal uyanış PKK'nin başlattığı silahlı mücadele ile boyutlanmış olmasına rağmen yapılan büyük hatalar sonucu son yıllarda inişe geçmiştir. Bunun arkasından devletin sürdürdüğü asimilasyon politikası 1970 yılından bu yana en yüksek seviyesine ulaşmıştır.Devletin bu politikasının başarısız olduğunu söylemek doğru olmayacaktır.Yıllardır sistematik olarak Türkleştirilen Kürt şehirleri artmaktadır.Diğer başka şehirlerimizde de Türk yaşam biçimi hakim olmaktadır.Toprağı ile ilişkisi kesilmiş sürgün kürtler hızlı bir şekilde asimilasyonun kıskacına girmektedirler.Son dönemlerde basına sızmış olan Türkiye Devletinin Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi, Kürdistanın su yolları üzerinde barajlar inşaa etmeyi öngörmektedir.Böylelikle toprakları sular altında bırakılan Kürtler zorunluk olarak göç etirilecektir.
Toprağından kopartılmış Kürt toplumu böylece haksız ve acımasızca bir asimilasyona tabii tutulmaktadır.Dünyada başka bir yerde benzeri olmayan karşı karşıya bulunduğumuz sömürgeci anlayış ve bu anlayış üzerine inşaa edilmiş devlet yapısı, varolan bütün kurumlarıyla hem Kuzey Kürtlerini etkisizleştirmek, hem de Güney'de elde edilmiş hakları ve gelişmeleri yok etmek için mücadele etmektedir.
Ayrıca Kürt hareketliliği karşısında ortaya çıkacak muhtemel sonuçları karşısında değişik alternatifler üretmektedirler. Bunun karşısında ne yapacağını şaşırmış, teslimiyetin üstünü örtmeye ve meşrulaştırmaya çalışan lider partisi elemanları bir bütün olarak tüm halkın yüzyıllık sorununu kendi liderlerinin refahına adamıştır. PKK gölgesinde siyasi arenada kendine yer bulmaya çalışan bir kaç uyanık “siyasetçi”bu boşluktan yararlanarak Türkiye Devletinin hoşuna gidecek manevralara girmişlerdir.
Geçmişten kalan ve dünyanın her tarafına savrulan diğer eski siyasi hareketlerin kadroları tüm güçlerini birleştireceklerine seviyesi düşürülmüş söylemlerle birbirlerini suçlamaktadırlar. Her şeye rağmen bu karmaşa içinde sorunu tartışmaya çalışan az sayıdaki insanlarımızın daha var olduğu bir teseli kaynağı olmaktadır
Çerçeveye giren fotografımız budur. Bu fotograftır ki Kürt sorununun çözümünde farklı ama tam da anlaşılmayan davranışlar ve ifadeler ortaya çıkmıştır.Her iki düşünce tarafının merkezinde gizlenen esas ana itici neden çaresizlik ve kendine güvensizliktir.Bizim kendi özgücümüzle üstesinden gelemiyeceğimize inandığımız sorunumuzun,dışımızdaki başka güçlerin bizim adımıza çözeceğine inandığımızı ve bizi bu düşünce merkezine iten zorlayıcı iradenin parçalanmış duruşumuz olduğunu belirlemek yanlış olmaz.
Çünkü eğer ortaya çıkmış olan bu uluslararası şartlardan yeteri kadar yararlanma ve kullanma anlayışımız olsaydı,tartışılan bu her iki avantajı mücadelenin aracı olarak hesaplayıp birlik ve beraberliğimizi geliştirir ve örgütlenmeye çalışırdık.
Güney'deki gelişim sürecini doğru okumadan aynısını veya benzeri bir süreç yaşayacağımızı beklemek büyük bir yanılgıdır.Birincisi soğuk savaşın sona ermesinden sonra rakipsiz kalan ABD'nin yeni dengeler kurma istemi, soğuk savaş döneminin ABD açısından karşı tarafı olarak algılanan ve önemli petrol kaynakları elinde bulunan Saddam yönetimindeki Irak'ın giderek güçlenmesi, İsrail'i tehdit eder bir konuma gelmesi ABD'nin müdahalesine neden olmuştur.
İkincisi; onyıllardır Irak yönetimine karşı silahlı mücadele yürüten Kürdistan Ulusal Kurtuluş Güçleri hem bölgeye gelecek müdahale güçlerine müteffik olma gücünü hazır tutmuş,hem de Amerika ve diğer müteffik güçlerin ihtiyaç duyduğu önemli bir güç olmuşlardır..Kısacası müteffik güçlerin bölgeye inişlerinde ve bu merkezden hareketle yayılmalarında Kürtlerle yaptıkları itifaka kendileri açısından ihtiyaç doğmuştur. Bunu bugün için Türkiye ve Kuzey Kürtleri açısından düşünmek mümkün değildir.
Bu anlamda çalışma masamızın başında çelişkiler yaratıp bunun üzerine stratejiler inşaa etmek doğru olmaz. Ancak bu belirleme ileriki bir zaman diliminde Güney'e benzer şartların oluşmayacağı anlamına gelmemelidir. Bu bakımından Kuzey Kürdistanda ki örgütlü güçlerin yanlışlardan arındırılmasını savunmak tercih edilmelidir O zamana kadar ki bir süreç değerlendirilmeden geçilmemelidir.Bu tartışmaların ortasında garip belirlemeler konuyu sadece bir tartışma düzeyinden çıkarıp günümüz gerçekliğinde BOP'u esas almayanlara karşı yersiz ve seviyesiz suçlamalara taşımaktadır.
Savunanlar kendilerini devrimci, savunmayanları reformist, teslimiyetçi olarak değerlendirmektedirler. Halbuki BOP'nin mimarı ve uygulayıcısı olan ABD Kuzey Kürtlerine kendi sorunlarını AB sürecinde aramalarını işaret etmektedir. BOP nihayi sonucu itibariyle eğer Birleşik Kürdistan hedefliyor olsa bile ABD stratejistleri bunun çok zaman alacağını, toplumdaki kırılmaları tamir etmek için bir ara süreç yaşanması gerektiğini, dolayısıyla yönümüzü şimdilik AB'ne çevirmemiz gerektiğini işaret etmektedir.
Kaldı ki hangi hedefi ve buna bağlı mücadele biçimini seçerseniz seçin projelerinizi hayata geçirtmek için örgütlü ve güçlü olmak zorundasınız. Bir türlü bir araya gelemeyen Kürt siyasetçileri olması gereken birliktelik yerine nostaljik birlikler peşine düşmüşlerdir.Psikolojik rahatlama sağlayacak bu tür nostaljik birliktelikleri acil ihtiyacımız olan yeni örgütlemenin önüne çıkarmamaya dikkat etmeliyiz. Çünkü Kürt halkının bütün değerleri parçalanmıştır.Ya halkımıza sahip çıkacak örgütlemeyi başaracağız ya da bozulmuş psikolojimizle birbirmizle uğraşacağız.Tercihimizi yapalım.
03-11-2005