İbrahim Küreken 

Arşiv

 

Geçmişteki karşıtlarımla soluklanmaya çalışıyorum

Burada aslında ben kendimi eleştiriyorum .

 

Türkiye'de, Ortadoğu üzerinden başlayan saflaşmalar, etnik davranış ve söylemler üzerine şekillenen siyaset, her ilgili insanı yeni değerlendirmelere ve duruşa zorlamaktadır. Safların belirginleştiği, davranışların etnik değerler üzerinden hesaplandığı bir yeni döneme doğru hızla yol alırken kendi davranışımı ve siyasi algılarımı yeniden gözden geçirmek zorunluluğu hissediyorum. Kendimi, düşüncelerimi, davranışlarımı, karşımdakileri ve yanımdakileri yeniden değerlendiriyorum.Uzun sıkıntılı bir süreçte ortak acılar yaşadığımız benim gibi düşünen veya farklı düşünceleri olan Kürt yurtsever çevresi ile ilişkilerimin boyutunu irdeliyorum.

 

Bir çoğumuzun 1970'lerde savunduklarımızın ve duruşumuzun 30 yıllık bir zaman sonra eleştirilmeye ve yeniden değerlendirmeye ihtiyaç olduğunu gördük. Siyasetimizin ve varlığımızın temel çizgisi yaptığımız ideolojik rehberlerimizin, hem ülkemizin parçalanmasındaki rolünün ayırtına vardık hem de ulusumuzun hak istemlerinin önünde stratejik bir engel olduğunu çoğumuz yıllar sonra nihayet anladık. Dünyada değişen dengelerde karşıt olduklarımız müttefikimiz, yandaşı olduklarımız karşıtımız olduğunu gördük.Geçmişteki gurupsal referanslarımızın yanlışlığı, yenilgisi ve artık gereksizliği görülmesine rağmen, eskiyi çağrıştıracak, ama, sadece eskinin kompleks ve duygusallığını içeren “yeni” yapılanmalara giderken katlettiğimiz sürecin sorumluluğunu ve hesabını düşünmemiz lazım. Henüz bu hesabı kendi kendimize dahi vermeden bugünkü olumsuz sonucu yaratan başarısızlığımızı görmezden gelerek eski kulüpleri yenilemek çok akılcı ve yararlı olmayacaktır. Bu “yeni” kulüplere yönelmeden önce birey olarak kendimizi sorgulamamız lazım.Geçmişteki davranışlarımızdan dolayı kendimizden uzaklaştırdığımız arkadaşlarımıza karşı verilecek bir hesabımızın olması gerektiğini düşünmemiz lazım.

 

İçinde yaşadığımız döneme ait yeni düşünceler üretmeden, eskinin alışkanlıklarıyla yeniler yaratmanın imkanı yoktur. Daha henüz birbirimizin kişilik yapılarıyla kavga ederek gösterdiğimiz duruşa siyaset demek mümkün mü? 18 Nisan 1920'de Bağlaşık Güçler arasında yapılan San Remo Konferans'ında İngilizleri temsilen katılan Lloyd George 'un söylediği : “…temsil yeteneği olan bir Kürt bulma olanağı elde edilmemiştir. Hiç bir Kürdün, kendi özel kabilesinin dışında hiçbir şey temsil etmediği izlenimi edilmektedir” (Hasan Yıldız:20.yy. başlarında Kürt Siyasası ve Modernizm.s.170) sözü aradan geçen yaklaşık yüz yıl sonra bile geçerliliğini koruyor mu? Bu hastalığımız devam ediyorsa bunda bizim payımız ne kadardır?

 

Bir insan, çevresi ile ilişki kurmadan, okumadan, araştırmadan, görmeden, yaşamadan fikir sahibi olabilir mi? Eleştirdiğim düşüncelerin karşıtını yaratmaya ne kadar yetkinim? İnsan kendi “doğrularını” mukayese edebileceği karşıt düşüncelerin olmadığı bir durumda kendi doğrusundan ne ölçüde emin olabilir? Dinlemeden, karşıt olarak düşünebileceği fikirlerin duruşunu, kendi doğrularıyla mukayese edebilme imkanı ne kadardır? Kendi düşüncelerinden hiç şüphe duymadan bir yargıya varmanın doğru tarafı var mıdır? Bu soruları kendime yöneltince karşıma inanılmaz bir yargılama boyutu beliriyor.

 

Son dönemlerde Kürt aydınları, yazarları, siyasetçileri arasında küçümsenmeyecek boyutta yazılar görüyoruz. Bu tabii ki sevindirici bir olay. Bu yazı bolluğu içerisinde birbirlerini tamamlayan, geliştiren, eleştirirken bile düşünce sahibine güç katan ve onu geliştirmeye ve kazanmaya çalışan kaç tane örnek bulunabilir? Okuduğunu beğenme nezaketinde bulunan ve beğenisini kendi kompleksini aşarak açıklayan kaç insanımız vardır? Legal veya illegal siyasi yapılar içerisinde yıllardır bir arada bulunan yoldaşların çok önem verdikleri konularda, kendi aralarındaki düşünce ortaklığı, dışlarındaki başka insanlardan ne kadar farklıdır? Fark yoksa neden “tarikatlarını” ayakta tutmaya çalışıyorlar?

 

Çevremle ilgileniyorum.Her biri ile ilgili değerlendirmelerim ve kaygılarım vardır. Onlarla ilgili kaygılanırken kendimle ilgili kaygılarım da artıyor. İlk bakışımı, ilk yargımı yargılamaya başlıyorum. Karşısında dirençle durduğum bazı düşüncelerin kendi düşüncelerim karşısındaki doğruluk ihtimalini düşünüyorum. Çizginin doğru tarafında olan ben miyim, yoksa yanlış diye yargıladığım karşımdaki düşünce midir doğru olan? Kendi “doğrularımda” ısrar etmemin karşı “yanlışı” düzeltmeye ne ölçüde yararı olacaktır

 

Herkesi anlamaya çalışıyorum. İnsanların, gurupların birbirine karşı söylemlerini zaman kavramı içerisinde değerlendirmeye çalışıyorum.Çoğunluğu ile yargılarımda sabit bir duruş gösteremiyorum. Kendimle ilgili kaygılarım ön plana çıkıyor. Eleştirdiğim düşüncenin içinde doğruyu arıyorum. Kendimi zorluyorum.Sıkıntılarım oluyor.Bu düşünceleri yeniden değerlendirmeye önem veriyorum.Yazdıklarımı, eleştirilerimi bir zaman sonra yargılamak ihtiyacını hissediyorum. Hakkında yargıya vardığım konularda hata payımı düşünüyorum. Haksızlık yaptığımı düşündüğüm zamanlarda üzülüyorum. Arkamızda bıraktığımız süreçte birbirimize layık gördüğümüz kavramların ne kadar yanlış ve yersiz olduğunu hep beraber çukura yuvarlandığımızı hatırlayarak üzülüyorum. O günlerin yanlış değerlendirme ve davranışların hesabını kendi payıma kime ve nasıl vereceğimi düşünüyorum.Geçmişe saplanmaya karşı direnirken geçmişteki karşıtlarımla ayni atmosferde soluklanmaya çalışıyorum. Eskiden dersler çıkaran, döneme uygun yeni tespitler için her kesim ve düzeyde insanlarla yeni ortaklıklar yaratmanın gerekliliğini düşünüyorum.

 

Aynı ortak kaygılarla her Kürt insanının, düşünürün düşüncelerine saygılı yaklaşmak gerektiğine inanıyorum. Siyasi öngörülerini değerlendirirken, ayni benim gibi on(lar)un da kendi doğrularıyla siyaset yapma haklarının olduğunu düşünüyorum.Bu değerlendirmeler için birilerine “beyaz Kürt”, birilerine “kara Kürt” veya “Türk Kürdü” gibi sıfatlar yapıştırma hakkını kendimde ve hiç kimsede bulmuyorum. Kendisini Kemalist ve devlete hizmet etmek istediğini itiraf eden birey ve guruplar da dahil hiç kimseye kendilerini tarif ettikleri yerin dışında bir konumlandırma yapma hakkını kendimde görmüyorum. Birileri ben yurtseverim diyorsa, yapısal bazı eleştiriler dışında ona başka tarif getirme ihtiyacında olmadığımı düşünüyorum.

 

Son olarak aynı kaygıları paylaştığımız insanlarımızın en az benim kadar akıllı, yetenekli ve iyi niyetli olduğunu düşünüyorum. Her insanın kendi istem ve yeteneğine uygun hedeflerinin olabileceğini ve bunların bu amaçlarında onlara destek olunması gerektiğini düşünüyorum.

 

Başkalarını aşağılayarak yükselen bir örnek bilmiyorum. Ama dostlarını yücelterek beraber yol alınabilineceğini biliyorum. Çevremizde savaş tamtamlarının yükseldiği ve halkımıza karşı kılıçların bilendiği bu dönemde yan yana, kol kola ve kalp kalbe bütünleşmek acil görev olarak dururken birbirimizin üstüne çıkma gayretlerinin sadece düşmana yarar sağladığını düşünüyorum. Burada aslında ben kendimi eleştiriyorum.

Saygılarımla

08-05-2007