Idil Dicle

Arşiv

 

Uluslarin Kendi Kaderlerini “Kendilerinin'' Tayini

Kürt ulusal mücadelesi yüzyıllardan beri süregelmektedir, bu devam eden

mücadele süresince kimi zaman;geri püskürtüldü,zafer elde etti ya da küçük taleplerini kabul ettirebildi.Elbette ki,uluslar kendi kaderlerini kendileri

tayin ederler.Hiç kuşkusuz bu önemli vazifeyi ne bir başka nesil'e bırakma

yada bu sorunun çözümü için dış mihraplara bırakılması düşünülemez.Eğer

uluslar kendi kaderlerini kendileri tayin etmezlerse veya bir başka nesil'e

bırakma lüksünü kendilerinde görürlerse hep bazılarına gebe

kalırlar/kalabilirler.

Ezen ulusun milliyetçiliğine karşı,ezilen ulusun milliyetçiliği her zaman

ilericidir ve ilerici kalmalıdır.Ezilen uluslar,ezen ulusa karşı şoven

duygular beslerse,elbette ki şu unutulmamalıdır ki her etki bir tepkiyi

doğuracaktır.EZEN-EZILEN ulus içinde şovenizm tehlikeli ve hiçbir ilerici

yanı bulunmayan gerici bir ideolojidir.Bu nedenle ezilen ulusun ezen ulusa

karşı beslediği şoven ideoloji ezilen ulus için yaşamlarının kaos'a dönmesi

demektir.aynı zamanda EZEN ulusta bundan payını mutlaka alacaktır.

Ezilen ulus her zaman haklılığını kanıtlayabilmek için şovenizminden uzak

durmalı,ezen ulusun şoven politikaları teşhir etmelidir.Bununla birlikte ezen

ulusa karşı mücadele yöntemleri şunlarla desteklenmelidir:

Gönüllü birliktelik ve karşılıklı özgüven çerçevesinde ezilen ulus ve

azınlıkların birliği kurulmalıdır.Arap'ı,Laz'ı,Çerkez'i ve Kürdü kendi

oluşumlarından bağımsız olarak legal veya yarı legal komiteler yaratmalı ve

taleplerini dile getirmelidirler.

Ezen ulus ilke ezilen ulusun sınıfsal mücadelesi ancak ve ancak ezen

ulusun,ezilen ulusa tam bir özgüven çerçevesinde gerçekleşmelidir.Öncelikli

olarak ezen ulus,ezilen ulusun ‘'Ulusal Sorununu''çözümde tam destekçi ve

yardımcı olmalıdır.Aksi taktirde Ezilen ulus ile ezen ulusun birlikte

mücadelesini koşulu yoktur ve buna koşul aranmamalıdır.

Ezilen ulus,demokratik haklarını sonuna kadar kullanmalı ve kendi demokratiktaleplerini dayatmalıdır.Demokratik yollardan;OTONOMI veya FEDERASYON şeklindeki bir devleti red etmemeli ve bu talebi sonuna kadar savunmalı ve dayatmalıdır.

Ezilen ulusun,kurulacak bir bağımsız devlette yönetim biçimini ulusun

mensupları belirlemelidir.Ezen ulusla,ezilen ulusun birlikte yaşamasının bir

koşulu da ulusların mensup olduğu halk tarafından referandumla

belirlenmelidir.

YASAL ALANA BAKIŞ AÇISI VE YASAL PARTILEŞME

Türkiye deki seçimler hiç kuşkusuz ki tam demokratik biçimde işlememekte ve ülkenin politik konumuna göre siyasal partiler iktidar olmaktadırlar.O an ülkede milliyetçiliğin dalgalanması gerekiyorsa bu formatta bir parti halk oyu ile iktidara geçiyor veya dinciliğin,solculuğun,demokratçılığın yeri varsa bunlar devreye girip iktidara yerleşebiliyor.

Çok uluslu olarak şekillenen ve tek ulus egemenliğine dayalı olan Türkiye, diğer ezilen ulus ve azınlıkları,anayasaya “Türkiye Cumhuriyetinde

yaşayan ve ona vatandaşlık bağı ile bağlı herkes TÜRK'tür''ibaresini koyarakonları hiçe saymakla beraber uluslar arası gündemden uzak bırakmakta ve izole etmektedir.

Şöyle ki:

Diyarbakırlı bir genç bilimsel çalışmada başarılı olmuşsa,onu var olduğu ulusun başarısı olarak değil de,Türk'ün bilimsel başarısı olarak nitelendirilir.

Ezilen uluslar,ezen ulusun politikası,stratejisi ve Anayasası üzerinden kendini şekillendirmeyebilir, hatta bunları rededebilir.Bu da doğal olarak ortaya;Ezilen ulusun,ezen ulusa kendi varlığını kanıtlamaya çalışmasından meydana gelmektedir.

Ezilen bir ulus meşru bir zeminde mücadeleyi redediyorsa açıktır ki mücadele etmek o ulusun niteliğinde yoktur;artık o başka çıkar hesaplarının peşine düşmüş sayılır.Çağımızdaki ulusal mücadelelerin meşru mücadele kanatları (DERNEK,KÜLTÜR MERKEZI,GENÇLIK LOKALLERI…vs.)olmazsa ulusal ve de uluslararası arenada güç

kaybeder ve hep tepkiyle karşılanır.Sonuç olarak haklı mücadelesini kaybedip yerine haksız mücadele etmiş bir ulus mücadelesi kazanmış oluruz.

Gel gelelim,yasal partileşmeye;

Ezilen ulusun meşru siyasal partisi mutlaka ezen ulusun politikalarına karşı

alternatifler üretmeli kendi ulusunun,diğer ulus ve azınlıkların çıkarlarını göz

önünde tutup demokratik yollarla süregelen mücadeleye yeni bir yön ve soluk

katmalıdır.Açıkçası ezilen ulusun partisi düzen partilerinden ve onların

politikalarından kendini sıyırmalıdır.

YASAL ALAN ULUSAL MÜCADELEYE NE KATAR?

Demokratik sivil kuruluşlar;

Yozlaşan ve yozlaştırılan gençler bu tür yerlerde hem kendi kültürüyle

yoğurulabilecek hem de post-modern bir kültürden uzak kalacaktır.Kültür seviyesi düşük veya yeterli kitap okumayan,araştırma yapamayan insanlar kültür ve medeniyet seviyesini yakalamış olacak.Çeşitli siyasal demokratik taleplerini bir çatı

altında örgütlü bir biçimde dile getirebilecek;basın açıklaması,miting ve

toplantılarını etkin ve elle tutulur biçimde yapabilecektir.

Halkı aydınlatmak amaçlı dergi,gazete,broşürleri özgürce kendi düşüncelerini

topluma aktarabilecektir.

Bunların toplamı genel anlamda mücadeleye güç katarak ideolojik ve politik olarak

mücadeleyi besleyecek kanalların oluşmasına neden olacaktır.

YASAL SIYASAL PARTILEŞME

Ezilen ulusun partisi seçime girse de,girmese de milletvekili çıkarsa

da,çıkarmasa da;her ne koşulda olursa olsun politik hattının güçlülüğüne

bağlı olarak kendi ulusunun sömürü altında olduğunu,özgürlüğünün

kısıtlandığını,eğitim-sağlık başta olmak üzere insanları bir geleceksizliğin

beklediğini ve bunun gibi bir çok nedeni ve sonuçlarını meşru zeminde

propagandasını yapabilir ve seçim sonuçlarında belediyecilik ve muhtarlık

gibi kazanılan yerlerde yardım gitmeyen ve hizmet görmeyen ulusuna bu alanda yardımcı olmuş olur.

NEDEN PLATFORM GEREKSINIMI DUYULMAKTADIR

Günümüz koşullarında ciddi anlamda insanları tek bir ideoloji çerçevesinde

toplamayı bırakalım da,genel bir düşünce çevresinde toplayamıyoruz.80'li

yılların ağır püskürtülüşünden beri artık insanlarda örgütlülükten ve

birlikte hareket etmekten yana hiçbir çabası kalmadı.Toplum kendini bir

boşluğa bırakırcasına yaşamını sürdürdü;insanlar artık farklı düşünmeye

başladı,ideolojik çıkmazlara,ideolojik yıkımlara uğradılar.

Devrimci dinamik kadrolar,yenilenememenin şuan da zorluklarıyla karşı

karşıya.Artık her şeyin eskisi gibi olmadığını,yeniden başlamanın ve yeni

projelerin üretilmesi gerektiğini kabullenemiyorlar.Aslında bu

kabullenememenin nedeni de şudur:Şimdi ki devrimci kadrolar hep kendinden

önceki kadroların birikimlerini tükettiler.Artık üretim yapmadıkları için

insanlarla bağları kesilmiş,yerinde tespit yapamamakta ve ellerinde var olan

kadroları da yitirmektedirler.“Devrimciler topluma bilinç taşıyacağına,artık

toplum ise devrimcileri aşan bir bilince ulaşıyor''.Bu da aslaklaşan,memur

zihniyetli,insan ve toplum ilişkisinde pratiksiz,bencilleşen devrimci

kadrolardan meydana gelmektedir.

BUNDAN SONRA NE OLACAK?

Toplumlar;kültürel,siyasal ve ekonomik olarak değişir ve değiştirilirler.Bu

kaçınılmaz bir gerçektir.Önemli olan bu değişim gerçekleşirken veya

gerçekleştirilirken olumlu yönde gelişmesidir.

Elbette ki şu kaçınılmazdır,toplumları değiştiren tarihsel bir diyalektik

vardır.Temelden birleşen küçük olaylar,toplumsal dinamikleri etkileyerek,büyür ve

meydana aşılması güç bir olay getirir.Bu da bizlere toplumların sürekli(zamana ve

şartlara bağlı olarak) değişebilirliğini kanıtlar.

Madem ki toplumsal yapıya müdahele edilebiliniyor,o zaman toplumun geçmiş

deneyimlerini iyice irdeleyip gereken ne ise o şekilde müdahale edilmelidir.Aksi

taktirde toplumun şekillenişideğiştirilemez ve toplum halkasının içinde kendimizibuluruz.Yani dönüştüremediğimiz şeye dönüşürüz.Yüzlerce teori,binlerce pratikbizlere gösterdi ki eski yöntemlerden sıyrılmamız gerekmektedir.

Ezilen uluslar,hele ki dört parçada farkı yönetim biçimleriyle sömürüye maruz

kalıyorsa bu hem o ulusun bir çok ideolojiden etkilendiğini hemde bir çok

kültürden etkilenip etkilediğini gösterir, bu nedenle örgütsel birleşimleri ne

tek ideolojiyle nede ayrı ayrı ideolojilerle olmamalıdır.Aksine tek çatı

altında kendi örgütsel tabanlarından bağımsız(Bu telsili düzeyde de olsa)bir

platform içerisinde birleşerek demokratik işleyişe güç ve yeni bir soluk

katmalıdırlar.Platform adına alınan kararlar,platformu oluşturan yapı ve

öznelerce belirlenmelidir.Kurulacak platform tek hedefte hiçbir ideolojiye

bağlı olamadan ama rededer biçimde değil de aksine ideolojileri

sahiplenen,tartışan bir yaklaşım sergilemelidir.

Açıkçası geniş tabanlı bir platform herkesi her kesimi kucaklayarak geniş kitle yığınlarına ulaşabilirler.

20.10. 2006