|
KUDÇG Yürütme Komitesi üyesi İmam Taşçıer'in 6 Mayıs 2006 Mersin toplantısında yaptığı konuşma

Ne “özgür vatandaşlık' hedefi ne de “Federasyon” veya “Bağımsız Devlet” hedefi toplumumuzun dinamik ulusal güçlerinin ortak paydası durumunda değildirKürt Ulusal Demokratik Çalışma Grubu'nun Değerli Üyeleri
Değerli Arkadaşlar
17-18 Aralık 2005 tarihinde Diyarbakır'da somut siyasal hedefler ile ulusal birlik yolunda Kuzey Kürdistan'da siyasal gündeme giren Çalışma Grubumuzun 2. toplantısında bir arada bulunmaktayız.
İlk toplantımızın üzerinden yaklaşık 3 aylık bir süre geçti. Bu süre içinde Grubumuz bir yandan kendisini tanıtma ve örgütleme çalışmalarını tüm olanaksızlıklar ve zorluklara rağmen azimle yürütmeye çalışırken aynı zamanda bu dönem Grubumuzun temel ve esas çalışma alanı olan ülkemizin Kuzey parçasında önemli siyasal gelişmeler ile yüz yüze geldik. Gerek kendi tanıtım ve örgütlenme çalışmalarımız gerekse sözünü ettiğim bu siyasal gelişmelerin değerlendirmesine geçmeden, öncelikle gündemimizde bulunan diğer konular ile ilgili genel olarak düşüncelerimi sizlerle paylaşma istiyorum.
Değerli arkadaşlar!
KUDÇG Diyarbakır beyannamesinde içinde görev almış olduğumuz bu inisiyatifin temel siyasal hedefi ile alması gereken örgütsel biçim konusunda oybirliği ile tesbit etmiş olduğu çerçeve vardır. Bu iki temel konuda saptanmış olan temel çerçeve muhtemelen hedefin ne olması hakkında tam NET olmasa bile ne olmaması gerektiği konusunda ÇOK NET bir içeriğe sahiptir. Ulusal birliğin alması gereken örgütsel biçim konusunda da aynı durum sözkonusudur.
İzninizle bu beyannamenin önce siyasal hedef konusunda sözünü ettiğim içeriğini bir daha anımsatayım;
“ Kürt Ulusal Demokratik Birlik Toplantısının Katılımcıları, egemenlerin bu baskıcı ve asimilasyonalist politikalarını ve onun sonucu olan üniter devlet yapılanmasını reddeder; bu temelde, Kürt sorununun özünün, Kürt halkının kendini hukuksal, yönetsel ve siyasal olarak özgürce ifade etme ve kendi topraklarında yönetme hakkı başta olmak üzere diğer dünya halklarıyla tam hak eşitliği temelinde haklara sahip olma sorunu olduğunun altını bir kez daha çizer. Nihai olarak bu kararı verecek olan Kürt milletinin kendisidir. “
Aktardığım bu tesbit her Kürdistanlı'nın üzerinde anlaşabileceği bir tesbitttir. Çözüm perspektifimizde ÜNİTER DEVLET yoktur. Ve biz KENDİ KADERİMİZİ KENDİMİZ TAYİN ve dolaysıyla TESBİT etmek istiyoruz. Bilindiği gibi Kendi kaderini tayin etmek her halükarda siyasal iktidarı ve iradeyi kendi eline almak demektir. Dolaysıyla neyi istemediğimiz bellidir ama neyi istediğimiz konusunda ise bugün ancak hukuksal ve siyasal bir ilke de bir araya gelebiliyoruz. Bu hukuksal ve siyasal ilke somut bir siyasal iktidar hedefini elbetteki ifade etmemektedir ancak hepimizin de bildiği gibi somut bir siyasal iktidar hedefinde de malesesf toplumumuz geniş bir siyasal birlik yaratabilecek durumda henüz değildir. Yani ne “özgür vatandaşlık' hedefi ne de “Federasyon” veya “Bağımsız Devlet” siyasal hedefi toplumumuzun dinamik ulusal güçlerinin ortak paydası durumunda değildir.
Doğal olarak böyle bir durumda “Ulusal Birlik” hedefi ile yola çıkmış bir inisiyatifin AYRILIKLAR üzerinde değil BİRLEŞTİRİCİ hedefler ve ilkeler üzerinde ve etrafında bir araya gelmesi, bir arada bulunabilmesi ve giderek bunu somut siyasal bir GÜÇ'e dönüştürebilmesi mümkündür. Bu nedenle de vurgu yapmak istediğim konu, Diyarbakır BEYANNAMESİ verili siyasal koşullarda toplumumuzun ulusal dinamiklerinin birleştirici siyasal dhedefini yakalamıştır ve bu konuda ısrarcı olmalıdır.
Bu konuyu daha fazla uzatmadan ikinci önemli konuya, yani inisiyatifimizin örgütsel yapılanmasına ilişkin Diyarbakır BEYANNAMESİ'ne değinmek istiyorum. Bu konuda da şu temel tesbit yer almaktadır 17-18 Aralık Beyannamesinde;
“Kürt Ulusal Demokratik Birlik çalışmaları, dar anlamda bir siyasi oluşum yaratma amacına hizmet etmekten öte, yakın düşünen Kürt Yurtsever Şahsiyetleri ve siyasi dinamikleriyle birlikte birliğin örülmesine ve diyalogu geliştirmeye hizmet etmeyi amaç olarak önüne koyar.”
Bu konuda da görüldüğü gibi olmaması gereken konusunda NET bir tesbit vardır. Yani bu inisiyatif bir PARTİ ve özellikle de yasal bir PARTİ olmamayı kendisine hedef olarak tesbit etmiştir. Nasıl bir örgütsel yapıya sahip olması gerektiği konusunda ise somut bir biçimden öte ULUSAL BİRLİK VİZYONUNA uygun bir yapı gibi genel bir tesbit yaparak bunun alacağı biçimi sürece ve bu konuda yapılacak tartışmalara bırakmıştır.
Ve biz, işte bunu tartışma süreci içindeyiz. Bu nedenle de bu birliğin yaratılmasını sağlayabilecek her biçim tartışmaya açık bir konudur ancak hem kendi ulusumuzun deneyimlerinden hem de bu konuda Dünya deneyimlerinden de görülebileceği gibi, HAZIR veya MUTLAK bir biçim veya REÇETE malesef YOKTUR!
Olmaması da doğaldır!...
Bunu bizim kendi koşullarımızda yaratmamız gerekiyor ve dolaysıyla heyecanlı ve de aceleci davranmadan, sadece kalıplara sığınmadan gerek isim gerekse biçim konusunda özelliklede bizlerin duyarlı davranması gerekmektedir. “Meclis, Parlamento, Cephe, Kongreö Kongre Partisi vb.” isimlerin tümü de hiçbiri de uygun olabilir veya olmayabilir. Nedeni ise çok basittir.
Bu inisiyatif kendisini tanıtma ve tanımlama sürecindedir. Bu inisiyatifin alacağı örgütsel biçim, AÇIK, MEŞRU, ŞİDDET KULLANMAYI REDDEDEN ve DEMOKRATİK OLMAYI ESAS alan bir inisiyatif olarak, toplumumuzun ulusal dinamiklerinin tüm bileşenleri ile varmamız gereken bir sonuç olacaktır. Çünkü her örgüt bir hukuk ve temsil sorunudur.
Kürt ulusunun ortak siyasal iradesini ortak ulusal hedeflerde temsil etmeyi önüne koyan her hareket mutlakka kendi içinde neyi nasıl temsil edeceğini önce tesbit etmelidir ve sonra da buna uygun biçim ve isim aramalıdır. Acele ve heyecandan uzak durmamız gerekir demekten kastettiğim bu durumdur.
Sonuç olarak bu konuda da henüz bir reçetemiz olmadığını en azından bir reçete hakkında mutabakatımızın olmadığını bilmemiiz gerekiyor ve olmayan şeyleri de varmış gibi gündemleştirmenin, hele hele Çalışma Grubumuzun görüşüymüş gibi gündeme taşımanın vizyonumuz ile fazlaca uyumlu olmadığına inanıyorum.
Değerli Arkadaşlar,
İlk toplantımızda iş bölümü yaptık. Birliği ve mutabakatı esas alan esnek bir iç hukuk tesbit ettik. Geçen üç aylık süre zarfında ise başta da belirttiğim kıstlı olanaklara ve zorluklara rağmen çalışmalarımızı yürüttük.
Antepten başlamak üzere yaptığımız bölge toplantıları bu inisiyatife olan ilgiyi ortaya koydu. Bu inisiyatifin yukarıda belirttiğim çerçevede toplumumuzun dinamik ulusal güçleri arasında aynı zamanda bir beklentiyi de ifade ettiğini hem ülke içinde hem de yurdışınde yürütülen tartışmalardan net olaraka görebilmek mümkündür. Alınan bu temkinli ama olumlu tepki bu inisiyatifin mevcut perspektifleri ile ULUSAL BİRLİK arayışları hakkındaki beklentilere cavap oalabileceği, zemin yaratabileceği kanaatini güçlendirmiştir.
Hepimizin üzerinde mutabık olduğumuz bu kavrama, yani ULUSAL BİRLİK kavramına uygun bir yapılanmanın arayışı ve tarihinin yeni olmadığı bilinmektedir. Bu nedenle de en az yakın tarihimizde onlarca defa denenmiş ama henüz yaratılamamış ULUSAL BİRLİK'in bir kaç ay içinde ete kemiğe bürünmüş bir güç ve temsil organı yaratmasını beklemek yanılgı olur.
Bu çabamız, bu birliği yaratabilecek güçlü bir zemin konusunda ciddi bir alternatiftir. Ancak buna zaman gerekiyor ve bunun gerçekleşmesi şimdiye kadar yurtiçinde, Türkiye de ve Avrupa'da yapılmış toplantı, tanıtım ve örgütlenme çalışmalarının kesintisiz sürdürülmesine bağlıdır.
Bu noktada gündemimize ilişkin değinmek istediğim iki konu var.
Bunlardan ilki, program ve tüzük konusunda bizim yapmamız gerekendir. Bana göre bu konuda yapılması gereken bunların tartışma taslağını hazırlayacak, gelecek bölge toplantıları da dahil olmak üzere genel olarak toplumumuzda bu taslakları tartışmaya açacak ve nihayet, Diyarbakır toplantısı gibi ama ondan daha güçlü temsil gücüne sahip toplantıda bu taslakların karara bağlanması olmalıdır. İzlememiz gerekem yol, metod bu olmalıdır.
Zaten Diyarbakır toplantısı ve Diyarbakır Beyannamesi bize bundan fazla yetki vermemiştir. Ve sorun yetki meselesi de değil, ULUSAL BİRLİK için yöntem olarak doğru olanı, gerekli olanı yapmaktır. O nedenle de bana göre bu toplantımızda yapmamız gereken program ve tüzük komisyonu oluşturup bu komisyonların hazırlayacakları taslakları tartışmaya açmaktır. Yoksa, bu toplantımızda bir program ve tüzük hazırlamak değildir.
Bu tartışma sürecinde doğal olarak bizim çalışmalarımızda gerek perspektif gerekse örgütsel hukuk ve örgütsel biçim açısından geçerli olan Diyarbakır Beyannamesi'nin önümüze koyduklarıdır.
O çerçevenin değişikliği veya aşılması/geliştirilmesi/daraltılması, ne olursa olsun ancak en azından Diyarbakır toplantısının temsil gücüne sahip bir bileşim/platform tarafından yapılmalıdır.
Değerli Arkadaşlar,
Son olarak bu üç aylık dönemdeki siyasal gelişmeler ve bunların inisiyatifimiz ile bağlantısı hakkında kısaca birkaç noktaya değinmek istiyorum.
Yukarıda elirttiğim gibi KUDÇG'nun bu süre içinde toplumumuzun dinamik ulusal kesimlerinde yarattığı olumlulu etki, heyecan ve beklentiler biliniyor. Bölge toplantılarımızda bunu bizzat yaşadık.Ülke dışındaki beklentiler ve destekler de gerek basınımıza yansıdığı gerekse arkadaşlarımızın ilettikleri bilgiler ile güçlü bir ivme göstermektedir.
Bu noktanın dışında gerek Şemdinli olayları, gerek Diyarbakır olaylar ve gerekse son haflardaki militarist faliyetlerdeki tırmanış, son olarak da Çalışma Grubu üyemiz İbrahim Güçlü ile birlikte Zeynel Abidin Özalp ve Sedat Ogur'un tutuklanma gerekçeleri, inisiyatifimizin önemini ve anlamını ortaya koyan yeterli gelişmelerdir.
Biz meşruiyetini haklılığından alan ve haklılığını da açıklığı, şeffaflığı ve barışçı-demokratik mücadele anlayışı ve metodları ile bütünleştiren bir inisiyatif olarak bu militarist ve şiddeti kutsayan anlayışların ulusumuz ve ülkemiz üzerinde yarattığı tahribatı aşmaya aday perspektiflere sahip olduğumuzu ortaya koymuş durumdayız. Sorun bu perspektiflerde ikileme ve yılgınlığa düşmeden, ısrarlı ve kararlı bir biçimde bu çalışmayı adım adım tüm zorluklara rağmen inşa etmek, geliştirmek ve güçlendirmektir.
Ana hatları ile çerçevesini çizdiğim bu görüşlerimiz temelinde ULUSAL TEMELDE SİYASAL TEMSİL VE İRADE BİRLİĞİ sağlayabilmemizin bu mütevazi ama önemli adımını geliştirmek için hepimize düşen önemli görevler vardır.
Örgütsel, ideolojik veya siyasal aidiyetlerimiz ne olursa olsun, böyle aidiyetlere sahip olsak veya olmasak, bizler bu aidiyetlerimizin dışında, ama onları reddetmeden bu çalışma içinde bulunmaktayız.
Elbetteki herbirimizin aidiyeti, hangi düzeyde olursa olsun, içinde bulunduğumuz çalışmaya bu aidiyetlerimizin gücünü de katmayı beraberinde getirmektedir veya en azından bu güçlerin katılımını olumlu yönde etkilemektedir. Dolaysıyla, özgün aidiyetlerimizi veya özgün hukukumuzu bu ulusal birlik çabası ile karıştırmadan veya bu çabamız ile özdeşleştirmeden, ORTAKLIKLARIMIZDA ISRARLI VE KARARLI olarak atacağımız her adım, ulusumuzu ülkemizin bu parçasında da özgürlüğe, demokrasiye, bağımsızlığa ve refaha daha da yaklaştıracaktır.
Bu toplantımızın da bu birliği bir adım daha ileri taşımaya hizmet etmesi dileği ile hepinizi saygı ile selamlıyorum.
Mersin, 6 Mayıs 2006
|