Mustafa Kalpak / kalpak@spray.se

Arşiv

 
Türkiye'deki anayasalar

 

1.Meşrutiyet

 

‘Yeni Osmanlılar'' ya da ‘' Jön Türkler'' diye bilinen bir gurup, çökmekte olan Osmanlı Devleti'nin kurtarılması için batı modeli çareler aramış sonuçta padişah 2. Abdülhamit'in fermanı ile yetkileri sınırlı bir ‘ 'Heyet-i Ayan'' ( padişah tarafından ömür boyu seçilenler) ve ‘ 'Heyet-i Mebusan'' (iki dereceli bir seçim ile, il idare meclis üyeleri aralarında ‘mebus''seçmi) dan oluşan bir ‘ 'Meclis-i Umumi'' ilan etmiştir..Osmanlıların ilk ‘' Kanun-ı Esasi'' kabul edilir.Birinci Meşrütiyet ilan edilir. (1876, Sultanın otoriter etkinliği altında bulunan meclis yönetimi ) Bu durumun oluşumu arkasında ne halk ve ne de bir sınıf hareketi vardır. Meclis parlamenter temsili sistem niteliğinden yoksundur. Batıdaki gibi burjuvazi, aristokrasi ve mutlakiyet (kralık rejimi) arasında ''Kuvvetler Ayrılığı '' na dayalı bir denge sağlama ittifakı da yoktur. Sultan geniş yetkilere sahiptir, iki odadan oluşan meclis sultana bağlılık yemini ile görev alır. ( Yemin, TC. anayasalarında M.Kemal Atatürke bağlılık yemini olarak geçmiştir.) Padişah meclisi dağıtma yetkisine sahiptir.( Mustafa Kemal de sonradan aynı yetkilere sahip olacaktır) Zaten bu durum uzun ömürlü de olmadı. ‘' Heyet-i Mebusan'' 1877 de, ‘' Meclis-i Umimiye'' 1878 de padişahın emri ile dağıtılır. Ama ‘' Kanun-i Esasi'' kaldırılmadı, 30 yıl boyunca 1878-1908 hukuken kaldı, ama yürürlüğe de konulmadı.

 

2.Meşrutiyet

 

 

1908, 30 sene aradan sonra 2. Abdühamid ‘' Meclis-i Mebusan'' için seçim ilan eder ve böylelikle 2. Meşrutiyet ilan edilir. Bir sene sonra da Abdülhamit tahtan indirilir. Bu durumun arkasında yine ne bir halk hareketi var ne de bir sınıf hareketi. Bu durumun yaratılmasında rol oynayan güçlerden biri ordu ve o dönemde gizli bir örgüt olan İttihat ve Teraki cemiyetidir. Ordu ve sivil bürokrat seçkin aydın tabakası devlet üzerinde söz ve karar sahibi olmak istemektedir ( bu izlerin bıraktığı mirası sonraları TC tarihi döneminde de sürdürülmüştür. Bütün TC anayasaları tarihi örnek verilebilinir) 2. Meşrutiyetin 1. Meşrutiyeten en önemli farklılıkları ‘'Kanun-i Esas-i'' de yapılan bir değişikle (1909) a) Meclise sunulan yasa önerilerin padişah tarafından ugun görme zorunluluğu kaldırıldı. b) Meclisin fesh edilmesi için padişah kararının yanında ‘'Ayan Meclisince'' uygun görülmesi ilkesi benimsendi. c) Bakanlar ve hükümet, ‘'Meclisi Mebusan'a ‘' karşı sorumlu olacak.ç) Padişahın sürgün etme yetkisi kaldırılır.

 

 

1921-1924 anayasaları

 

 

İstanbul'un İtilaf Güçlerin işgali ardından son Osmanlı Meclis-i 11 Nisan 1920'de feshedilir. M.Kemal ve arkadaşları iktidar boşluğunu doldurmak için “milli iradeyi'' yaratmaya koyulurlar.. Erzurum ve Sivas Kongrelerini toplarlar. Anadolu ve Kürdistanda değişik geziler düzenlerler.. Sonuçta‘'Milli irade temsili'' için Büyük Millet Meclisi' toplanır.( 1920 ) Mustafa Kemal BMM'ni ‘ 'kurucu meclis'' gibi çalıştırır. M. Kemal meclisi sürekli toplantı halinde tutarak 23 maddelik ‘' Halkçılık Programı 'nı'' 1921 de ‘ 'Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'' olarak kabul etirir. Bu kanun 2/3 çoğunluk ile değil. Salt çoğunluk ve işaret oyları ile kabul edilmiştir. ‘'Teşkilati Esas-i'' ne referanduma gitmiş ve ne de halkın kanun teklifinde bulunulması kabul edilmiştir.

 

M.Kemal ve arkadaşlarının kurduğu Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti (A-RMHC) gurubu, Meclis'i başından itibaren kontrol etmiştir. ( Birinci Grup) Mustafa Kemal'in grubuna girmeyenler 2. Müdafaai Hukuk Grubu, ( İkinci Grup ) adıyla toplanır.(Muhalif gurup)

 

Mustafa Kemal milletvekillerini bizzat seçer. Milletvekili adayların eğilimlerini öğrenmek için adamlar (ajanlar) görevlendirir. Bunun için seçim büroları kurar. M.Kemal Teşkilat-ı Mahsusa'nın başkanını, ordu ve emniyet görevlilerini il idare seçmenlere tercihli mebus seçimi yapmaları için baskı uygulamaları için görevlendirir..

M.Kemal mecliste kendi gurup oyları ile seçimleri yeniler ( 1923) yeni anayasa için hazırlıklar yapar . Bu seçimle İkinci Grub tasfiye edilir. Yeni Meclis üyelerin ezici çoğunluğu Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF) (Birinci Grub) üyelerin eline geçer. .... ( Bak Ayşe Hür'ün geniş araştırmalarına, diyarbakir.net)

 

 

1924 Anayasası


1923'te açılan yeni Meclis: Ankara'yı başkent yapar ve Cumhuriyeti ilan eder ve M.Kemal'i meclis Başkanlığına seçer. Karar oylamaları salt çoğunluk esasına göre olmuştur. Cumhurbaşkanı'nın, Meclise başkanlık etmesi, Başbakanı seçmesi, diğer bakanların Cumhurbaşkanının onayından geçmesi, genel seçimlere gitmek üzere meclisi feshetmesi, meclisçe kabul edilen yasaları veto etmesi ve istemediği kanunları görüşülmek üzere Meclise geri göndermesi vs gibi yetkiler ile donatılır. Egemenliğin (yasama ve yürütme,yargılama) ‘ 'meclis hükümeti sistemi' nde toplanır. Mecliste güçler birliği, bir kuvvetler bütünlüğü oluşturulur. Mustafa Kemal meclisteki kendi gurup çoğunluğunu millet çoğunluğu yerine koyar ve egemenlik hakkını da halk adına kulanmaya kalkar.. M.Kemal kendi gücünü arttırmak için başkanlık sistemi rejimine uygun davranır ve diktatörlük eğilimleri peşindedir . Sultanlık ve halifelik yetkilerini kullanmaya kalkar.

 

Yeni anayasa 1. Madde'yi ‘'Devlet şeklinin Cumhuriyet''olduğunu saptıyor ve ona değiştirilemez hükmünü kazandırıyor... Anayasa'nın diğer maddeleri ile değişiklik teklifleri meclis üye tamsayısının üçte biri tarafından yazılı imzalanması ve üye tam sayısının üçte ikisi tarafından da kabul edilmesi şartını getiriyordu.. (M.Kemal basit çoğunluk ile kendi anayasa teklifini meclise kabul etirir ama değiştirilmesi için de 2/3 yetkin bir çoğunluk kararını arar.)


1924 yapılan anayasa her ne kadar bir meclise dayandığı söylense de. “Milli egemenlik” gerçek anlamda meclise hakim olan Mustafa Kemal'in ve onun partisi olan Cumhuriyet Halk Fırkası/Partisi'nin denetimindedir.

 

1921 ve 1924 anayasalarında yargı güvencesi yoktur. kanunların ‘'Teşkilât-ı Esasîye Kanunu'na'' uygunluğunu denetleyecek bir Anayasa Mahkemesi de yoktur. Temel hak ve hürriyetler laftan ibaret kalmıştır..Kürtler inkar edilmiştir.

 

1921 ve 1924 anayasaları “sivil” anayasalar değildi, diktatoryal ve karizmatik lider Mustafa Kemal'in CHF yoluyla Meclis üzerinde kurduğu mutlak bir hakimiyetin belgeleridir. 1936 yılında parti ile hükümet birleştiriliyor ; valiler CHP'nin il başkanlarından seçiliyor . 1937'de ‘'Teşkilât-ı Esasîye Kanunun 3. Madde'sine CHP'nin “altı umde” si “Türkiye Devleti, cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, lâik ve inkılâpçıdır…” ekleniyor..

Bu dönemde İtalya Faşizmi örnek alınıyor ( korporatizm, tek lider, milli şef vs) ve anayasa idolojik bir hale getiriliyor.

 

.

1960- 1982 anaysaları

 


“Kuvvetler ayrılığı” ilkesi her ne kadar 1961 Anayasası ile getirilmişse de da darbe koşullarında ortaya çıktığı için “sivil” kabul edilemez. 1982 Anayasası tam bir “askeri” bir anayasaydı . 61 ve 82 darbe anayasaları takviye anayasaları olup ‘'vesayet rejimi'' güçlendirmişlerdir.1961 anayasası ile MGK ( Milli Güvenlik Kurulu) kurumlaştırılmıştır . 81 anayasası topluma ‘'deli gömleği'' giydirmiş, hukukçular ona ‘ 'polis tüzüğü ''demişlerdir.

 

1970-73 askeri müdahalesi ile vesayet rejimi daha da güçlendirilmiştir.. 60'ın çok sınırlı hak ve özgürlükleri de yavaş yavaş budanır. (DGM, Devlet Güvenlik Mahkemeleri kurulur)

 

Kısacası, Türkiye bugüne kadar askerlerin dikte ettirdiği anayasalar ile idare edilmiştir.

Türk anayasa tarihine yön veren güç generaler olmuştur.

 

12 Eylül Anayasa'sı mimarlarından Prof. Orhan Aldıkaçtı bile, ‘ 'Türkiye anayasa hukuku Silahlı Kuvvetler'nin denetimi altında gelişmiştir'' diyebilmiştir. Mevcut anayasa ve geçmişteki anyasaların tümü ‘' Milli Güvenlik Devleti'' ruhu ile kaleme alınmıştır. Bu anayasaların içinde, devlet kutsal, asker iradesi millet iradesinden üstün ve belirleyici olduğu anlayışı standart bir görüş olarak kendisini muhafaza etmiştir. Siyasi hayatın vesayeti nasıl olacağını Milli Güvenlik Kurulu Kanunu'nun 2(a) maddesi ‘'ulusal güvenliğin'' genis bir tanımı ile yapmaktadır: ‘' Milli Güvenlik; devletin anayasal düzeninin, milli varlığının, bütünlüğünün, milletlerarası alanda siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik dahil bütün menfaatlerinin ve ahdi hukukunun her türlü diş ve iç tehditlere karsi korunmasi ve kollanmasını ifade eder”.

 

Başka bir örnek: Eski GK Başkanı Hilmi Özkök 24 Ağustos-05 tarihinde TSK ( Türk Silahlı Kuvvetleri) Şeref Madalyası Töreni'nde Türk Ordusu'nun neden AB ülkelerin ordularından farklı olduğunu, TSK'nin toplum ve devlet içindeki rolünü '' standart ulus-devlet illişkisi '' açısından ''TSK'ya has olan halis millilik vasfıdır. Bu vasıf TSK'yı ulusun ayrılmaz bir parçası haline getiriyor'' sözleri ile anlatmaya çalışır. Genel Kurmay Başkanı açıkça ‘'TSK devleti kurmuş değişime öncülük etmiştir . Devletin değişip değişmemesinde karar sahibidir ‘' diye avrupalılardan anlayış bekliyordu.

 

Toplumun bazı siyasi ve sivill kuruluşları yıllardan beri bir anayasa değişikliğine gitmeyi istemişlerdir. Bu hususta çeşitli anayasa taslakları da hazırlanmıştır.Her kes gibi AKP hükümeti de biliyor ki Türkiye bu anayasa ile ne AB'ne girer ve ne de cennete. Olsa olsa 3. demokrasi sınıfına giren ülkeler arasına girmiş olur. ‘'Yeni Sivil Anayasa'' sadece Avrupa'yı memnun etmek için değil, Türkiye'de yaşayan halkların haklarını güvenceye almak için yapılmalıdır.

 

Mevcut anayasa toplumun beklentilerini karşılayamıyor ve toplumun gerisinde kalmıştır . Yeni bir anayasa ihtiyacını çok net olarak görüyoruz. Dünyamızdaki gelişmelerde bu değişimi zorunlu dayatıyor. ( Bak, 4 Kasım 2007 Devrimci Demokrat Sonuç Bildirgesi'ne)

 

 

Anayasası'nın bütünüyle değişmesi doğrultusunda toplumsal bir görüş birliği

olması lazımdır. Eğer bu varsa o zaman üzerinde oynanarak ya da bazı rütüşlar yaparak olmaz. Mevcut anayasa üzerine birinin dediği gibi 'ne tamire gelir,ne tamir ister'' ayrıca "ben bunun neresini düzelteyim?" fıkrasını hatırlatıyor. Anayasanın tümü değiştirilmelidir. Sil baştan, ‘'sıfır kilometreli'' bir anayasa olmalı . Bunun için de uzlaşma şarttır. ‘'Anayasa bir toplumsal sözleşmedir''diyorsak o zaman tüm toplum kesimlerin, çoğunluğu temsil eden etnik Kürt ve Türk halkların ortak mutabakatına dayanmalıdır.

 

Mustafa Kalpak , Kasım 07