Mustafa Kalpak / kalpak@spray.se

Arşiv

AB’nin Türkiye ile üyelik görüşmelerine başlamasi henüz erkendir

Bilindiği gibi Türkiye AB’nin hazırlamış olduğu ’’ Katılım Ortaklık Belgesi’nin ’’ nasıl hayata geçireceğine ilişkin’’ Ulusal Program’’ ile cevap vermiştir. Yüzlerce sayfalık bu metin, Kopenhag Kriterlerine ulaşmak için siyasi bir isteksizliği gizlemiştir.

Hem AB Komisyonu ve hem AB Parlamentosu Türkiye’nin sunduğu ‘ Ulusal Programın’ içeriğini hafif bulmuş ve UP’yi AB’ne giriş için yol gösterici bulmamıştır. AB organları UP’nı bir ulusal kalkınma stratejisi belgesi mahiyetinde ele almıştır.. UP, AB’e uyum için milli mevzuata bir değişiklik getirmiyordu. Türkiye’nin mevcut Anayasası ve yasaları AB hukuna uygunluğu sözkonusu değildi. Türkiye’nin uyum sağlamada sorunları vardır.

UP, Kürtler için mevcut statükoyu öngörüyor. Program bu konuda gerici ve aşağılayıcı bir tutum sergiliyor. Temel Kürt sorununlarının çözümü için de UP barışcı bir yol gösterici harita olmaktan son derece uzaktır.

UP, KOB’nin " Katılım Ortaklık Belgesi’nin’’ gerisinde ve Kopenhag Kriterlerine cevap vermiyor.

2001 Ekim ayında hükümet alelacele ‘‘ İlerleme raporun ‘‘ hemen arifesinde yapılan bazı Anayasal değişiklikleri rapora olumlu yansır diye hemen meclisten geçirdi. ( Anayasa değişikliği, 4709 Sayılı Yasa, Anayasa ‘’ Başlangıc’’ metni ile 33 maddesinde değişiklikler yapan yasa, 3 Ekim 2001 tarihinde TBMM’ de kabul edildi) Türk yetkilileri aynı ayda Türkiye için hazırlanan ’’ İlerleme Raporu’nun ’’ taslağına kızarak raporun 33 maddelik Anayasa değişikliğini görmezlikten geldiğini illeri sürdüler ve raporda değişiklik istediler.

Sonuçta rapor ‘’Türkiye, bazı alanlarda ilerleme kaydetmeye başlamış olsa da, henüz Kopenhag politik Kriterlerini yerine getirmiş değildir ’’ diyor. Ayrıca ‘’ Kanunla yasaklanan dillerin kullanılmasına karşın 26. ve 28. maddelerde yer alan hükümler kaldırılmıştır. Bu husus, Türkçeden başka dillerin kullanılmasının yolunu açabilir ve olumlu bir gelişmedir’’ sonucuna varıyor. Birde, daha önceki raporlarda söylenen ‘’ Türkiye’de demokratik sistemin temel özellikleri mevcuttur ’’ bir kez daha bu raporda tekrarlanmış oluyordu.

Bu sene çeşitli kanunlarda yapılan bazı değişiklikler ve en son 3 Ağustos 2002 de TBMM de kabul edilen ‘’ AB Uyum Yasaları’’ yine oldu bittiye getirilmiştir. Türk tarafı bu sefer AB Komisyon’un hazırlayacağı ‘’ Katılım İlerleme Raporunda ’’ üyelik görüşmeleri için bir tarih verilmesi amacını güdmekteydi.

Bilindiği gibi Komisyon ‘’ İlerleme Raporunda’’ Türkiye’ye katılım için görüşmelere başlamasına dair herhangi bir zaman dillimi önermemiştir. Ancak Komisyon bu görevi 12 Aralık’ta Kopenhag’ ta toplanacak AB Zirve Toplantısına havale etmiştir.

AB Komisyonu tarafından 9 Ekim 2002 de açıklanan ‘’İlerleme Raporu’’ her ne kadar Türkiye’nin üyelik görüşmelerine başlaması için bir tarih önermesede ‘’ Türkiye’nin siyasi, ekonomik üyelik kıstasları ve AB müktesabatına uyum alanlarında ilerleme kaydetiğini’’ vurgulanmaktadır ve ‘’ bununla birlikte Türkiye siyasi üyelik kıstaslarına tam olarak uyum sağlamamaktadır’’ denilmektedir.

Türkiye Anayasa da yapılması gereken önemli değişiklikleri yapmamıştır ve onun yerine bazı kanunlarda yapılan bazı küçük değişiklikler ile Avrupa yolunda mesafe almak istemiştir. 2923 sayılı ‘’Yabancı Dil Eğitimi ve Öğretimi Kanunun’’ adı değiştirilerek , yerine ‘’ Yabancı Dil Eğitimi ve Öğretimi ile Türk Vatandaşlarının Farklı Dil ve Lehçelerinin Öğrenilmesi Hakkında Kanun’’ şeklinde düzenlenmiştir. Bu kanuna bazı hükümler eklenerek ‘’ Ayrıca, Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerin öğrenilmesi için 8.6.1965 tarihli ve 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu hükümlerine tabi olmak üzere özel kurslar açılabilir. Bu kurslar, Cumhuriyetin Anayasada belirtilen temel niteliklerine, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı olamaz. Bu kursların açılmasına ve denetimine ilişkin esas ve usuller, Milli Eğitim Bakanlığınca çıkarılacak yönetmenlikle düzenlenir’’ denmiştir.

3984 sayılı ‘’Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanuna’’ aşağıdaki hükümler eklenerek ‘’ Ayrıca, Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerde de yayın yapabilir. Bu yayınlar, Cumhuriyetin Anayasada belirtilen temel niteliklerine, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı olamaz. Bu yayınların yapılmasına ve denetime illişkin usul ve esaslar, Üst Kurulca çıkarılacak yönetmenlikle düzenlenier’’ şeklinde düzenlenmiş ve bu hükümlerin Bakanlar Kurulu tarafından yürütülmesi istenmiştir.

Hükümet çok geniş, yasaklar ile dolu ve insancıl olmayan Türiye Ceza kanunlarını kapsamlı bir değişiklik yapmak yerine, yine bazı küçük değişikliklere/düzenlemelere giderek meclisten birtakım kararlar çıkarmış ve bu yönden AB’nin sempatisini kazanmaya çalışmıştır. Fiiliyata ölüm cezası geçerliliğini yitirdiği halde Türk yetkilileri bu cezayı Öcalan olayında siyasi bir kan davası şeklinde, asırın en önemli bir meselesi gibi göstererek olayı büyük haşemetiyle gündemde tutarak ölüm cezasını AB’ne karşı santaj gibi kullanılmıştır. Kürt sorunun önemli bir bölümü bu olaya endekslenerek bu cezanın kaldırılması ile AB’ne giriş için bilet olarak görülmüş ve böylece Kürt sorunuda Öcalan hakında verilen ölüm kararının infaz edilmemesiyle haledilmiş olacağı hesaplanmiştır.

Basın özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, toplantı ve gösteri özgürlükleri hususlarında, kanunlarda öngörülen bazı ceza indirilmelerine gidilmiştir ama bu hak ve özgürlüklerin önünde çağdışı ceza kanunları hala yürürlüktedir. Bu hak ve özgürlüklerin önündeki anayasal ve yasal engeler kalkmış değildir.

Anayasa ve yasalarda yapılan bu küçük çaptaki düzenlemeler ile kürt dili, eğitim ve öğretim alanında gerçek bir statüden yoksun bırakılmıştır. Bu değişiklikler ile Türk idaresi kürt dilline ve kültürüne karşı saygı göstermek ve onu korumak gibi bir destek sunmaktan bilinçlice kaçınmıştır. Özel kurslarda öngürülen dil öğrenme serbestliği detaylı bir şekilde devlet kontrolü altında çok sınırlı ve katı bir bürokratik yönetmenlik altında yapılmasına izin verilmiştir. TV ve radyoda kürtçe yayın hayatı yine devletin çok katı ve sıkı bir kontrol yönetmenliği ile günde 45 dakikalık bir süre ile sınırlandırılmak isteniliyor. Bu değişiklikler, kürtlerin kendi kültürel ve dilsel kimliklerini korumak ve onları serbestçe ifade edebilmek ve geliştirmek için önündeki anayasal ve hukuksal engelleri ortadan kaldırmamıştır. Bilakis sorun daha karmaşık bir hale getirilmiştir.Üç senedir, hükümetin ve meclisin birleşik siyasi iradesi ve tavrı AB katılmak için ciddi bir kararlığa sahip olmadığı görülmüştür. Hükümet çoğu kere işi son ana kadar getirip, politik kriterlere ulaşmak için çok hantal, duygusal ve kompleksli kararlar almış ve bu yönde meclisten kanunlar çıkarma yolunu seçmiştir.

Bu değişikler ile Türkiye’de demokrasi iyileştirilmediği görülüyor. Türkiye’deki kurumlar ve kuralar demokrasiyi garanti altına almış değildir. Hukuk devleti gerçekleşmememiştir. İnsan temel ve hak özgürlükleri sağlanmamıştır. Kürt halkının ulusal demokratik temel hak ve özgürlüklerine saygı anayasal ve yasal korunma altına alınmamıştır. Anayasa’ da ve bazı kanunlarda yapılan küçük bazı düzeltmeler ile kürtlerin temel insan haklarına, demokratik hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmediği görülmüştür.

Peki bu çok küçük bazı Anayasal ve yasal düzenlemeler ile Türkiye AB üyeliğine hazır bir duruma gelmiş mi dir?

Bana göre hayır. Reformalar eksiktir, uygulamalar yetersizdir, daha çok reformlar gereklidir.

Ben Türkiye’nin kendisine çelme takmasına sevinmiyorum. Daha ciddi reformların ve somut adımların atılmasını istiyorum.Türk siyasi çevrelerinin hemen hepsi bir ağızda ‘’ biz yaptığımızı yaptık sıra Avrupa’da‘’ diyerek sorumluluğu AB ye yüklemeye çalışıyor. AB Türkiye’yi arasına almaya isteklidir fakat Türkiye’deki siyasi düşünme biçimi buna hazır değildir. Her ne kadar Türkiye’deki siyasi iradenin çoğunluğu AB’ne katılmaya istekli ise de üyelik gerekliklerini tümünün yerine getirilmesi için aynı siyasi duyarlılık gösterilmemektedir. Bu bir çelişkidir. Hükümetin bunu çözmesi lazım.

Kürt sorunu en önemli politik bir sorundur bügün Türkiye’de. Bu sorun aynı zamanda AB ile Türkiye arasında üyelik görüşmeleri önünde de bir sorundur. Türkiye’nin üyelik için görüşmeler sürecinde bu sorunun dinamizminin canlı tutulması gerekir. Katılım öncesinde Kürt siyasi kriterlerinin belli olması ve bu kriterlerin yerine getirilmesi gerekir. Kürt şartı olmadan Türkiye’nin AB üyelik için görüşmelere başlaması ve Türkiye’nin üyeliğini istemek, Kopenhag kriterlerinin bir kanadını kırmak anlamındadır.

Kopenhag Kriterleri açısından Kürt şartı veya Kürtler için yol haritası nasıl olmalıdır?

Türk Hükümetinin katılım için üyelik görüşmelere başlaması için aşağıdaki öncelikler alanlarını tercih etmesi gerekir. Bunun için: Türkiye Avrupa Birliği’nin İnsan Hakları ile ilgili almış olduğu tüm antlaşmaları kabul etmeli ve imza atığı bütün uluslararası belge ve antlaşmalarını iç hukukunda uygulamaya sokmalıdır.

Türkiye Hükümeti uluslararası şu antlaşmaları imzalamalı ve onlara taraf olmalıdır.

Avrupa Ulusal Azınlıkların Korunması için Çerçeve Antlaşması.

Avrupa Bölgesel Diller ve Azınlık Dilleri Antlaşması.

Avrupa Parlementosu ‘nun Avrupa İnsan Hakları Antlaşmasına Tavsiye Kararı olarak sunduğu 1201 nolu Ulusal Azınlıkların Hakları Ek Protokolu.

BM Uluslararası Her Türlü Irk Ayırımına Karşı Antlaşma.

Uluslararası Ceza Mahkemesi Tüzüğü Antlaşması.

Türkiye Hükümeti Avrupa İnsan Haklarının ruhuna uygun olarak Kürtçe ifade, toplantı ve gösteri, basın ve yayın, örgütlenme özgürlükleri için hukuksal ve anyasal garantileri güçlendirmesi gerekiyor.

Türkiye Hükümeti hukuk kuralarını güçlendirerek mahkemelerin çalışma üsülerini Avrupa standartlarına kavuşturmalıdır.

Türkiye Hükümeti kapsamlı bir ekonomi strateji programı izleyerek Türkiye’nin Batı tarafı ile Kürt halkının yaşadığı bölge arasındaki ekonomik ve sosyal farklılıkları ortadan kaldırmalı veya en azından bu farklılıkları asgariye indirmelidir.

Türk Hükümeti, Kürt sorununun çözümü konusunda Katılım Ortaklık Belgesininin belirtiği Kısa ve Orta vadedeki Siyasi Kriterler ile Kopenhag Kriterlerin tümüne uygun, Türkiye ile AB arasında oluşturulacak genişletilmiş bir diyalog yolu ile açık ve somut bir reform programı sunmalı ve bu hususta gereken önlemleri hemen hayata geçirmelidir.

Böylesi bir diyalog çerçevesindeki reform programı aşağıdaki noktaları gözetmelidir:

Kısa Vadedeki Politik Kriterler

Anayasa ve yasalardaki Kürtlerin varlığını yasaklayan veya inkar eden tüm düzenlemelerin kaldırılması gerekir. Anayasa ve yasalar ülkenin çok kültürlü, çok dilli etnik çoğulculuğunu garanti altına almalı ve onları korumalıdır. Kürtlerin kendi ana dileri ile TV ve Radyo’ da serbestçe yayın yapmaları önündeki tüm yasal engelerin kalkması gerekir. Özel yayınların yanısıra tamamıyla vergiler tarafından finanse edilmiş, Kürt Dili ve Kültürü Bilgilendirme Kurumuna bağlı, özerk bir yönetmenlik dahilinde Puplic service TV ve Rayo kanallarının tam gün yayın yapması için gereken düzenlemelerin yapılmasına başlanılmalıdır.

Sıkıyönetim ve buna benzer uygulamalar, Devlet Güvenlik Mahkemeleri, Köy Koruyuculuğu Sistemi kaldırılmalıdır. Köyleri yakılan ve yıkılan, zorla göç etirilen insanlar yeniden yerlerine güvenlik içinde dönmeleri sağlanmalı, zarar ve ziyanları devlet tarafından karşılanmalıdır. Hükümetin inisiyatifi ile sıkıyönetim ve OHAL Bölgelerinden toplumun değişik kesimlerinden oluşan bir Yurtaşlık Adalet Komisyonu kurulmalı bu komisyon serbest bir şekilde altan ve üsten yaratılan terör ortamında şucsuz yere yakınını kaybetmiş, ekonomik zararlara uğramış, çeşitli haksızlıklara maruz kalmış insanlar ile temas kurarak, bu insanların sorunları rapor halinde hükümete ve yine bu bölgelerde kurulacak bir nevi özel ve geçici Adaleti Sağlama Mahkemelerine intikal etirilmek suretiyle, derin maddi ve manevi tahribatların bir ölçüde iyileştirilmesi yoluna gidilmelidir. Bunun için de Hükümet olanaklar hazırlamalıdır.

İsimleri değiştirilmiş il,ilçe, köy ve mezraları yeniden eski adlarınına kavuşturulmalıdır. Kürt ana ve babalar yeni doğan çocuklarına kürtçe isim takabilmelidirler. Ayrıca isim değiştirmek bir yurtaşlık hakkı sayılmalıdır. Bu hususların önündeki engeleyici tüm yasa ve düzenlemeler kaldırılmalıdır.

Terorizm, teror suçu ve teror örgütleri kavramları yeniden ele alınmalı, bunlara açık bir tarif getirilmeli ki siyasi, etnik, sosyal ve kültürel örgütlenme hakkı zarar görmesin. İfade, toplantı ve gösteri hakları Anayasa ve yasalarca güçlendirerek koruma altına alınmalıdır.

Anti Terör Yassası ve diğer ceza yassaları demokratikleştirilmeli ve insanileştirmelidir. Bazı Ceza Yasaların reforme edilmesi yerine onların tamamıyla ortadan kaldırılması gerekir, örneğin Anti Terör Yasası’nın 8. Maddesi ve Ceza Kanunu’nun 312 Maddesi. ‘’Bölücülük ve düşünce suçlarından’’ hapishanelerde tutulan siyasi mahkumlar serbest bırakılmalıdır. Hakkında siyaset yasağı bulunan siyasetçiler, siyasi hayatlarına geri dönmelidirler.

Orta vadedeki kriterler

Anayasa ve yasalar Kürt dili ile eğitim ve öğrenim görme hakkını garanti altına almalıdır. Kürt dili serbestçe siyasi amaçlı, parti politik propaganda dili olarak ta kulanılmasına izin verilmelidir. Bu konularda ki tüm Anayasal ve yasal engeler kaldırılmalıdır.

Anayasa ve yasalar etnik, kültürel ve bِölgesel bazda siyasi parti kurmaya izin vermelidir. Siyasi partiler isterlerse sadece bu alanlarda partilerini seçimlere sokabilmelidirler.Bu hususlarda güvence sağlanılabilmesi için var olan mevcut tüm anayasal ve yasal engeleri ortadan kaldırılması lazım.

Tarihsel olarak Kürtlerin binlerce yıldır üzerinde yaşamış ve bügün de yaşadıkları ‘’Güney Doğu Anadolu Bölgesine’’ coğrafik ad olarak Kürdistan denmesinden hiç sakınca yoktur. Hiç bir hukuki ve siyasi engel bu adı kulanmaya mani olmamalıdır.

Umarım AB hükümet ve devlet başkanları Türkiye’nin hazırladığı Ulusal Program ile anayasa ve yasalarda yapılan bazı küçük düzenlemeleri yetersiz görüp, Türkiye’nin Kopenhag Kriterlerine ulaşamadığı sonucuna varacaktır. Türkiye ile AB katılım için görüşmelere başlamaları daha erkendir. Yeni hükümetin icratlarını da görmek gerekir. Peki, Türkiye AB’nin şartlarını yerine getirmeden ne zamana kadar aday ülke olarak kalabilecek? AB’nin prosedürüne göre eğer bir ülke AB’ne katılım için stratejik kriterleri yerine getirmese ya adaylığı dondurulur veya disklafiye edilir. 12 Aralıkta AB zirve toplantısı Türkiye için ne kararı alacak? Bana göre de zirve Türkiye için ‘’ tarih için tarih’’ vermelidir. Ancak şöyle: AB Zirvesi Türkiye’ ye kriterlerin tümünü yerine getirmesi için bir zaman tanımalıdır. AB Komisyonu bu ara yeni hükümetin kaydetiği ilerlemeleri ve üzerinde çalışması gereken konuları içeren gözden geçirilmiş bir Katılım Ortaklık önerisini sunmali. Ancak AB Komisyonu kürt sorunun çözüm önceliklerini/şartlarını da temel alarak, üyelik öncesi stratejiyi uygulamak için gerekli girişimlerde de bulunmalıdır. Kürt sorunu için Türkiye’nin nasıl bir reform programı/yol haritası izleyeceğini Katılım Ortaklık önerisi veye programı buna açık ve netlik getirmelidir. Ne AB Komisyonu ve ne de Zirve Başkanları Kürt sorunu konusunda Türkiye’ye istisna, ucuzluk veya orta bir yol tanımamalıdır. Kopenhag toplantisinda tespit edilecek tarihe kadar eğer Türk hükümeti Kopenhag Kriterlerinin tümünü ve bu ara kürt sorunun çözüm önceliklerini yerine getirmez ise o zaman adaylığı ya dondurulmalı veya disklafiye edilmelidir. Türkiye AB’ne katılım icin gerekliklerin hepsini tespit edilen tarihe kadar yerine getirir ise o zaman AB deTürkiye’ye üyelik için mûzakere start tarihini baslatmalidir.

Yeni hükümetin Kürtlerin temel sorunlarının çözümü için atacağı her adım onun Türkiye’yi uygarlık dünyasının bir parçası haline, Avrupa ile kaynaştırmış visiyonunun inandırıcılığını güçlendirecektir.

Aralık 2002