Mustafa Kalpak / kalpak@spray.se

Arşiv

ABD’nin tek başına aldığı savaş kararı ile güvenceleri kürtler için yeterli ve tek alternatif olarak görülmemelidir

Irak krizi, uluslararası barış ve güvenlik sorunları, uluslararası terorizm, insan haklarının ihlalleri gibi sorunların global sorunlar olduğu ve bunların demokratik karar ile demokratik kontrol mekanizmaları altında yürütülebileceği taktirde büyük bir ölçüde haledilebileceğine inanıyorum. Uluslararası hukuk kuralarından haraketle global sorumluluk ve global liderlik altında - multilateral – çok taraflı, ortak karar ile ortak yürütülen bir müdehalenin de etkili ve sonuçlarının çok daha güvenirli, faydalı ve meşruluğu anlaşılır olabileceğini düşünüyorum

ABD’nin görevi BM sistemini tamamlamak onu güçlendirmektir ona karşı rekabet etmek değildir.

Başkan Wilson bir dünya hükümetinden yanaydı. BM onun için eşsiz bir fikir idi.

BM’e gerekli önemi vermiyenlerin ne tarihten ve ne gelecekten iyi anladıklarını belirtmekte yarar görüyorum.

BM’in kuruluşu , amaçları insanlığın tarihinde yüce bir değere sahip olduğu , ona karşı alternatifin olamayacağını , yeryüzünde insanlığın sorunlarını çözmede tek otoriter seçenek olduğu ve ona sahip çıkılması gerektiğini savunuyorum. Bunları söylerken BM’in mükemmel demokratik bir birlik olduğunu vurgulamak istemiyorum. BM’in yeni reformlara ihtiyacı olduğunun altını çiziyorum.

ABD Komisyon’un BMGK’den istediği bir süreyi (4 ay gibi bir süre) beklemeden savaşı başlatmıştır. 4 sene bekleyen ABD 4 ay ya da 4 hafta daha beklemek istemedi. ABD, Almanya ve Fransa’nın , Rusya ve Çin’in de desteklediği silah denetçilerin iki katına çıkartılıp silahsızlandırma sürecinin hızlandırılması için ihtiyaç duyulan gerekli bir süreyi ( 4 ay gibi ) redetmiştir. ABD, Kanada Hükümeti’nin Irak’a 28 Marta kadar tarih verilmesi önerisini de red etmiştir. En son olarak Fransa 4 aylık bir süre fikrinden vazgeçerek sırf BMGK bir uzlaşma sağlansın diye Silah Denetçileri için yetiyorsa, 30 günlük bir süre zarfı tanılsın demiş ve yine bu öneri ABD tarafından rededilmiştir. ABD en son İngiltere ve İspanya ile birlikte hazırladığı ultimatom ile Irak’a 48 saat gibi bir mühlet tanımıştır. Saddam ve oğulları Irak’ terketmemeleri halinde ABD savaşı başlatacaktır. Terketseler dahi ABD yine Irak’ı istila edecektir.

ABD’nin tavrı öteden beri savaş yolu ile Irak’ı silahsızlandırmayı gündemine koymuştur ‘’önce bombala sonra ara’’.

Irak’a müdahale etmenin nesnel yasal koşuları varken, ABD normal yollardan hareket etmeyip acele ederek bu yolu engelemiştir. Böyle davranmakla ABD Kürt sorunun BMGK’de görüşülmesinin önünede set çekmiştir.

UNİLATERAL VE RİSKLER

  • ABD’nin BM rağmen tek başına Iraka saldırması – contra productive – BM’ini çok zayıf bir duruma sokacağını, BM’in varlığı ile yokluğunu tartışma konusu edeceğini ve sonuçta BM’in güvenilirliği zarar görecektir. Bu siyaset Dünya’nın unipolar, tek kutuplaşmaya doğru gitmesini zorlaştıracaktır. Bipolar, ikili kutuplaşmalar ve belki daha fazla kutuplaşmaların meydana gelmesine hizmet edecektir.

Askeri ulus-devlet merkezci dominant ‘’Americanism’’ arogance, kibirli ve başına buyruk ulusal bencil tavrı dünyada anti-Amerikancılığı geliştirecektir.

  • BM’in kararı olmadan ve onun denetimi dışında (demokratik karar ile demokratik kontrol dışında) ABD’nin tek başına Iraka müdahalesi uluslararası hukuk ve politik yasalar açısından meşru olmayacaktır.

A ) - Irak’ın El Kayida örgütünü desteklediği ispat olsaydı veya topraklarında örgüte yer verip onu korumuş olsaydı bu Casus belli ,savaşa neden olan durumu meydana getirecekti. O zaman ABD Iraka karşı tek başına BM’nin yeni bir kararı olmadan Anti-Terorizm Konsepti içinde, meşru bir savunma hakkını (BM Tüzüğü, savunma hakkı madd.51) kullanacaktı. Çünkü ABD ‘’Uluslararası Terorizme’’ karşı savaş açmıştır. ABD halen ‘’Uluslararası Terorizme’’ karşı savaş içindedir. Bu durum da ABD Irak’a karşı tek başına veya Nato ile birlikte (Nato Tüzğüne göre kolektif savunma hakkı madd. 5) savaş ilan edebilecektir. ABD uluslarası normlar dahilinde BM Güvenlik Konseyi’nin 12 Eylül 2001 deki 1368 nolu ve 28 Eylül deki 1373 nolu kararlarına dayanarak ta böylesi bir müdahalenin gerekliliğinin tüm meşruyetini BM’e ve tüm Dünya haklarına kabül etirebilecektir.

Irak’ın 11 Eylül eylemlerin arakasında olduğu ve El Kayida örgütüyle ilişkisinin olduğu ispatlanmamıştır.

B ) - ‘’Preventive self –defence’’ ya da ‘’pre-empetive strikes’’ saldırı önleyici savunma amaçlı

  • ‘’ Güvenlik Doktrini’’, Kimileri buna ‘’Bush Doktrini’’ der. (Bu Dotrinin kurucuları Senyor Bush’un danışmanları tarafından 1990 da ortaya atıldığı söyleniliyor. Hatta bunu Regan dönemine kadar götürenler de var). Bu görüş BM üye ülkelerin çoğunluğu tarafından redd edilmektedir. Çünkü bu teorinin sakıncaları vardır. Bu kötü bir prejudicatum, norm ve örnek oluşturucu içtihat kararına sebeb olur. Bir ülkeye saldırı olmadan karşı bir devletin kendisine karşı bir savaş hazırlığı içersinde olduğunu ve güvenliğini tehdid etiğini gerekçe gösterip ona karşı ‘’kendini savunma’’adı altında savaşı ilan edebilir ve saldırı yollarına başvurur.
  • BM Tüzüğünün 51. Maddesine göre bir ülke ancak saldırıya maruz kaldığı zaman veya kesin bir saldırıya hemen uğrayacağı sabit ve tespit edilirse o zaman savunma saldırısına geçebilir. Saldırı riskleri ortadan kalktığın zaman savunma için saldırı da ortadan kalkar.
  • Irak ABD’nin güvenliği için kesin bir tehlike ve saldırı hazırlığı içersinde olduğu ispatlanmış değil.

  • ‘’Türk Milli Askeri strateji Konsepti’ne’’ göre G. Kürdistanda kurulacak Federal bir Kürt Devleti Türkiye’nin ‘’güvenliği’’ için bir ‘’tehdit’’ olduğu ve bu durumun Casus belli ‘’savaş gerekçesi’’ olarak kabul edileceği için bu doktrin saldırmak için Türk Hükümeti ve ordusu için bir cesaret kaynağı teşkil edecektir. Bu doktrin Dünya’nın başka bir yerinde buna benzer durumlar için bir örnek olur.

 

C ) - Irak’ın bölgede ‘’Saldırgan ve Uluslararası Barışı ve Güvenliği Reel Tehdit Etiği’’ tespit olursa bu durumda Uluslararası Barış ve Güvenlikten sorumlu, BMGK (BM Tüzüğü, 24:1) olduğu için krizin ‘’Yüksek Yoğunlukta bir Çelişki’’ olduğuna ve gerekli önlemlerin alınmasına BMGK karar verir. (Madde 39)

Gerekli görülecek tedbir, yani Irakın hangi yoldan silahsızlandırılması gerektiğine BMGK karar verir.

Şiddet yolu kullanılarak bir askeri operasyona gerek duyulursa (BM T. Bölüm 7 işletilir) o zaman bu müdahalenin uluslararası hukuk açısından meşruluğu tartışma götürmez. Ama bu savaşa karşı nesnel argumantları da ortadan kaldırmaz.

Normativ distinktion, norm ayırmı belirliğine göre, BM’in Iraka karşı bir müdehale kararında meydana gelebilecek insan kaybı ve diğer tahribatların sorumlulukları taraflar için aynı olamıyacağı sorumluluğun farklı derecede olabileceğini ve haklı tarafın (BM) az sorumluluk haksız tarafın (Irak) ise daha fazla sorumluluk altında girebileceğini teyid eder.

Savşı kazanan ABD barışı nasıl sağlayacak.? Eski bir söz vardır: ‘’ Savaşı durdurmak başlatmaktan daha zordur.’’ Saddam sonrası ülkenin nasıl ve kimler tarafından idare edileceği hususlarında sorunlar ortaya çıkacaktır.

Başta Saudi Arabistan olmak üzere diğer bazı Arap devletleri Irakt’a Saddam sonrası kurulacak bir yönetimin Merkez Bağdat olmak üzere Sunni müslümanlarca yönetilmesini, Kürtlerin ve Şii-Müslümanların da bu merkez tarafından demir eldivenler ile kontrol altında tutulmasını istemektedir. Demokrasinin zararlı bir oyuncak olacağı ve ülkeyi parçalayacağını düşünmektedirler. Kısacası onları korkutan savaş değil demokrasidir.

Amerika, 2. Dünya savaşından sonra Japonya ve Alman’ya da gerçekleştirdiği modeli Irak için de öngörmektedir. Bu modele göre veya bunun biraz daha değişik biçimi olarak istila ordusundan en üst bir general (Amerikalı) ülkenin yönetimini eline alacak. Iraklı olmayan sıvil bir Genel Vali atanacak ve onun altınad yine Iraklılardan olmayan geçici sıvil bir idare, Iraklılaradan da bir Danışma Konseyi kurulacak ve ardında seçim ile bir parlemento oluşturulacaktır. Yabancı askeri güçler uzun bir dönem Irakt’a konuşulandırılacaklardır.

Irak Ulusal Muhalefeti ise Saddam sonrası idarenin hemen ellerine geçmesini istemektedir.Ülkenin Iraklı Ulusal Muhalefet liderlerinden oluşan bir Bağımsız Başkanlık Konseyi tarafından yönetilmesini ve parlementonun da kendileri tarafından oluşturulmasını istemektedirler.Bilindiği gibi ABD Muhalefetin alternatif hükümet kurma önerilerini daha önce red etmişti. Saddam sonrası bir idarenin Irak Ulusal Muhalefet’in eline geçmesi düşünülmüyor.

İktidarın üniter ve tek bir siyasal ve hukuki yapı etrafında toplanması, Irak’ın coğrafya esasına dayalı bir idari yapı içinde muhafazası kürtlerin ne ölçüde beklentilerini karşılayacaktır.?

İsrail’in işgal altındaki arap halkına yaptığı baskıcı uygulamalar devem ederken birde Amerikan askerlerinin Irak’ı istilası eklenirse müslüman Arap toprakları işgal edilmiştir diye ‘’cihad’’ çağrıları, Arap islam alemi ile diğer ülkelerdeki müslüman halklar arasında politik-islamizmi güçlendirecektir. Açıkçası yeni bir savaş türü başlıyacaktır. ABD ve İngiliz kuvvetlerine karşı Ad hoc teror komiteleri, seçilmiş belli bir görev ve amaç için asimetrisk bir savaş başlatacaklardır. Bu teror grupları bir de biyolojik ve kimyasal silahları temin edip kullansalar durum çok daha vahim olacaktır.

Irak, ABD güçlerine ya da İsrail’e karşı (varsa) kimyasal ve biyolojik silahları kulanırsa ABD’nin veya İsrail’in atom silahını kulanma tehlikesi vardır.

TÜRKİYE VE KÜRTLER

Birinci Irak savaşından Kürtler de facto bir özgürlük ortamına kavuştular. İkinci bir Irak savaşında beklentiler daha büyüktür. Anlaşıldığı kadar Türkiye Kürtlere federal bir çözümü de çok görmektedir. Türkiye kendi Kürtlerine layık olarak gördüğü elbise modelini Irak’taki kürtler’e de giydirmek niyetindedir.

Kürtlere danışılmadan Kürt sorunu ABD ile Türkiye arasında pazarlık konusu olmuştur. Bunu unutmamak lazım. Bu görüşmeler ve çıkan neticeler gösterdi ki ABD, Türkiye’nin sınırları ötesinde de Kürt sorunu üzerinde söz ve karar hakkına sahip olmasına göz yumuştur. Eğer Mecliste AKP Kürt kökenli milletvekileri ile islamcı ‘’ Milli Görüşçüler’’ tezkere’nin çıkmasına karşı oy kullanmasaydılar bugün Türkiye’nin öne sürdüğü askeri ve siyasi noktalar ABD tarafından ciddiye alınmıştı. Türkiye de, Kürtler ile ilgili ‘’Kırmızı Hatlarını’’ ABD’ye benimsetmişti.. Türkiye ile ABD arasında akeri ve siyasi görüşmelerin noktalarına bakıldığında iç karartıcı bir durum ortaya çıkmaktadır. Dolaysıyla böylesi bir pazarlık sonunda meydana gelecek bir savaşın oyun kuralları ve neticeleri de bu pazarlığa göre biçim alacaktı.. Bunun zemini hazırlanmıştı. ABD adeta Kürt konusunu Türklere havale etmiş gibi görünüyordu kendisi de büyük işlerle uğraşacaktı tabbi. Türk müdehalesinin ABD tarafından onaylanması demek bir bakıma Kürtlerin Körfez Savaşından sonra oluşturulan korunma sahasının kalkması demek olacaktır. Türk Devletine karşı Kürtleri kim koruyacaktır bu sefer?.

’’Bir toprağın işgali eskiden var olmayan yeni hakları doğurur’’ sözünü hatırlarsak bunun ne anlama geleceğini hepimiz çok iyi tahmin edebiliriz.

ABD ile Türkiye arasında Kürt sorunu üzerindeki uğursuz pazarlıkların tehlikesi henüz kalkmış değildir. Kürtler kendilerinin aleyine olan tüm ikili anlaşmaları kabul etmeyeceklerini yabancı istilacı devletlerin hükümetlerine bildirmelidirler. Kürtlerin antlaşmalardan doğmayan her istilacı güce karşı silah ile karşı koyma hakkı vardır. Kürtler ve Irak Ulusal Muhalif Güç’leri Irak’ın komşuları ile olan sınırları korumak ile mukeleftirler. Türkiye’nin anlaşmalar ve Kürtlerin izni dışında K. Irak’a müdehale ederse bu durumda Irak’ın toprak bütünlüğünü bozmuş olacaktır. Irak Ulusal Muhalefeti ile birlikte Kürtler bu sorunu hemen BM ihtikal etmeli ve BM’den duruma hemen müdehale etmesini istemelidirler.

Ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakkı vardır. Kürtler bu hakkın kullanımını ırak’ın bütünlüğü içinde Federal bir devlet biçiminde formüle etmiştir. Kürtlerin Irak’ta nasıl bir siyasal statüye sahip olacaklarına dair kararı kendileri verir ve bu Irak’ın bir iç sorunudur. Bu sorun gerçek bir Irak merkezi hükümeti ile nihai bir sonuca bağlanır. Bu ne Türkiye ve ne ABD ile ilgili bir meseledir.

ABD Kürtlerin Kerkük ve Musul bölgelerine girmesini istemiyor. Kendileri oraları işgal edecektir. Savaş hukuku açısından eğer Kürtler ile yabancı güçler arasında başka bir anlaşma yoksa savaş esnasında, Kürt şehri sayılan her yere güçlerini sokma ve oraları kurtarma hakları vardır. Kerkük halkı savaş esnasında ayaklanarak kentin idaresini ellerine geçirebilirler.

ABD tarafından Kürtlere verilen silahlar anlaşmalar çerçevesindedir. Kürtler bu silahların kendilerine hibe olarak verilmelerini istemelidir. Daha önceki anlaşmalar ve kararlara göz önünde bulundurularak, kurulacak gerçek Federal bir Irak Anayasa’sı çerçevesinde Kürtler isterlerse ordu ve diğer polis ve güvenlik güçlerini kendi bölgelerinde kendi idarelerine bağlı bir şekilde kurabilmelidir. Bu sorun ne Türk devletinin ve ne ABD’nin alnına girer. Bu Kürt Federal Devleti Cumhuriyeti ile Merkezi Irak Federal Devleti Cumhuriyeti arasında iç ve dış güvenlik sorunları ile ilgili bir meseledir.

Kürtler hiç bir dayatmaya mecbur bırakılmadan serbestçe, Kürdistan’ın idaresi konusunda söz ve karar sahibi olmalıdır. İdari sınırların etnik veya coğrafik ayırımına göre tabbi tutulması konusunda , kürtler kendi rızaları dışında herhangi bir çözüm dayatmasını kabul etmemelidirler.

PKK-KADEK Türkiye için bir tehlike olmaktan çıkmıştır. PKK-KADEK’in daha önceki açıklamaları ile Türkiye’nin sınırları içinde gerila faliyetlerine son verdiklerini ilan etmişlerdir.

Kuzey Iraktaki Kürt güçlerin Türkiyeden toprak talepleri yoktur. Türkiye ile iyi komşuluk ilişkilerini güçlendirmek istemektedirler. Türkiye’ye karşı bir tehdit durumu yoktur.

Doğabilecek göçmen göçüne karşı – ki ben olabileceğini sanmıyorum. Çünkü bu alan Koalisyon Güçleri tarafından korunmaya alınmıştır. Türkiye kendi sınırıları içinde insani nedenlerden dolayı geçici barınma olanaklarını hazırlayabilir ve masraflarını BM Göçmenler Komiserliğinden UNHCR karşılayabilir.

Kürtler hazırladıkları Anayasa metinde Türkmenlere azınlık kültürel hakklarının verilmesini öngörmüşlerdir.

Gizli ve açık kışkırtmaları olmasa ‘’Türkmen sorunu’’ diye bir olay yoktur. Bu tamamıyla Türk devleti tarafından yaratılan sünnü bir meseledir. Açıkçası Türkiye müdehale için kendisine sünni gerekçeler yaratmaktadır. Türkiye’nin öne sürdüğü bütün gerekçeler haklılık ilkeleri ile bağdaşmıyor. Türkiye’nin tüm amacı G.Kürdistan’ın tam bir özgür yönetime kavuşmasını önlemektir.Yahut ta onu çok dar bir alana hapsetmektir.Bu açıktır.

Türk yetkilileri dar tarih anlayışından kendilerini kurtarıp kürtleri düşman olarak görmekten vazgeçmelidir. Geçmiş Osmanlı tarih deneyimleri fetih üzerinde kurulduğu için Türk yetkilileri bügün feth edilmek gibi asılsız bir korku içersindedirler. Bu yüzden güvenlik ve savunma stratejisini ‘’Kürt tehdidi’’ üzerinde kurmaya çalışmaktadırlar. Feth edilmekten korktuğu için fetih etmeye çalışıyor.

AB’ne girme sürecinde Türk ordusunun siyaset üzerindeki askeri gücü ile toplumdaki çekiciliği zayıflamaktadır. Bu gücü kaybetmemek için Türk generalleri egemenliğin millete değil devlete kalmasında ısrar etmektedir. Bu yüzden milli duygular kamçılanmaktadır. Devlet anlayışından bir değişikliğe gidilmesine karşıdır.

Yeni hükümet ‘’harbiye ve mülkiye’nin’’ siyaset üzerindeki vesayetine son vermek gibi bir niyetinin olmadığı ona uyum sağlamaya çalışıldığı görülüyor. Bu kafa ile AB’ne girilmez.

Türkiye Kürtlerin ne istediklerine iyi kulak verirse bu onun faydasına olacağına hesaplamıyor. Türkiye Kürtlere dostane yaklaşımlar göstererek bunun kendilerine neler kazandırır hesaplarını yapmalıdır.Türkiye iki Kürt örgütüne başkentinde temsilcikler vermiştir. Onlar ile diplomatik ilişkiler sağlamıştır. Bunların hepisi iyi ve güzel gelişmelerdir. Geçmişte Kürt mültecilerini kabül etmiştir. Kürtlerin korunması Türkiye üzerinden yapılmaktadır. Kürt yetkilileri her seferinde Türkiye’ye şükran borçlarını ve minetarlıklarını iletmektedirler. Kürtler ihtiyaclarının önemli bir bölümünü bügün Türkiye üzerinden yapmaktadır. Bu ilerde Türkiye’ye ekonomi ve ticari alanlarında daha da yüksek karlar getirecektir. Kerkük –Yumurtalık boru hattı’nun yanında ilerde Türkiye ile G. Kürdistan arasında ‘’ serbest bir ticaraet bölgesi’’ niye düşünülmesin?.

KÜRTLER

Bügünlerde Irak krizi ve Kürtler konusunda birden fazla düşünceyi kafada barındırmak gerek. Herşeyden önce Kürtler bu savaştan zarar görmemeli fikrinden hareket etmeli.

Güçlünün yanında yer almakla her zaman kazanmak anlamına gelmiyor. Kürt siyasi ve askeri güçlerinin bu savaşta nasıl bir tavır takınacaklarını bunun, onların karar vermesi gerektiğini ancak anlaşmalar yolu ile garantiler konusunu haletmeleri bir zorunluluktur. Yoksa kütünün iyisini tercih etmekle karşı karşıya bırakılacaklardır. Veyahut önlerine ne konulursa onunla yetinmeleri istenecektir..İşin daha kötüsü geçmişin bir tekrarı olan iki büyük devlet anlaştıkları zaman daima üçüncü taraf (kürtler) kaybeder durumuna düşeceklerdir.

Unutmamak lazım ABD Kürtleri kurtarmak için Irak’a girmiyor ve Kürt sorunu sahiplerinin elinden çıkıp ABD’nin eline geçmesinin riski vardır. Bütün bir Kürt halkının kaderi sadece ABD’nin insafına terkedilmesi hata olacaktır. Kürtler ABD’nin gücünden yana tavır koyarken ya da ondan yararlanırken bu gücün rolünü abartmamalıdırlar. Unutmamak lazım Dünya devletleri ile halklarının çoğu bu savaşa karşıdır. Dolaysıyla ABD’nin yaratacağı normlar Kürtler için realizm olmamalıdır. Kürtler bu savaşa değişik sebeblerden ötürü karşı olan devletlerin, uluslararası kamuoyunun desteğini almayı ihmal etmemelidir. Kürtler ABD’nin ‘’kuklası‘’ veya ‘’satranç taşı’’ imacını yırtmak için, savaşı başlatan kendilerinin olmadığı, kendi kurtuluş savaşlarını ise eskiye dayandığını, yeni olmadığını, ABD’nin çıkarları için değil Kürt halkının meşru özgürlükleri uğruna bu savaşa katıldıklarını bütün bir Dünya’ya ilan etmelidirler.

Kürt sorunu halen henüz BM’nin bir sorunu olmadığı ve bu konuda günceliğini hala korumaktadır. Birinci Irak Savaşından sonra Kürtleri için ‘’Humaniter İntervation’’ ile ‘’ Humanitarian Enclav’’ ortamı yaratılmıştır. – Irak devletinin yetki alanına bağlı ancak İnsani nedenlerden dolayı dışardan korunmaya muhtac bir alan yaratılmıştır-. ’’ Protektorat State’’- Siyasi ve etnik nedenlerden dolayı Irak toprakları içinde Irak devletinin yetki alanı dışında sınırları beli bir idare alanı-‘‘ yaratılmamıştır. Kürdistan’da Irak saldırılarına karşı bir Safe Havens, korunma alanı kurulmuş ancak statüsünün halen belirsizlik içindedir.

Durum ne olursa olsun olsun:

a) Kürdistan’ın siyasal statüsü ve onun güvenliği için BMGK’den siyasal bir kararın alınmasına ihtiyac duyulmaktadır. (Garanti hakkı)

b) Kürdistan BM tarafından ‘’ International Humaniter Millitery Intervation’’ –Uluslararası İnsani bir Askeri Müdahaleye- tabbi tutulmalıdır. Kürtlerin siyasi statüko garantisi de BM bağlı askeri güç tarafından korunmaya ihtiyacı vardır.

Uluslararası hukuk ile kürtlerin çıkarlarını biribirleri ile çakıştırarak birlikte ele almak daha doğru olacağı görüşüdeyim.

G.Kürdistan’da BM’ e bağlı uluslararası bir gücün varlığının bulunması ve yine uluslararası güvenceler ile donatılarak siyasi haklarının garanti altına alınmış olmasına, Kürtler gibi zayıf bir halkın ihtiyacı vardır.

ABD’nin unilateral savaşı Kürtlerin beklentilerine cevap verip vermiyeceğini hep birlikte göreceğiz. Ummarım Kürtler siyasi ve diplomatik becerileri ile amaçlarına kavuşurlar. Diyeceğim son söz onlara başarılar dilemek olacaktır.

20.03.03