Mustafa Kalpak / kalpak@spray.se

Arşiv


Kürtlerin Hakları Güvence
Altına Alınmamıştır

Bilindiği gibi, AB liderleri Aralık 2002’de Kopenhag Zirvesinde Türkiye ile müzakerelere başlama kararı yerine, muzakere ’’tarih için bir tarih’’ olan Aralık 2004’ü uygun gördüler.

2004 hem Türkler ve hem Kürtler için önemli bir yıl olacaktır. 2004 Kasım ayında Avrupa Komisyonu Türkiye ile ile ilgili Kopenhag şartlarına uyum sağlayıp sağlamadığına dair son ilerleme raporunu sunacaktır. Rapor, Türkiye ile müzakerelere başlanması için genel bir kanı sergileyecektir. Son kararın da 2004’te AB liderler zirvesinde ele alınacaktır. Zirve, Türkiye’nin Kopenhag Kriterlerine uygunluğuna bakarak müzakere için tarih tespit edecektir.Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlanması için de, kararın oy birliği ile alınması gerekir.

KATILIM ORTAKLIK BELGESİ VE KÜRTLER

Bilindiği gibi 8 Kasım 2000’de AB komisyonu tarafından hazırlanan ilk Katılım Ortaklık Belgesi (KOB) Türkiye tarafından Mart 2001’de onaylandı. Belge,Türkiye’nin Kopenhag Kriterlerine ulaşması için bir yol haritası niteliğini taşımaktadır.

KOB’de kürtlerle ilgili göze çarpan bölümler şöyle formüle edilir:

Programın kısa vadedeki politik kriterlerine göre ’’ Türk vatandaşların kendi anadillerinde televizyon ve radyo yayını yapmalarını yasaklayan her türlü yasal hükmün kaldırılması’’

Orta vadede ise ’’ Kültürel çeşitliliğin sağlanması ve kökenlerine bakılmaksızın tüm vatandaşların kültürel haklarının güvence altına alınması. Bu hakların kullanılmasını engeleyen her türlü yasal hüküm – eğitim alanındakiler de dahil olmak üzere – kaldırılmalıdır.’’

KOB Türkiye’de Türkçe’den farklı dil ve kültürlerin var olduğuna işaret ediyor ve bu farklılıkların kendilerini ifade etmesini ve bunlara ilişkin getirilen yasakların da kaldırılmasını istiyor. Belge, zayıf kabul edilse bile Kürt dillinin serbestliğine, kültürel kimliğine bir destek sunmaktadır.

KOB, Kürtler`den bahsetmiyor. Kürtler, ne ulusal bir azınlık olarak ele alınmış ne de Kürtler`in ulusal demokratik azınlık hakkları siyasi kriterler programına dahil edilmiştir.

Kürt sorunu’nu üstü kapalı, etnik kökenlerinden uzak, Kopenhag Siyasi Kriterlerin ’’olmasa olmaz’’ bir ön şartı olan’’Ulusal Azınlık Hakların Korunması ve Saygı’’ ilkesini, siyasi önceliklerdeki yerini, ’’Tüm vatandaşlarının kültürel hakları’’ ve bu kültürel farklılıkların korunması şeklinde formüle etmiştir. KOB, Türkiye’nin Avrupa sürecinde siyasi uyum sağlamada, Türkiye’den Kürtler ile ilgili köklü siyasi bir değişiklik talep etmemektedir. KOB Avrupa sürecinde Türkiye’nin müzakerelere başlaması için kürt sorunun siyasal çözümü için siyasi uyum çıtasını alçak tutmuştur.

Buna karşın KOB, demokratik bir sistemin temel özeliklerinin mevcudiyeti için gerekli gördüğü kültürel temel özgürlüklerin bireysel kulanılması ve bu alanda kısıtlamaların ortadan kaldırılması, insan hakları ve temel özgürlükler alanındaki güvencelerin güçlendirilmesi için, Türkiye’de demokrasinin yerleşmesi açısından kayda değer olmakla birlikte, Kürt sorunun temel çözümü için yol gösterici bir harita olarak kabul edilemez.

KOB’un Program’ına karşı Türk yetkilileri aşırı milliyetçi-şovenist tepkiler gösterdiler:

’’ Benzer biçimde, Avrupa parlamentosunun sözde Ermeni soykırımı ile sözde Kürt sorununa yer veren, Türk askerlerinin Kıbrıs’tan çekilmesini isteyen kararın da ciddiye almamız ve kabül etmemiz sözkonusu değildir. ( Cumhurbaşkanı A. Sezer, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu Toplantı konuşması 20 Kasım 2000)

’’ Türk`le Kürd`ün ayrılmaz bir bütün olduğunu kavrayamadıkları için, kimi Avrupa Parlamentosu sözcüleri Türkiye bağlamında, Korsika, ve Bask benzetmeleri yapmaya kalkışıyorlar. Çoğunluğun ayrılmaz bir öğesi olan yurttaşlarımızı ’’ azınlık’’ gibi göstermeye uğraşıyorlar. Türk ulusunun bu tür hezeyanlara karnı tok, kulakları tıkalıdır. Türk’ün Avrupalılığında da böyle saçmalıkların yeri yoktur.

( Başbakan B.Ecevit, TBMM gurup toplantısı konuşması 22 Kasım 2000 )

’’ Eğer Avrupa Birliği, Kıbrıs’ta uzlaşı istiyorsa bunun yolu Kıbrıs’lı Türkler`i baskı altına alıp, Rum eğemenliğe sürüklemek olamaz. Bunun yolu Kıbrıs’ta iki ayrı bağımsız devlet bulunduğu gerçeğini içlere sindirmektir. ( Başbakan Ecevit, TBMM gurup toplantı konuşması 22 Kasım 2000 )

’’ Türkiye’nin etnik çatışma ve ayrışmayı körükleyecek ’ kültürel’ ya da ’etnik haklar’a sıcak bakması mümkün değildir. Ayrıca, belgede bu tür ifadelerin üstü örtülerek muğlak hale getirilmesi de, bu sonucu değiştirmemektedir. ( D. Bahçeli, Başbakan yardımcısı, TBMM gurup toplantı konuşması 14 Kasım 2000)

’’ Biz Türkiye’de Lozan’ da kabül ettiğimiz dini azınlıklar dışında bir azınlık kavramını kabul edemeyiz.

Eğer belgede bize böyle bir şey getirirseniz, bu belege başta bizim için kabül edilemez bir belge olur. Etnik guruba dayalı hakları da kabül edemeyiz. Onun için, bizim bu duyarlılıklarımızı mutlaka bu belgede dikkate almanız gerekir. Memnuniyetle gördük ki, Katılım Ortaklık Belgesinde, bizim söylediğimiz bu hususlar hepsi dikkate alınmıştır. Yani, bir azınlık hakkından söz edilmemiştir, Türkiye’den istenen hususlar herhangi bir dini veya etnik guruba dayalı olarak değil, sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının temel hakkları olarak belgede yer almıştır. Bu haliyle, belgenin bizi rahatsız etmesi gereken hiçbir ciddi yönü yoktur. ( Başbakan Yardımcısı M. Yılmaz TBMM gurup toplantı konuşması 14 Kasım 2000)

’’ AB Katılım Ortaklık Belgesinde de, bireysel hak ve özgürlükler kapsamında, bu devletin kurucusu ve asli unsuru olan Kürt orjinli vatandaşlarımız için kültürel haklar, anadilde yayım ve eğitim hakkları adı altında ülkemiz bölünmek istenmektedir. İçerden ve dışardan desteklenen bu gelişmeler milli birliğimizi ve toprak bütünlüğümüzü bozacak büyük bir tehdit niteliğini almıştır.

Bireysel hakların kullanılması, bireysel kültür, bireysel otonomi adı altında devletin varlığını ülkenin bütünlüğünü, bireyin özgürleştirilmesi uğruna feda edemeyiz. Bu hakların kullanılması Atatürk ilkeleri ve devrimlerini reddetme hakkını da doğurmaz. Bu yanlışlıklar AB’ne girme uğruna bir araç olarak da kullanılamaz. ( Silahlı Kuvvetler Akedemisi Komutanı Tuğgeneral Halil Şimşek, Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği (AGSK) AB ve NATO İlişkilerinin Geleceği ve Türkiye’ ye Etkileri konulu sempozyumda yaptığı konuşma. 11 Ocak 2001)

’’ AB’nin Katılım Ortaklık Belgesi ile bizim Ulusal Programımızın tıpa tıp aynı olması gibi bir zorunluluk yoktur. Katılım Ortaklık Belgesi’ndekiler Allahın kelimeleri değildir’’ Dışişleri Bakanı İ.Cem. Radikal 13 Kasım)

Yukardaki konuşmalardan anlaşılıyor ki Türk siyasi- askeri yetkilileri Kürt sorunu ve Kıbrıs konularında var olan statükonun devamından yana olduklarıdır.

Zaten daha belge hazırlık safasında iken veya son şekli verilmeden önce Genişlemeden Sorumlu Komisyoner G. Verhaugen ve onun Basın Sözcüsü Jean Christophe Filori, Temmuz 2000 de Ankara’yı ziyaret ederler. Ankara’ya bir ’’ Non paper message’’ verirler. Yazılı olmayan bu mesajın içeriği şöyle: ’’ Biz biliyoruz ki Kürt kelimesi ile Kürtçe eğitim ve yayım konusu Türkiye için hasas bir konudur. Biz de buna özen göstererek bu kelimeyi kullanmadık. Biz haklardan bahsetiğimiz zaman sadece spesifik bir etnik köken için değil, genel ve tüm Türk vatandaşlarını kapsayacak şekilde söylüyoruz.

Bazı Türkçe olmayan diller üzerinde kısıtlamalar var, biz onların kaldırılmasını istiyoruz.’’

Belgenin içeriğini iyi anlayan M. Yılmaz KOB’un doğru bir analizini yapıyor. M. Yılmaz, Türkiye’nin Avrupa ile illişkilerde en sorumlu üst bir sahıştır ve AB ile temasları vardır. Belge’nin hazırlanmasının ön safhasında Türkiye’nin nasıl bir belgeye razı olamayacağını AB’nin gerekli kurum ve yetkili yerlerine illetmiştir.

Kürt gurup ve siyasetçilerin yorumu ise farklı olur. Yurt içindekilerin çoğu demokrasi açısından hareketle, Avrupa’nın Türkiye’den istedikleri ile yetinilerek, Türkiye’nin Avrupa’ya üye olmasından yana gibi bir tavır konulur. Yorumların ana başlıkları ise: Kürtler bügünkü kötü bir ortamdan

(ekonomik, sosyal, siyasal) daha iyi bir ortama geçmiş olurlar. Asker, polis baskısı kalkar, Kürt dilli serbest olur, belli bir özgürlük ortamı yaratılır. AB’nin kontrolü devlet üzerinde mümkün olur ki bir daha darbe dönemleri geri gelmez.

Yurt dışındaki Kürt gurup ve siyasi kesimler de Belge’nin, Kürtler`in adını hiçbir yerde anmadığı ve siyasi haklarından bahsetmediği için etnik perspektiften hareketle eksik ve yetersiz bulur dolaysıyla eleştirir, ama belgenin tümüne de karşı çıkmazlar.

Bu arada belirtmek gerekir ki: Kürtler kendileri de bu süreçte ortak bir siyasi iradeyi yansıtacak bir Kürt Şartı’nın siyasi programı etrafında birleşmiş değidirler.

ULUSAL PROGRAM VE KÜRTLER

2001 Mart ayı’nda Türkiye, AB’nin hazırlamış olduğu ’’ Katılım Ortaklık Belgesi’nin ’’ nasıl hayata geçireceğini hazırlamış olduğu ’’ Ulusal Program’’ ile cevap vermiştir. Yüzlerce sayfalık bu metin, Kopenhag Kriterlerine ulaşmak için siyasi bir isteksizliği gizlemiştir.

AB Komisyonu ve hem AB Parlamentosu Türkiye’nin sunduğu ‘ Ulusal Program`ın içeriğini hafif bulmuş ve UP’yi AB’ne giriş için yol gösterici bulmamıştır. AB organları UP’nı bir ulusal kalkınma stratejisi belgesi mahiyetinde ele almıştır.. UP, AB’ne uyum için milli mevzuatta bir değişiklik getirmiyordu. Türkiye’nin mevcut Anayasası ve yasalarınin AB hukuna uygunluğu sözkonusu değildi. Türkiye’nin uyum sağlamada sorunları vardır.

Ulusal Program ‘’ Kültürel yaşam ve bireysel özgürlükler’’ başlığı altında ‘’ Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi ve eğitim dilli Türkçedir. Ancak bu, vatandaşlarının günlük yaşamlarında farklı dil, lehçe ve ağızların serbest kullanılmasına engel teşkil etmez. Bu serbestlik, ayrılıkçı veye bölücü amaçlarla kullanılamaz.’’ denilmektedir.

UP, Kürtler için mevcut statükoyu öngörüyor. Kürt sorununa ilişkin program çok geri ve aşağılayıcı bir tutum sergilemektedir. UP, Kürt sorunun en temel haklarının çözümü için, barışcıl bir yol gösterici harita olmaktan son derece uzak düşmektedir.

UP, KOB’nin çok gerisinde ve Kopenhag Kriterlerine hiç cevap vermiyor.

UYUM YASALARI, İLERLEME RAPORU VE KÜRT SORUNU

2001 Ekim ayında hükümet alel acele ‘‘ İlerleme raporun ‘‘ hemen arifesinde yaptığı bazı Anayasal değişiklikleri rapora olumlu yansır diye hemen meclisten geçirdi. ( Anayasa değişikliği, 4709 Sayılı Yasa, Anayasa ‘’ Başlangıc’’ metni ile 33 maddesinde değişiklikler yapan yasa, 3 Ekim 2001 tarihinde TBMM’ de kabul edildi) Türk yetkilileri aynı ayda Türkiye için hazırlanan ’’ İlerleme Raporu’nun ’’ taslağına kızarak raporun 33 maddelik Anayasa değişikliğini görmezlikten geldiğini illeri sürdüler ve raporda değişiklik istediler.

Sonuçta rapor ‘’ Türkiye, bazı alanlarda ilerleme kaydetmeye başlamış olsa da, henüz Kopenhag politik Kriterlerini yerine getirmiş değildir ’’ diyor. Ayrıca ‘’ Kanunla yasaklanan dillerin kullanılmasına karşın 26inci ve 28inci maddelerde yer alan hükümler kaldırılmıştır. Bu husus, Türkçeden başka dillerin kullanılmasının yolunu açabilir ve olumlu bir gelişmedir’’ sonucuna varıyor. Birde, daha önceki raporlarda söylenen ‘’ Türkiye’de demokratik sistemin temel özelikleri mevcuttur ’’ bir kez daha bu raporda tekrarlanmış oluyordu.

2002 yılında çeşitli kanunlarda yapılan bazı değişiklikler ve TBMM de kabul edilen ‘’ AB Uyum Yasaları’’ yine oldu bittiye getirilmiştir. Türk tarafı bu sefer AB Komisyon’un hazırlayacağı ‘’ Katılım İlerleme Raporunda ’’ üyelik görüşmeleri için bir tarih verilmesi amacını güdmekteydi.

AB Komisyonu tarafından 9 Ekim 2002 de açıklanan ‘’İlerleme Raporu’’ her ne kadar Türkiye’nin üyelik görüşmelerine başlaması için bir tarih önermese de ‘’ Türkiye’nin siyasi, ekonomik üyelik kıstasları ve AB müktesabatına uyum alanlarında ilerleme kaydetiğini’’ vurgulamaktadır ve ‘’ bununla birlikte Türkiye siyasi üyelik kıstaslarına tam olarak uyum sağlamamaktadır’’ denilmektedir.

Bilindiği gibi Komisyon, ‘’ İlerleme Raporunda’’ Türkiye’ye katılım için görüşmelere başlamasına dair herhangi bir zaman dillimi önermez, ancak Komisyon bu görevi 12 Aralık’ta Kopenhag’ ta toplanacak AB Zirve Toplantısına havale eder. 2002 Kopenhag Zirvesi ‘’ 2004 Aralık ayında AB komisyonu’nun hazırlayacağı rapor ışığında AB Konseyi’nin Türkiye’nin Kopenhag siyasi kriterlerini yerine getirdiğine karar vermesi halinde, Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin hemen başlayacağı kararı verildiği’’ görüşü kabul edilir.

AB komisyonu İlerleme Rapor’un da Türkiye ile ilişkileri ve bu ilişkilerdeki kaydetiği illerlemeleri ve üzerinde çalışması gereken ve hükümet’en beklentilerini yansıtığı konuları içeren ‘’gözden geçirilmiş’’ bir ‘’Katılım Ortaklık Belge’’’yi 2003’te sunacaklarını belirtir. Buna karşın Türkiye`den bu yeni ‘’Katılım Ortaklık Belgesi’’’ temelinde, Avrupa müktesebatının üstlenmesine ilişkin ‘’gözden geçirilmiş’’ yeni bir ‘’Ulusal Program’’ (UP) hazırlanması istenir. Teklif edilen yeni KOB Mart 2003 ‘te Komisyon tarafından onaylanır.

Yeni KOB, ‘’İlkeler’’ bölümünde Kopenhag kriterlerine atıfta bulunarak aday ülke Türkiye’den

‘’Azınlıkların korunmasını ve azınlıklara saygıyı garanti altına alan kurumların istikrarının sağlanmasını’’ ister.

‘’Güçlendirilmiş Siyasi Diyalog ve Siyasi Kriterler’’ başlığı altındaki ‘’Öncelikler’’ ( 2003-2004)

bölümünde yer alan beklentileri ise şöyle sıralamak mümkün:

Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası ve Avrupa düzeyindeki enstrümanlara uygun olarak temel haklar ve insan haklarına sahip olmalarını yasal düzeyde ve uygulamada güvence altına alınması,

radyo ve televizyon yayınları ile Türkçe dışında diğer dillerde eğitime somut bir biçimde erişimlerin güvence altına alınması,

bölgesel farklılıkların azaltılmasına ilişkin global bir strateji geliştirilmesi için çabaların sürdürülmesi; özellikle Güneydoğu Anadolu bölgesindeki durumun iyileştirilmesi.

İlk KOB’de, kültürel haklar üzerindeki yasal hüküm ve kısıtlamaların ortadan kaldırılması istenirken ‘’gözden geçirilmiş’’ yeni KOB, ‘’azınlıklardan’’ bahseder veTürkiye’den kültürel hakların somut bir biçimde yasal düzeyde ve uygulamada güvence sağlanmasını ister.

MGK’dan geçtikten sonra 24 Temmuz 2003’te yayınlanan ‘’ gözden geçirilmiş’’ diye anılan ‘’ AB Müktesabatının Üstlenmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı’’ (UP) ‘’Siyasi Kriterler‘’ bölümü

’’Türkiye Ulusal Programında öngörüldüğü şekilde temel hak ve özgürlükleri, demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını, azınlıkların korunması ve saygı görmesi hususlarındaki düzenlemeleri güçlendiren ve güvence altına alan kapsamlı anyasal ve yasal reformlar gerçekleştirmiştir’’ diyor. Aynı bölümün başka bir yerinde de ‘’ Türk vatandaşlarının günlük yaşamda geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerde yayın yapılması veya farklı dil ve lehçelerin öğrenilmesine ilişkin hükümler hayata geçirilecek’’ deniyor.

Bu yetkililee yasal düzenlemelerin yanında uygulamanın çok daha önemli olduğunu hatırlamakta yarar vardır.

Ne geçmişteki hükümet ve ne de bu hükümet, Anayasa ve yasalarda yapılması gereken önemli değişiklikleri yapmamıştır ve onun yerine bazı kanunlarda yapılan bazı küçük değişiklikler ile Avrupa yolunda mesafe almak istemiştir. 2923 sayılı ‘’Yabancı Dil Eğitimi ve Öğretimi Kanunun’’ adı değiştirilerek , yerine ‘’ Yabancı Dil Eğitimi ve Öğretimi ile Türk Vatandaşlarının Farklı Dil ve Lehçelerinin Öğrenilmesi Hakkında Kanun’’ şeklinde düzenlenmiştir. Bu kanuna bazı hükümler eklenerek ‘’ Ayrıca, Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerin öğrenilmesi için 8.6.1965 tarihli ve 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu hükümlerine tabi olmak üzere özel kurslar açılabilir. Bu kurslar, Cumhuriyetin Anayasada belirtilen temel niteliklerine, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı olamaz. Bu kursların açılmasına ve denetimine ilişkin esas ve usuller, Milli Eğitim Bakanlığınca çıkarılacak yönetmenlikle düzenlenir’’ denmiştir.

3984 sayılı ‘’Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanuna’’ aşağıdaki hükümler eklenerek ‘’ Ayrıca, Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerde de yayın yapabilir. Bu yayınlar, Cumhuriyetin Anayasada belirtilen temel niteliklerine, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı olamaz. Bu yayınların yapılmasına ve denetime illişkin usul ve esaslar, Üst Kurulca çıkarılacak yönetmenlikle düzenlenir’’ şeklinde düzenlenmiş ve bu hükümlerin Bakanlar Kurulu tarafından yürütülmesi istenmiştir.

Çıkarılan yasalar ve ve kabul edilen yedi uyum paketi birtakım genelgeler ve yönetmelikler aracılığı ile işlenmez bir hale getirilmektedir. Yasal yolla düzenlen haklar geri alınıyor. Asker, bürokrasi ve yargı reformlara karşı direniyor, hükümet sesiz kalıyor. Hükümetin içişleri bakanı, sorumluluğu altında genelgeler yolu ile Kürtçe adlar yasaklanıyor. Hükümetin Milli Eğitim Bakanı sorumluluğu altında yönetmelik yolu ile Kürtçe kurslar engeleniyor. Kürtçe radyo ve televizyon yayını için yönetmelik olmadığı için bu konuda herhangi bir faaliyet yoktur. Etnik bazda örgütlenme hakkı yoktur. Siyasi partiler propagandalarında Türkçe’den başka bir dil kulanamamaktadırlar. Kürtçe kanunen yasaklanmıştır.

Anayasa ve yasalarda yapılan küçük çaptaki düzenlemeler, Kürt dilini, eğitim ve öğretim alanında gerçek bir statüden yoksun bırakmıştır. Bu değişiklikler, Kürtler`in kendi kültürel kimliklerini korumak ve onları serbestçe ifade edebilmek ve geliştirmek için önündeki anayasal ve hukuksal engelleri ortadan kaldırmamıştır. Sorun daha karmaşık bir hale getirilmiştir.Bu değişiklikler ile Türk idaresi Kürt dilline ve kültürüne karşı saygı göstermek ve onu korumak gibi bir destek sunmaktan bilinçlice kaçınmıştır, kaçınmaktadır. Özel kurslarda öngürülen dil öğrenme serbestliği detaylı bir şekilde devlet kontrolü altında çok sınırlı ve katı bir bürokratik yönetmenlik altında yapılmasına izin verilmiştir. TV ve radyoda Kürtçe yayın hayatı yine devletin çok katı ve sıkı bir kontrol yönetmenliği altında, çok dar bir süre ile sınırlandırılmak isteniliyor. Üstelik, yasal düzenlemeler ile tanılan izinler, çeşitli yönetmelik ve genelgeler ile durdurulmaya çalışılıyor. Karşılaştırılırsa, Kürtler`e tanınacak kültürel haklar Avrupa’da göçmen azınlıklara tanınan haklardan daha geri olduğu görülecektir.Türkiye hükümetleri ve meclisin birleşik siyasi iradeleri ve tavrırları, AB’ne katılmak için ciddi bir kararlığa sahip olmadığı görülmüştür. Hükümetler, MGK kararlarından hareketle, çoğu kere işi son ana kadar getirip hantal, duygusal ve kompleksli kararlar almış ve bu yönde meclisten kanunlar çıkarma yolunu seçmiştir.

Yine hükümetler, çok geniş, yasaklar ile dolu ve insancıl olmayan Türiye Ceza Kanunlarında kapsamlı bir değişiklik yapmak yerine, yine bazı küçük değişiklikler/düzenlemeler yoluna gitmiş bu yönden meclisten birtakım kararlar çıkarmış, böylece AB’nin sempatisini kazanmaya çalışmıştır. Fiiliyatta ölüm cezası geçerliliğini yitirdiği halde Türk yetkilileri bu cezayı Öcalan olayında siyasi bir kan davası şeklinde, asırın en önemli bir meselesi gibi göstererek olayı büyük haşemetiyle gündemde tutarak ölüm cezasını AB’ne karşı santaj gibi kullanmıştır. Kürt sorunun önemli bir bölümü bu olaya endekslenerek bu cezanın kaldırılması ile AB’ne giriş için bilet olarak görülmüş ve böylece Kürt sorunuda Öcalan hakında verilen ölüm kararının infaz edilmemesiyle haledilmiş olacağı hesaplanmiştır.

Basın özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, toplantı ve gösteri özgürlükleri hususlarında, kanunlarda öngörülen bazı ceza indirilmelerine gidilmiştir ama hak ve özgürlüklerin önünde çağdışı ceza kanunları hala yürürlüktedir. Bu hak ve özgürlüklerin önündeki anayasal ve yasal engelerin tümü kalkmış değildir.

Bu değişikler ile Türkiye’de demokrasi iyileştirilmediği görülüyor. Türkiye’deki kurumlar ve kuralar demokrasiyi garanti altına almış değildir. Hukuk devleti gerçekleşmememiştir. İnsan temel ve hak özgürlükleri sağlanmamıştır. Kürt halkının ulusal demokratik temel hak ve özgürlüklerine saygı anayasal ve yasal korunma altına alınmamıştır. ‘’ Uyum Paketleri’’ adı altında Anayasa’ da ve bazı kanunlarda yapılan küçük bazı düzeltmeler ile Kürtler`in temel insan haklarına, demokratik hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmediği görülmüştür.

Bu durumda Türkiye AB’ye üye olması için Aralık 2004 de müzakerelere başlayabilecek mi? Türkiye AB’ye üyelik için hazır bir durumda mıdır? Hayır.

Reformalar eksiktir, uygulamalar yetersizdir, daha çok reformlar gereklidir.

İLERLEME RAPORU 2003 VE KÜRTLER

Kıbrıs şartı

Türkiye’nin AB’ne katılım hedefi ile Kıbrıs arasında doğrudan bir bağlantı kuran komisyon, Belge’nin ‘’sonuç ve öneriler’’ bölümünde ‘’ Kıbrıs’ta çözümsüzlük, Türkiye’nin AB’den beklentileri önünde önemli bir engel oluşturabilir ’’ diyerek, Türkiye’nin BM Genel Sekreteri tarafından sunulan plan çerçevesinde yapıcı bir rol alması için siyasi bir mesaj vermiştir. Bilindiği gibi Kıbrıs her ne kadar siyasi kriterlerin bir parçası olmasa da, Türkiye ve AB arasında ‘’ Derinleştirilmiş Siyasi Dialog’’un bir parçası olarak yerini korumaktadır.

Demokrasi alanı

AB Komisyonu, bu yıll ilerleme Rapor’unda Türkiye’nin Kopenhag siyasi kriterlerini henüz tamamen yerine getirmediği, ancak Türk hükümetinin AB’ye uyum reform sürecini hızlandırdığını, bunun yanında reformların etkisinin ise sınırlı kaldığı ve uygulamanın yavaş ve düzensiz olduğu, ifade özgürlüğü alanında, Türk Ceza Kanunu hükümlerinin keyfi yorumlandığı, AİHM hükümlerinin uygulanması ile ilgili gecikmeler adil yargılama ve savunma hakkı ile hükümlere uyumda eksiklilerin olduğu, şiddet içermeyen düşüncelerin ifadesi ile ilgili yasaların uygulanmasında yorum ve uygulama farkları olduğu, işkence alanında soruşturma yargılama ve cezaların uygulamasında eksikliklerin olduğu, polisin aşırı şiddet kullandığı, tutuklu hakları ihlalerin olduğunu saptıyor. Öte yandan, MGK yapısında önemli değişikler yapıldığı ancak askerlerin siyaset alanda görüş bildirdirmeyi sürdürdüklerini, askeri temsilcilerin RTÜK ve YÖK içinde yer alması, savunma bütçesinin denetiminin TBMM tarafından yapılmaması, parti kapatmaların devam ettiği, yazar, gazeteci ve yayıcılara karşı ağır cezeların verildiği, bazı yayınların yasaklandığı, internet içeriği alanında kısıtlamaların olduğu, sendikal haklarda Avrupa Sosyal Şart’ının uygulanmadığı, çocukların eğitimi ve güvenlik haklarında, kadın ve erkek eşitliği alanında eksikliklerin olduğu vurgulanmaktadır.

Kürtler ve dini azınlıklar alanı

Gerek rapor ve gerekse sözlü açıklamalar; Türkçe dışında radyo ve televizyon yayınlarına karşı yönetmenliklerin, ailerin çocuklarına isim koymasını düzenleyen genelgelerin uygulamada kısıtlamalar getirdiğini ve bu dillerin öğrenimine yönelik uygulama yasalarında eksiklerin olduğu, Türkçe dışındaki dilerde radyo, televizyon yayını ve yasakları kaldıran tedbirlere karşın uygulamada bir değişikliğin görülmediği,Türk alfabesinde x, q, ve w harfleri olmadığı için Kürt kökenlilerin isimlerinin bu şekilde kullanılmasına imkan olmadığı ve bu harflerin yasak olduğu, ailelerin isim ve okul eğitimine yönelik seçimlerini kısıtlayan düzenlemelerin olduğu, OHAL uygulamasının ardında vatandaşların yerlerine dönmesinde sorunların yaşandığı, ırk, din, köken,bölge veya azınlık statüsüne dayalı dernek özgürlüğü önünde kısıtlamaların mevcut olduğu, Alevi vatandaşların diyanet işleri ve ulusal eğitim sistemi içinde tanınmaması, gayrimüslüm azınlıkların tüzel kişilik, mal edinme, idare ve din adamları yetiştirmesindeki sıkıntıların varolduğu konularına değiniyor.

Ekonomik alanı

Rapor, Türkiye’nin tam işleyen bir pazar ekonomisi olma yolunda ilerleme gösterdiği, ancak makroekonomik istikrar ve öngörebilirlik alanlarında yeterli gelişme düzeyine henüz yeteri derecede ulaşamadığını belirtiyor. Rapor, enflasyonla mücadele ile reformlar sürecinin devam etmesi gerektiğini belirtiyor.Türkiye’nin AB ile olan gümrük birliğinde tüm yükümlülüklerini yerine getirmediğini ileri sürüyor.Rapor ayrıca yolsuzlukla mücadele alanında kurumsal yapının oluşturulmasında gecikmelerin olduğunu vurguluyor.

Uluslararası hukuk alanı

Rapor, Avrupa insan mahkemelerin (AİHM) hükümlerinin uygulamasında gecikmelerin olduğunu,

ayırımcılıkla mücadele, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve AB müktesebatına uyumsuzluk olduğunu dile getirmektedir.

Türkiye’de bunlar ve bir çok durum ve uygulama daha eleştirilirken, hükümet ve diğerTürk yetkilileri,

‘’ haksız eleştirildik’’ diyorlar.‘’Biz her şeyi anayasal ve yasal reformlar yolu ile güvence altına aldık’’ diyorlar.

Türkiye’nin kendisine çelme takmasına sevinmemek gerekir. Daha ciddi reformların ve somut adımların atılmasını istemek lazım.Türk siyasi çevrelerinin hemen hepsi bir ağızda ‘’ biz yaptığımızı yaptık sıra Avrupa’da” ya da ‘’Avrupa bahane arıyor’’ diyerek sorumluluğu AB ye yüklemeye çalışıyor. AB Türkiye’yi arasına almaya isteklidir fakat, Türkiye’deki siyasi düşünme biçimi buna hazır değildir. Her ne kadar Türkiye’ deki siyasi iradenin çoğunluğu AB’ne katılmaya istekli ise de üyelik gerekliklerini tümünün yerine getirilmesi için aynı siyasi duyarlılığı gösterememektedir. Bu bir çelişkidir. Hükümetin bunu çözmesi lazım.

Kürt sorunu en önemli politik bir sorundur bügün Türkiye’de. Bu sorun aynı zamanda AB ile Türkiye arasında üyelik görüşmeleri önünde de bir sorundur. Türkiye’nin üyelik için görüşmeler sürecinde bu sorunun dinamizminin canlı tutulması gerekir. Katılım öncesinde Kürt siyasi kriterlerinin belli olması ve bu kriterlerin yerine getirilmesi gerekir. Kürt şartı olmadan Türkiye’nin AB üyelik için görüşmelere başlaması ve Türkiye’nin üyeliğini istemek, Kopenhag kriterlerinin bir kanadını kırmak anlamındadır.

Kopenhag Kriterleri açısından katılım için uyum sürecinde Kürt şartı veya Kürtler için izlenecek yol haritası nasıl olmalıdır?

KÜRT YOL HARİTASI

Türk Hükümetin üyelik için katılım sürecinde AB ile yapacağı görüşmelerde, Kürt sorunu ‘’Genişletilmiş Siyasi Diyalog’’ çerçevesinde, KOB’nin tespit etiği öncelikler alanları kapsamı içersine alınıp, aşağıdaki noktaların gözetilmesi gerekir:

Kürt yol haritası ve uluslararası hukuk alanı

Türkiye, Avrupa Birliği’nin, BM’in İnsan Hakları ile ilgili almış olduğu tüm antlaşmaları kabul etmeli ve imza atığı bütün uluslararası belge ve antlaşmaları iç hukukunda uygulamaya sokmalıdır. Ayrıca bu sözleşmelerin tüm ihtiyari ve ek protokolerini imzalamalıdır.

Avrupa Ulusal Azınlıkların Korunması için Çerçeve Antlaşması.

Avrupa Bölgesel Diller ve Azınlık Dilleri Antlaşması.

Avrupa Parlementosu ‘nun Avrupa İnsan Hakları Antlaşmasına tavsiye Kararı olarak sunduğu 1201 nolu Ulusal Azınlıkların Hakları Ek Protokolu.

BM Uluslararası Her Türlü Irk Ayırımına Karşı Antlaşma

Uluslararası Ceza Mahkemesi Tüzüğü Antlaşması.

Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi

Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi

Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyum sağlanması

Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı.

Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi’nin tavsiyelerine göre önlemlerin uygulanmaya konulması.

AB uyum süreci ve Kürt yol haritası

Türkiye Hükümeti, Kopenhag Kriterleri ve Avrupa İnsan Haklarının ruhuna uygun olarak Kürtçe eğitim, ifade, toplantı ve gösteri, basın ve yayın, örgütlenme özgürlükleri için hukuksal ve anayasal garantileri açık ve net bir şekilde güçlendirmesi ve bunları uygulama alanlarına sokması lazımdır. Bunun için de hükümet, gerekli yeni anayasal ve yasal değişiklikleri, yeni reform paketleri ve

‘’ Yeni Uyum Yasalarını’’ meclisten çıkarması gerek. Bu hususların hepsi izin/yasak mantığından çıkarılip birer hak manzumesi haline getirilmesi lazımdır.

Türkiye Hükümeti hukuk kuralarını güçlendirerek, mahkemelerin çalışma usullerini Avrupa standartlarına kavuşturmalıdır.

MGK Anayasal bir kurum olmaktan çıkarılmalıdır.

Türkiye Hükümeti kapsamlı bir ekonomik strateji programı izleyerek, Türkiye’nin Batı tarafı ile Kürt halkının yaşadığı bölgeler arasındaki eşitsiz gelişmeyi ve dengesizliği azaltmak amacıyla ekonomik, toplumsal ve kültürel fırsatları artırmak için ilave tedbirler alarak, yeni ekonomik gelişme alanlarının yaratılması için projeler sunulmalıdır. Bu sayede, ekonomik göçün önüne geçilmelidir.

Türk Hükümeti, Avrupa uyum süreci döneminde, Kürt sorununu acil bekleyen temel konuların çözümü için, Kopenhag Kriterlerin ruhuna uygun bir şekilde, yeni Katılım Ortaklık Belgesi’nin belirttiği öncelikler (2003-2004) ile Kürt Siyasi Kriterlerini (2004-2005) ’’genişletilmiş bir diyalog’’ yolu ile birlikte Ulusal Programı’na alarak, açık ve somut bir reform paketi sunmalıdır.

Hükümet, Meclis’in Irak’a askeri müdehale kararını durdurmalı ve bu istekten vazgeçmelidir.

kısa vadedeki politik kriterler - yol haritası- (2003-2004)

Anayasa ve yasalardaki Kürtlerin varlığını yasaklayan veya inkar eden tüm düzenlemelerin kaldırılması gerekir. Anayasa ve yasalar ülkenin çok kültürlü, çok dilli etnik çoğulculuğunu garanti altına almalı ve onları korumalıdır.

Kürt diline cevap veren ve bügün Türkiyeli Kürtler tarafından kullanılan ve 31 harften oluşan Kürt Alfabesi, hükümet tarafından kabul edilmelidir. Milli Eğitim Bakanlığı’nca bu hususta bir genelge yayınlanmalıdır.

Kürtlerin kendi ana dilerinde TV ve radyo’ da serbestçe yayın yapmaları önündeki tüm yasal ve bürokratik engelerin kalkması gerekir.Özel, yerel ve bölgesel yayım yanısıra, RTÜK’e bağlı bölgesel özerk bir ‘’Puplic service’’ Kürtçe Radyo ve Televizyon Kurumu (KRTK) kurulmalı, bu kurum Kürt Dili ve Kültürü Bilgilendirme çalışmaları adı altında , vergiler tarafından karşılanacak tam gün yayım için gereken düzenlemeleri yürütmelidir. Tam ve özerk bir yayım için hemen bir yönetmelik çıkarılmalıdır.

Devlet Güvenlik Mahkemeleri, Köy Koruyuculuğu Sistemi kaldırılmalıdır. Köyleri yakılan ve yıkılan, zorla göç ettirilen insanlar, yeniden yerlerine güvenlik içinde dönmeleri sağlanmalı, zarar ve ziyanları devlet tarafından karşılanmalıdır.

Hükümetin inisiyatifi ile, sıkıyönetim ve OHAL bölgelerinde, toplumun değişik kesimlerinden oluşan tarafsız bir Yurtaşlık Adalet Komisyonu kurulmalı, komisyon; serbest bir şekilde alttan ve üstten yaratılan terör ortamında zarar görmüş, şucsuz yere yakınını kaybetmiş, ekonomik zararlara uğramış, çeşitli haksızlıklara maruz kalmış insanlar ile temas kurarak, bu insanların sorunlarını rapor halinde hükümete, ve yine bu bölgelerde kurulacak bir nevi özel ve Geçici Mahkemelere, intikal etirilmek suretiyle, bu yolla derin maddi ve manevi tahribatların bir ölçüde iyileştirilmesi yoluna gidilmelidir.

İsimleri değiştirilmiş il,ilçe, köy ve mezraları yeniden eski adlarına kavuşturulmalıdır. Kürt ana ve babalar yeni doğan çocuklarına kürtçe isim takabilmelidirler. Ayrıca, isim değiştirmek bir yurtaşlık hakkı sayılmalıdır. Bu hususların önündeki yasaklayacı ve kısıtlayacı tüm genelgeler, bürokratik ve yargı engeler, derhal kaldırılmalıdır. Bu hususta yeni yönetmelik çıkarılmalıdır.

Terörizm, terör suçu ve terör örgütleri kavramları yeniden ele alınmalı, bunlara açık bir tarif getirilmeli, şiddete başvurmayan siyasi, etnik, sosyal ve kültürel örgütlenmelerin üyeleri terör tarifinden zarar görmemelidirler. Anti Terör Yassası ve diğer ceza yassaları insanileştirmelidir.

‘’Bölücülük’’ ve ‘’düşünce suçlarından’’ hapishanelerde tutulan siyasi mahkumlar serbest bırakılmalıdır. Siyaset yasağı kaldırılmalıdır.

Orta vadedeki politik kriterler-yol haritası- (2004-2005)

1. Anayasa ve yasalar Kürt dili ile eğitim ve öğrenim görme hakkını garanti altına almalıdır. Bu konulardaki tüm anayasal ve yasal engeler kaldırılmalıdır. Kürtçe öğrenimi sadece kurslar ile sınırlı tutulmamalıdır. Bu hususta Milli Eğitim Bakanlığına bağlı bölgesel özerk bir Kürt Dil Eğitim ve Öğrenim Kurumu oluşturulmalı, Kürtçe, serbestçe eğitim ve öğrenim bir dil olarak kabul edilmelidir. Ayrıca, Partiler amaçları için Kürtçe’yi siyasi bir dil olarak da kulanabilmelidirler.

2. Anayasa ve yasalar, etnik ve kültürel değerler etrafında, bölgesel ve şehir bazında, siyasi parti ve dernek kurmaya izin vermelidir. Siyasi partiler isterlerse sadece bu alanlarda partilerini seçimlere sokabilmelidir.Bu hususlarda yasal güvence sağlanılabilmesi için var olan mevcut tüm Anayasal ve yasal engelerin ortadan kaldırılması lazım. Hükümet bu konular için gerekli reformlari meclisten çıkarmalidir.

3. Tarihsel olarak Kürtlerin binlerce yıldır üzerinde yaşamış ve bügün de yaşadıkları ‘’Güney Doğu Anadolu Bölgesine’’ coğrafik ad olarak Kürdistan denmesinden hiç sakınca yoktur. Bu yönden hukuki ve siyasi engellerin tümü ortadan kaldırılması lazımdır.

4. Parti kapatma yasağına son verilmelidir.

Türkiye bunları yerine getirmeden AB’ye katılım için görüşmelere başlaması erken olacaktır. Peki, Türkiye AB’nin şartlarını yerine getirmeden ne zamana kadar aday ülke olarak kalabilecek? AB’nin prosedürüne göre eğer bir ülke AB’ne katılım için stratejik kriterleri yerine getirmese ya adaylığı dondurulur veya disklafiye edilir. Aralık 2004 te, AB zirve toplantısı Türkiye için ne kararı alacak?. Ne AB Komisyonu ve ne de Zirve Başkanları Kürt sorunu konusunda Türkiye’ye istisna, ucuzluk veya orta bir yol tanımamalıdır. Aralık 2004 tarihine kadar eğer Türk hükümeti Kopenhag Kriterlerin tümünü ve bu ara Kürt sorunun çözüm önceliklerini yerine getirmez ise o zaman adaylığı ya dondurulmalı veya disklafiye edilmelidir. Türkiye AB’ne katılım için gerekliklerin hepsini ya da bir çoğunu 2004 yıllı içersinde, veya tespit edilen bir tarihe kadar yerine getirir ise,Türkiye’ye üyelik için mûzakere tarihi verilmelidir.

Hükümetin Kürtlerin temel sorunlarının çözümü için atacağı her adım, onun Türkiye’yi uygarlık dünyasının bir parçası haline, Avrupa ile kaynaştırmış viziyonunun inandırıcılığını güçlendirecektir.

Kasım 2003