Nezîrê Cibo

Arşiv

nezircibo@hotmail.com

Bir iletinin düşündürdükleri…

9. Ocak 2006 günü mailime gelen iletiler arasında rojamedya aracılığıyla gelen “İmralı'ya haber salın İlkel milliyetçiler birleşti.” Başlıklı bir haber yorum, yazısı vardı. İletinin bir kısmını aşağıya aktarıyorum;

“Dün Türk haber programlarını izlerken Güney Kürdistan'ın iki hükümetinin birleşeceğini duyunca uçacak gibi oldum. Tabiî ki bu haberi duyan her Kürt sevineceği gibi geleceğe umutla bakacaktı. Ama nasıl olduysa aklıma İmralı da bulunan kırma(annesinin Türk olduğunun söylediği için) olan ve dayılarına hizmette kusur etmeyen zat aklıma geldi. Acaba bu habere nasıl tepki verecek diye düşünmeye başladım. Bir süre düşündükten sonra olayın doğal mecrasında cereyan edeceği, dayılarına ters düşen bu durumu yadırgayacağı ve bu durumu engellemek için ihanet zincirine daha sıkı sarılacağını düşündüm. Herkesin de böyle düşündüğünü sanıyorum…”

Evet, yazı aynen böyle… Biliyorum, belki kimileri için çok sıradan bir yazı olabilir. Hatta “Ne var bu yorumda gayet haklı ve yerinde ağzına, diline sağlık” diyecek çok kişide vardır. Biliyorum, çünkü bu yazı hemen her gün Kuzey Kürdistan basının da görmeye alışık olduğumuz yazı ve yorumlardan sadece bir tanesidir. Kürt politik çevrelerin, birbirine karşı kullandıkları yaygın üslupla kaleme alınmış bir yorum haber yazısı. Yıllardır değişmeyen, artık gelenekselleşmiş bir tarzdır bu. Yurt sever Kürt basının aşina olduğu, zarardan başka hiş bir yararı olmayan, gereksiz gerginlik ve düşmanlıklara neden olan bu söylem tarzı artık sıradan, olağan bir hal almıştır.

Ama kendi payıma bu duruma bir türlü alışamadım ve olağan karşılayamadım.

Hep kaygı ve üzüntüyle karşıladım. Bu nedenledir ki “herkesin böyle düşünmediğini”, İmralı'daki zatın ve hareketinin bilinen olumsuzlukları kadar olmasa da bu tür yaklaşım ve eleştirilerin de Kürt özgürlük hareketine büyük zararlar verdiğini vurgulamak istedim.

Ancak öncellikle şunu belirtmem gerekiyor; İmralı merkezli politikaları her ne kadar ihanet çizgisinde görmesem de, hiç mi hiç tasvip etmemiş, çağı geçmiş tipik bir Asya despotizmi olarak görmüş ve eleştirmişimdir. PKK hareketinin geçmişten bu yana izlediği; O “Kürt aşığı olmayan”, gerek örgüt içinde gerekse de dışında muhalefete tahammül etmeyen, farklı sesleri her yönteme başvurarak susturan, örgütsel çıkarlardan öte “önderliğin” çıkarlarını ulusal çıkarların üzerinde gören politikalarının hoş görülecek bir yanının olmadığını, bilen ve dile getiren biriyim. Hele son dönemlerde izlenen “Türkiyelileşme” politikalarını, bu politikanın tehlike ve tuzaklarının da farkındayım. Bu anlamda birilerin savunuculuğunu yapacak durum ve konumda değilim. Bu böyle biline…

 Amacım; yukarda belirttiğim gibi Kürt özgürlük hareketlerinin o geleneksel, esneklikten uzak, kendisinden olmayan, kendisi gibi düşünmeyen herkesi düşman sayan, tek sesli, tek merkezli, politikaların verdiği zararlara dikkat çekmek ve bu konudaki görüşlerimi paylaşmaktır.

Burada PKK hareketinin ne olup ne olmadığını tartışarak Amerika'yı yeniden keşfedecek değilim. Ama İster ihanet şebekesi olarak değerlendirilsin, ister “TC'nin kurduğu bir provaketör örgüt” olarak değerlendirilsin, onun Kürdistan'ın olmasa olmaz'ı olan bir gerçeği olduğunu kabul etmek gerekir diye düşünüyorum. “Kırma” dediğiniz kişinin bir işaretiyle yüz binlerce Kürt sokaklara dökülüyor, silaha sarılıyor, onlarcası salt onun özgürlüğe kavuşması için kendini yakıyor, feda ediyor. İster “kırma” deyin, ister “hain”, bu gerçeği değiştirmiyor. Doğal olarak bu tür yaklaşımlar, ona içten bağlı olan yüz binlerce, milyonlarca Kürdün nefretini kazanıp, düşman yapmaktan başka hiçbir işe yaramıyor. Şimdiye kadar olan da budur.

Deneyimli, akıllı ve her şeyden önce, ulusal çıkarları ön planda tutan politikaların yöntemi bu olmamalıdır.

İmralı eksenli politikaların, tüm olumsuzluk ve tahribatlarına rağmen, yukarda aktardığım türden söylem ve yorumların işe yarar bir yanını göremiyorum. Tam tersine yurt sever saflarda büyük yaralar açarak, kitlelerde kin ve nefret duyguların yeşermesine, asıl gerçekleri görmesine engel olup, yığınların daha da fanatikleşmesine neden olmaktadır.

Dolayısıyla da Kürt özgürlük hareketine yarardan çok zarar verdiğine inanıyorum.

Evet, bende basında Güney Kürdistan'ın iki hükümetin birleşeceğine dair haberleri okuyunca her Kürt gibi, yorumu yapan arkadaş gibi sevinçten “uçacak gibi oldum.” Ama “her nedense” İmralı'da ki zatın bu habere nasıl tepki vereceğini hiç düşünmedim hiç aklıma da gelmedi. Sadece sevindim ve “geleceğe daha umutla” baka bileceğimi düşündüm. Ama arkadaş hepimizin adına daha farklı düşünmüş. Hatta daha da ileri giderek, İmralı adına da düşünmüş.

Şöyle ki; “…Acaba İmralı bu habere nasıl tepki verecek” ? Diye sormuş. “Bir süre düşündük ten sonra olayın doğal mecrasında cereyan edeceği, dayılarına ters düşen bu durumu… Engellemek için ihanet zincirine daha sıkı sarılacağını düşündüm.” Diye cevap da vermiş.

Şimdi buna pes doğrusu! Denilmezde ne denilir. Henüz ortada olmayan, gerçekleşmeyen bir eylemi veya tavrı kurgusal olarak olmuş gibi varsayıp eleştirmeye ne denilir? Ne denilirse denilsin bana göre bu duygusallıktır, ön yargıdır. Doğrusu başka bir şey söylemeye de dilim varmıyor. Sadece yeter diyorum. Kendimizi kandırmayalım artık. Muazzam bir kitle hareketini aşağılayarak, küçümseyerek bir yere varamayız, “Kürtleşmesini” sağlayamayız. Tersine “Türkiyelileşmesine” katkı sağlarız.

 Yeter artık, tarihten ders alalım diyorum. Bunun içinde çok gerilere gitmeye gerek yok. Birleşme girişimlerine sevindiğimiz, Güney Kürdistanlı güçler bu anlamda en güzel örnek değil midir? Daha dün Düşman kardeş olan Mam Celal ve Kek Mesut'un bu gün sahip oldukları itibar ve güce nasıl ulaştılar? Bir biriyle didişerek, çatışarak mı? Elbette hayır. Hepimiz biliyoruz ki düşman kardeşliğe son vererek, aralarındaki husumete ve çatışmalara son vererek bu güne geldiler. Şimdi de daha ileri bir adım atarak güçlerini tamamen birleştirme yoluna girdiler.

İşte Kuzey Kürdistan içinde ders alınacak en güzel örnek… Hiçte öyle uzak tarihlere uzanmaya gerek yok. Örnek yanı başımızda… Ama bunun için adım atmak gerekiyor. Peki, bu adım nasıl atılacak? Söyleyeyim; Farklı görüşlerin politik söylemde bir birine karşı seviyeli olmaya özen göstermesiyle... Yapılan eleştirilerde kullanılan üslubun kırıcı ve rencide edici olmamasına, politik terbiye kurallarına uygun olmasına dikkat edilerek atıla bilir. Sonrası da gelir.

Ama yok o hırçın, çatık kaşlı, farklı düşünen herkesi hain, ajan ilan eden anlayışlarda ısrar etmeye devam edersek, elbette sonrası da gelmez. Üstelik ilerde bu hainlerle! Bir araya gelme koşulları tamamen ortadan kalkar ki, ortaya çıkacak sonuçları tahmin etmek çok zor değildir. Çünkü tarihimizde bu anlamda bolca örnek vardır. Buyurun tarihi okuyalım.

12.01.2006