Şeref Yalçın

Arşiv

seref.yalcin@hotmail.com

Sahip ve sahiplenme

Önümüzde yılların birikimleri var,sadece bunlardan yararlanırsak, geleceğe ilişkin siyasal vizyon ve projeler üretmek mümkün.Yeterli düşünsel birikim de var.Ayrıca bugün içinde bulunulan süreç de fikri ve kuramsal bir zenginlik sağlamakta. İnsanların bu sürece karşı geliştirebileceği duyarlılık ve konumlanış, siyasal açıdan önemli bir temel oluşturacaktır.

 

İnsanlar geleceği göremezler;onu kurarlar.Bu kuruluş deneyimden ve bu arada en çok bugünden hareketle yapılan değerlendirmelerin doğru biçimde çözümlenmesiyle gerçekleşir.Siyaset için sürecin,bu anlamda sağladığı olanaklar ve objektif veriler daha canlı ve ele alınabilir özellikteler;sorun bunları doğru bir yöntemle ele almak…

 

Siyaset her şeyden önce sınırlı oranda kollektif bir edimdir.Tek başına bireyin kapasite ve yeteneklerini aşar.

 

Siyaset zemini ve onun üzerinde oluşan koşullar belli tesbitlerle insanlardan konumlanmayı istediğinde,aramızdan kimileri yaşlı olduğu için ‘ben kıdemliyim,benden başkası bilemez ve karar veremez,ya da buna hakkı olmaz,diyebilir.Çalıştığı iş gününe bakmaz.Bunlar TSK'da olduğu gibi emekli olurlar ama yinede paşa dırlar;her şeye burnunu sokarlar.Onlar merkezdirler ve müritler onlardan fikir almalıdırlar.Saltanat da sürer,elit kimlikleri ile toplumda yerlerini korumaya çalışırlar.Bu yerlerin kendilerine münhasır olduğuna hükmetmekten de geri kalmazlar.

Kimileri Şextır,ağadır,beydir ve insanlara üstten bakarak pozisyonlarını mutlaklaştırırlar:”ağanın…üstüne… olmaz!”

 

Kimileri otuz yıl kış uykusuna yatmıştır.Dünya dönüp devrilmiş,köprülerin altında çok sular geçmiş;Toplum ve yaşam büyük değişikliklere uğramıştır;bunları göremezler.Uykudan uyanmışlardır ama baktıkları çevreye gözleri alışmadığından her şeyi kendi hayal dünyasına göre algılamaya devam ederler.Oysa hiçbir şey ne bıraktıkları gibidir nede gördükleri gibidir:Yollar,parkurlar,alanlar,kalkış ve geçiş yolları değişmiştir.Toplumsal özlem ve isteklerle birlikte izlenecek yollar ve kilitlenecek hedefler de…

 

Bununla birlikte hayatın ve toplumsal değerlerin bilincinden kopmadan ulusal mücadelede her türlü dayanılmaz zorluklara göğüs gererek bin bir acıyı kişiliklerine sindirip bügün de yılmamış olanların,karınca kararınca,ortaya koydukları emeği görmezlikten geldikleri gibi ayrıca bütün bu emeğe değer biçecek etik bir yaklaşımda göstermezler.Hala bütün dertleri,henüz payda önem bile kazanmamış bir emek sonucuna bakarak “acaba bana da bu sonuçta bir pay düşmez mi” gibi bir yaklaşımın tutsağı olmaktan da kurtulmamışlardır.

 

Ortada bir samimiyetsizliğin olduğu açık.Devrimci Demokrat kimliği koruyarak,onu bugüne ödünsüz getiren fedakar insanların çabalarına bir şey katmayanlar ve hiç değilse bu çabalara destek dahi olmayanlar,bu zeminde olumlu işaretler gördüklerinde,o bildik ve dayanılmaz bilgiçlikleri ile can sıkmaktan geri durmazlar.

 

Aslında geçmişte işlerin bozulduğu ve ilişkilerin koptuğu süreçte böyleleri için için sevinmemiş değillerdi.Nasılsa bir kasırga oldu,bir yıkım var;ben de bu arada arzularımı yerine getireyim diyerek zeminden kopup keyfine bakanlar,kendilerine seçtikleri “yeni” hayatı elde etmek için her yolu kullanmayı mübah sayarak haraket etmekten geri durmamışlardır.

 

Gerekçeleri de var:”şartlar böyle gerekti.Ne yapsaydık?”

 

Bu gibi örnekleri çoğaltmak mümkün.Öyle de olsa,bunlara ne diyelim?Kolay gelsin beyler mi diyelim?

 

Bütün bunları ne için yazdığımı açıklayayım:Sahip ya da sahiplenmek…Bir malı,bir kurumu,bir düşünceyi;bir ülke veya bir örgütü korumak,savunmak;geliştirip büyütmek sahiplenmek duygusunu geliştirmiş olmakla koşuttur.Bu duygu bu yoğunlaşmayla büyümemiş ve kişiliğimizin bir donanımı gibi davranış ve tutumlarımıza duyarlılık katmıyorsa,bir kopukluk, bir sorun var demektir.Öyle ki,aynı zamanda bir etkisizlik!Şöyle:Bir baba terk edip gittiği çocuğuna,yıllar sonra dönüp karşısına geçerek,ben senin babanım,dediğinde,bu başkalarının emeğine göz koymak değil de nedir?Bugüne kadar çocuğa bakıp onu besleyenlere,bir şükran borcu olabileceğini hatırlamak daha erdemli bir tutum olmaz mı?Şöyle yada böyle bir şekilde ortada duran emek sonucuna hep birlikte sahip çıkabilmenin yollarından biri de bu tevazzuyu gösterebilmektir.Kırgınlıkları ve küskünlükleri böyle giderebiliriz.İlişkilerde yeni bir sayfa açmak da budur.Böyle olduğunda birlikte yürümenin özgüveni oluşacaktır.Bu özellikle gereklidir de.Ortak bir hak olarak gördüğümüz ulusal ve demokratik paydanın bileşenleri olmak için koşul da budur.

 

İlişkilerde bu ılımlı anlayışı sağlayarak mücadeleye güç katmalıyız.Bu anlayışı özellikle şimdiye kadar için için yananlar ve mutlaka bir şeylerin olmasını candan ve gönülden isteyenler için korumalı ve yaşatmalı.Çekilen sıkıntılar,acılar sonuçta hepimizin.Onun meyveleri de hepimizin olacak.

 

Sitem ya da eleştirilerimizin dayandığı bir geçmişi ve olumsuzlukları hiç yaşamamış temiz ve iyi niyetli insanlarımıza pürüzsüz bir yol ve alan açmak ortak sorumluluğumuz.Eşekten düşen biziz;acısı da bize ait olmalı.Başkasına çektirmek veya onu hissettirme hakkımız bulunmuyor.

 

Ülkesini seven,ülkesi için bir şeyler yapmak isteyen her insan bizim için temel değerdir.Samimi ve gönüllü olarak yapılan ve katkı sunulan her emeğe saygılıyız.Bu anlamda şimdiye kadar elinde bayrak tutan ve koruyan arkadaşlarımızı da aynı duyarlılıkla saymamız gerekir.Birlikte yapılan her işin sonucuna herkes aynı hakla sahip çıkar.Böyle olduğu içindir ki insanlar ortak iş emek ve düşüncede birlikte olurlar;acı ve sevinçte yan yana dururlar.Bir Çin filozofunu söylediği gibi”Dünyada en büyük buluş ne ateştir ne pusula nede tekerlektir.En büyük buluş,insanların anlaşarak kolektif iş yapmalarıdır.”

 

Unutmayalım ki,hepimiz birbirimize muhtacız tüm dereler birleşir,çaylar;çaylar birleşir nehirler;nehirler birleşir göl,baraj ve deniz olurlar.İnsan enerjisin birleşmesinin yaratacağı verimliliğe de böyle bakılmalı.

 

Sonuç olarak;Dünya,Ortadoğu ve ülkemizin 21.yüzyıl şartları tek ve mutlak bir şeyi bize gösteriyor.Kuzey Kurdistan'da aynı olanlar aynı yerde beraber olmadıkları sürece asıl hedeflerimize ulaşamazlar.Aynı olanların ayrı ayrı aktif siyasal veya pasif toplumsal zeminlerde bulunmaları hedefe götürmez diye düşünüyorum.Aynı olmayanların da ortak bir hedef doğrultusunda yan yana durmaları ve birlikte yürümeleri mümkündür.Mücadelede aynı ve ayrı olanların ortak bir mecrada güç ve enerjilerini birleştirmeleri hedefe ulaşmak için en etkili siyaset ve mücadele yoludur.Başta Kürtler ve Devrimci Demokratlar bu anlayışla geleceğe bakmalıdırlar.

 

7.11.2006 /AMED