|
ulumaskan@hotmail.de
Kirli itifaklar
Türkiye seçim sistemi, mantığı, biçimi ve demokrasisiyle bir hilkat garibesidir.
Amaç demokrasi falan olmadığı için gaye seçim yapmak değil yapmış gibi görünerek halkı kandırmaktır.
Aslında seçilecek olanlar baştan seçilmiştir. Yani atanmişlar bir şekilde seçim hilesiyle halka oylatılacak ve onaylatılacaktır. Doğrusu onaylatmada değil tam bir aldatmadır.
Seçmenin önüne bir çok gibi görünen tek seçenek koyarak oylatıyor.
Bu oylama onaylama değil aldatmadır. Işte Türkiye demokrasi anlayışı budur.
1980 de Kenan Evren kendi anayasası ve cumhurbaşkablığını onaylattı.
Halka : ‘'Sandıkta tek hayır oyu çıkarsa yanarsınız.'' dedi ve yüzde yüz evet oyu ile seçildi ve bunada: ‘'Netekim demokrasi budur.'' dedi.
Peki Kenan Evrenin silah zoru ölüm tehditi altındaki % 100 seçim sistemi ile bugünkünün arasındaki fark nedir ? Arada bir tek fark var oda birinin silahli ötekinin ise külahlı olmasıdır. Yani biri silahlı öbürüde silahsız ama içerik ve amaç aynidır.
Bu şuna benzer iki katil vardir, biri adamı silahla diğeride adamı boğarak öldürüyor.
Bunlar arasındaki fark ne ise Evren ile bügünki sistem arasındaki farkta odur.
Katillerden hangisine daha demokrat denilebiliniyorsa Türkiye ye de o kadar denilebilinir.
Türkiyenin seçim sistemini daha çok anlatmaktan ziyade bir iki cümleyle daha değinerek birazda seçim itifaklarından bahs etmek istiyorum.
Dünyanın hiç bir demkratik ülkesinde olmayan yüzde onluk baraj sisteminin amacının Kürtlerin meclise girmesini engellemek olduğunu artık kimse inkar edemiyor.
Bunun için Demokratik Toplum Partisi bağımsız adaylarla seçime katılma kararı alınca gayrimeşru kehren olan meclis alelacele apar topar bir anayasa değişikliği yaptı. Amaç seçim pusulaları hilesiyle DTP nin önünü kapatmak.
Buna anayasa hileyi-şerhi de diyebiliriz.
Bunu sözde hukukçu olan Necdet Sezer, kerhen hükümetin çoğu yasalarını veto etmesine rağmen bunu teredütsüz hemen onayladı.
Öyle anlaşılıyorki Kürtler hakında bunların faşizan refleksleri hep aynıdır.
D incisininde dinsizininde ayni. Dinci dinsiz diye birbirlerine girerler ama Kürtler sözkonusu olunca hep beraber saldırıya geçerler.
Bunun adına da ulusal refleks derler, ama aslında faşizmden başka bir şey değildir.
Şimdi de Türkiye de yaklaşan seçimler dolayisiyle olan seçim itifakları arayışı ve sonuçlarına biraz bakalım.
Gündemde çeşitli kirli itifaklar var. Önce günah keçisine çevirdikleri Ak partiye karşı sözde alternatif olabilmek için ANAP ile DYP birleşti.
Bunun üzerine Tayyip Erdoğan belki de hayatında ilk defa doğru bir şey söyleyerek :
‘' 40 çürük yumurta bir araya gelsede bir tek sağlam yumurta çıkmaz. ‘' dedi.
Böylelikle Erdoğanın hakkını Erdoğana vermek gerekiyor.
Dünde solda kirli işbirliği sağlanarak CHP ile DSP anlaştılar.
Aslında sözde soldaki işbirliği denilen çok daha kirli bir itifaktır. Önce kirli emellerine ulaşmak için ‘'işbiriği değil birleşme'' diyen Baykal sonuçta işbirliğine ikna oldu.
Bu kirli itifaka çok sevinen dul Rahşan Ecevit in ağzından ilk kirli niyetli inciler dökülmeye başladı. Rahşan arzu ve stratejisini iki noktada topladı. Birincisi sözde ‘'Kukla Kürt devleti'' nin önünü kesmek. Hemen söylemeliyim ki gerçek kukla kendisidir.
Kocası yasaklı olduğu dönem uzun süre kuklalık yaptı kendisi.
Sonra kocası da az kukla değildi ölümünden önce bunayınca koalisyon ortağı Mesut Yılmaz ı Rahşan sanarak toplantıdan sonra elini Yılmazın sırtına vurup ‘'Hadi Rahşan eve gidelim'' demeye başlayınca ağzından bazı gerçekleri kaçırmaya başladı ve dediki : ‘'ABD nin Öcalanı bize niye teslim ettiğini hala anlayabilmiş değilim.''
Bu onunda ne kadar kukla olduğunu gösterir. Aslında aklını yitirmışken daha bir çok gerçeği söyliyecekti ama erken öldü. Ölümünden önce Kürt olduğu da söylemiş.
Bunlar böyledir ya ölecekken yada aklını yitirince gerçeği söylerler.
Rahşan hanımın ikinci arzusu ise artık Türkiyede et n ik tartışmalar a son verilmesi temenisiydi.
Yani Kürtler inkar edilsin, yok sayılsın.Her ikis de Kürtlerin yokedilmesiyle ilgili.
Deniz Baykal ise kirli itifakın hemen ardından DSP ile ülke bütünlüğü konusunda ayni hasasiyetleri paylaştıklarını söyledi.
Baykalın ülke bütünlüğü konusu hasasiyetinden kastı Kürtlerin varlığına kast etmedir.
işte kirli ififak ve kirli niyetler böyle ortaya çıkıyor.
Peki bizler Kürt olarak varlığımıza kast eden tüm bu kirli itifak sahiplerine karşı ne yapmalıyız ?
Hep kinle bakıp küfür etmekle mi yetinmeliyiz ?
Evet elbette haklı olarak kin duyup küfür etmekte gerekir.
Ancak bununla yetinmemek lazım. Bunun yanında ve daha çok üzerimizdeki bu kirli itifakları berteraf edebilmek için kendi temiz ve zaruri itifaklarımızı geliştirmeliyiz.
Bunun zamanı gelmiş geçmiştir bile...
20.05.2007
|