ABDULKADIR ULUMASKAN

Arşiv

ulumaskan@hotmail.de

Yol ayrımına doğru

Türk siyaseti bir yol ayrımına doğru gitmek zorundadır.

Türkiye de politikalar büyük bir çoğunlukla sorunların kaynağını bulma konusunda at gözlüklü ve çözüm noktasında ise donkişotvari olur. Dünden bugüne hep böyledir. Yada gelişkin gibi görünen Ecevit türü mekanik ve tek yanlı bir anlayıştır.

 

Toplumsal sorunlar bir bütündür.

Bunun ekonomik, politik, sosyal, kültürel vb. boyutları vardır.

Bunlardan biri bazen öne de çıksa tek birisine takılıp kalmak yada bunlardan birini görmezden gelmek herzaman için çözümden uzak ve sorunu daha da ağırlaştıran bir yaklaşım tarzıdır, ki en çok ta Türk siyasileri buna itibar ediyor.

 

Tüm olaylarda bir neden-sonuç ilişkisi var. Nedensiz sonuç, sonuçsuz neden olamaz.

 

Nedenlere bakmadan sonuçlarla uğraşmak kör bir siyasettir.

Sonuçlardan nedenlere gitmeyen devekuşu politikası ve nedenleri ortadan kaldırmadan sonuçları yok etmeye çalışamakta Türk politikasına özgü bir donkişotluktur.

 

Türkiyeyi artık herkesin kabul ettiği çıkmazdan kurtulabilmesi tüm sorunlarda olduğu gibi Kürt sorunu konusunda da neden-sonuç ilişkisini irdeleyen ve buna gerçekçi çözüm modelleri sunan aydın ve siyasilerin ortaya çıkmasına bağlıdır.

Yoksa bu kör siyaset ve şiddet içinde boğulup gidecek vede darbelerde artık kurtaramayacaktır. Çünkü bu politikalar sonuçta dönüp sahibini vurur.

Bu aydın ve siyasilerin başka bir şeye ihtiyaçları var ki bu olmazsa olmaz türdendir.

 

Görüşlerini açık belirlemenin yanısıra bunu cesurca savunabilme yetisinin gelişmesidir.

 

Kemalizm fetişizmi, Ordu kabusu ve Kürt fobisinden kurtulması gerekir.

Yani birisi eğer gerçekten inanmiyorsa illaki sözlerine kemalizme bağlılık ve ırkçılık üzerine yemin ederek başlayıp Ordu ya övgü ile geliştirerek Kürtler ve PKK ye küfürle bitirmemelidir.

 

Bu sistemin bir dayatması da olsa - ki öyledir- ancak aydın olmanın gereği sisteme boyun eğmek değil bildiği doğruları ne pahasına olursa olsun savunabilmelidir.

 

Türkiyedeki Kürt sorunu ve bu soruna bakış yada çözümüne yaklaşımda böyledir.

Sorun ya hep bir dış mihrak ya terör - ki bazen bakış bu olmasa da buymış gibi yansıtılır - yada Ecevit gibi sözümona Aşiret yapı ve ekonomik gerilik gibi bakılır.

 

Peki bu gerçekten böylemidir. Aslında tümüyle böyle olduğuda söylenemez.

Bazıları böyle bakarken bazılarıda böyle bakmak zorunda bırakılmışlardır.

Yani öyle düşünmesede öyle demek zorunda his eder kendini. yoksa düzenin gazabına uğramaya maruz kalır ki mazallah.

 

Ama aydın böylemidir böyle mi olmalı ? Aydının görevi adı üstünde aydınlatandır.

Yoksa karanlığa teslim olmuş bir aydın ne kadar aydın olabilir ?

Aydının görevi karanlığa mahkum ve haps edilmiş gerçekleri aydınlatmadır.

 

Kürt sorunun çözümü konusunda elbetteki Türk halkı ve devrimcilerinin desteği önemlidir. Bir başka önemli nokta ise sorunu doğru koyup gerçekçi çözüm sunanlrın çoğalmasıdır. Bu geliştikçe her iki halkın çıkarına olur.

 

En azından demokrat ve bilimsel kökenden gelen kişiliklerin siyasette yer alması ve bunların çoğalması yada siyaseti etkilemesiyle sorun çözüm yoluna girer.

 

Bu tür gerçekçi bir mantık sahibi bir tutum ve insiyatifin gelişmesi, tutucu ve gerici anlayışlarıda gittikçr geriletecektır.

 

Böyle olursa bölücülük paronayası yaşayan yada bu paranoyayi geliştirmekle palazlanan şartlanmış yada şartlandırılmış pavlo köpeği zihniyet sahiplari artık çokta fazla yaşama şansı bulamayacak veya yaşama alanları daralacaktır.

 

‘' Bu bir terör dür ve terörle çözülür. ‘' ve ‘' Bu politik bir sorundur politika ile çözülür. ‘'

Diyen iki mantığın çatışmasından kimin galip çıkacağı diğer bazı etkenler yanında Kürt ile Türk halklarının desteğine bağlıdır.

Bu desteği sağlayacak olanda aydın ve siyasetçilerdir.

 

Kürt sorunun arkasında şu şu güçler var deyip kafasınıkuma göme yerine neden Kürt sorunu vardır ve nasıl çözülür diye Prof. Baskın Oran gibi sorgulayan bir kesim kişilikler düzeyinde az ve cılızda olsa yavaş yavaş ortaya çıkması ve bunun seslendirilmeye başlanması ve giderek bir görüş haline gelmesi az sade büyük bir gelişmenin başlangıcıdır.

 

Artık Türkiyede siyasetin siyasilere birakılmayacak kadar ciddi bir iş olduğu anlaşılmalı ve Baskın Oran gibilerinin sayisi çoğalmalıdır.

 

Bilimle, sanatıyla veya yazılarıyla zülmü mahkum edenler siyasete girmelidir.

Bu başarılırsa Türkiyede siyaset siyasilerden kurulup özgürleşebilir.

 

Yani nedenleri ve gerçekleri inkar eden ve bunları yok etmeye çalişan bir mantıktan sonuçları yargılayıp nedenleri bulan bir gidişatın olduğunu söylemek güç değildir artık.

 

Bunun gelişerek etkin bir tarz halini almasi Kürt ve Türk halkarı ve aydın ile siyasilerin desteğine bağlı olup ortak çıkarlarının da gereğidir.

 

Bu noktada umutlu olmak umudu beslemek işin çalişmak önemlidir.

Ve umudu umutsuzluğa mahkum etmemek gerekir.

 

 

9.06.2007