M. Ali Ural

Arşiv

m.a.ural@hotmail.com

Yoğunlaşmanın Diyalektiği ve Dışsal Basınca Karşı Doğal Direnci

Her basınç eninde sonunda,şu veya bu güçle, karşı bir şiddetle karşılaşır.Basıncın şiddeti artıkça, basınç, olguda yoğunlaşmanın yarattığı karşı bir şiddetle karşılaşır.Öyle bir an gelir ki, basınç, giderek karşısında yoğunlaşmış olgu tarafından, hemen hemen eşit bir şiddetle geri itilir. Burada basınç uygulayan kütle belirleyiciliğini kaybeder. Doğa fiziğinde olduğu gibi, bu durum, tarihsel ve politik olaylarda da böyledir.Olguda ve olayda yoğunlaşma eğiliminin ve yeteneğinin bulunması,bu tezimizin doğrulanması için yeterlidir.

 

TC devletinin doğrudan Türkiye'deki, dolaylı olarak da Güney Kurdistan'daki Kürdlere uyguladığı tarihsel, ulusal, sosyal ve siyasal basınç benzer bir yoğunlaşmayla karşı direnci doğurmakta. Son aylarda bu giderek daha da netlik kazandı.TC Başbakanı'nın ve Genel Kurmayı'nın hala süren tehditkar tutumları,genelde tüm Kürdleri karşı bir dirençle yoğunlaştırdı.Kürdler haklı ve doğru konumdaydılar; o yüzden de Türk Devleti'nin bu saldırgan politikasını boşa çıkarıldı. Burada en önemli etken, Güney Kürdleri'nin ortaya koyabildikleri tutum olmuştur kuşkusuz; ama bu etkeni güçlendiren, genel Kürd potansiyelinde meydana çıkan ortak refleksleri de hesaba katmalı.TC, tarihinde belki ilk defa böyle bir direnç karşında geri adım atmak zorunda kaldı.Bilindiği gibi Güney Kürdistan'a saldırmak için sınıra yığdığı askeri birlikler, kararlı bir dirençle karşılaşınca, geri çekildi. Sonuç, TC tarafı üstünü örtmeye kalksa da, askeri değil, politik bir yenilgi oldu.Dışa yöneltilen basınç, doğal olarak içeriye döndü tekrar: İktidar kavgası içinde olanlar, askerler ve siviller arasında sürdürülen kavga ayyuka çıktı.Genel Kurmay'ın ırkçı duyguları kamçılayan açıklamalarına Başbakan Erdoğan'dan, dolaylı, “sert” bir karşılık geldi:” Öfkeyle kalkanlar zararla oturur.” dedi.

 

Öteki partiler de Erdoğan'a yüklendi.Siyasetin dışarıya yöneltilen dili içeriye çevriltildi; içerde egemen güçler arasındaki çelişkiler ve husumetler parlamaya başladı.

 

Burada, ortaya çıkan sonuç şudur: TC devletinin Kürdler üzerinde yürütüp iktidar güçlerinin kendi aralarındaki kavgayı erteleme siyaseti, Kürtlerin durduğu yeri koruması ve manevraları iyi kullanmasıyla çöktü.Bu kavganın daha da şiddetleneceği açıktır. Şimdilik, yüzeyde Cumhurbaşkanı seçimi için keskinleşen siyaset dili, seçim sonrasında kurumlar, partiler,yargı ve devlet mekanizmalarını oluşturan diğer kuvvetler arasında farklı boyutlarda sürecektir. Dışa karşı etkisi kırılan TC'nin hamasi ve saldırgan klasik politikası doğrudan bu kurumlar arasında tartışma konusu olacak.Devleti, hatta devletin egemenlik biçimini yeniden yapılandırma isteği daha çok aratacaktır.

 

Kürdleri, özellikle Kuzey Kurdistan Kürdlerini de yakından ilgilendiren ve etkileyecek olan bu sonuçlara karşı Kürdlerin şu anda durumları nedir, nerede durmaktalar?

 

Duygular bir yana ama Kuzey Kürdleri'nin konumu oldukça belirsiz görünüyor.Bütün bu gelişmelere rağmen yüzünü Ankara merkezli bir siyasete çeviren ve potansiyel açıdan oldukça güçlü görünen bir DTP ile, tersi bir konumlanma isteğini dile getiren irili ufaklı güçler ve dağınık kesimler var.Hak-Par bunlardan biridir;ne var ki, o da bu konuda hala tam netleşebilmiş değil.Tutarsızlığa eğilimli, ve her an başka bir yolla Ankara'ya bakmanın yollarını bulmaya çalışan oportünist niyetleri görmek mümkün orada.Yakın bir zaman içinde, 2007 yılının sonlarına doğru yapılacağı öngörülen Genel Seçim'de ittifak zeminini yoklamak için yakınlaşan Hak-Par, DTP ve KADEP niyetlerin çakışıp çeliştiği bir görüntü ortaya koydular.Durum sorgulandığında, Hak-Par, bir Kürd Blok'unu oluşturmak amacında olduğunu söylüyor. Bu anlamda DTP ile seçim ittifakı yapılabileceğini açıktan söylemese de, Hak-Par bileşenlerinin tepkilerini izlediği görünümünü vermekten kendini kurtaramıyor.Sözü edilen Kürd Blok'u da, yüzünü Ankara'ya dönecekse, DTP'nin ortaya koyduğu anlayıştan ve Kürd siyasetini Ankara'ya taşımaktan başka bir anlamı kalmaz;böyle bir blok başarısız da olacak.Hak-Par bileşenlerinin önemli bir kısmı bu eğilime zaten sıcak bakmamakta;onlara göre, Kürd sorunu aynı zamanda kurumsal ve ulusal bir sorundur.TC Anayasası ve Parlamentosu Kürdlerin kendi kimlikleriyle parlamentoda temsil haklarını tanımamaktadır.O halde, parlamento kimilerine rant ve kariyer imkanını sunmaktan başka bir işleve sahip değil;çözüm yeri olmadığını da vurgulamaktalar. Peki ne yapmalı? Yanıt şöyle:Kurd ulusal ve demokratik haklarını merkeze alan bir Kürd Blok'unu oluşturarak, Kurdistan'da yerel yönetimlere talip olmalı,yerelde iktidar olmak ve bu anlamda kurumlaşmak…Bunlara şunu da ekliyorlar: Parlamento bir yasama yeridir, çözüm yeri değildir ve halihazırda orada Kürd'e söz hakkı yoktur.

 

Yapılan bu tesbitlere bakıldığında, Türkiye'deki Kürdleri temelde iki ayrı eğilimde görmek mümkün. Ankara'ya yüzünü dönenler, yani DTP; ve siyaseti Kurdistan'da merkezileştirmeyi esas alan bir eğilim, yani “kısmen” Hak-Par…Üçüncü bir kuvvet olduğunu deklere eden bir de Devrimci Demokratlar var; onların görüşü de bu yöndedir. Bunların dışında organize olmamış çok sayıda, aydın, politikacı ve gurupları da bu kategoriye saymak olanaklı.

 

Yirmi milyonluk Kürd nüfusunun politik üst yapısı budur.Alt yapı çok daha karmaşık ve dağınıktır.Sistem partilerinin etkisinde tutulan büyük bir oy potansiyeli var.Bölgede AKP, CHP, DYP, DSP, ANAP, Saadet Partisi, SHP ve MHP gibi sistem partilerinin yöneticileri Kürd'türler.Bunların büyük bir kısmı Kürd ulusal sorununa duyarlı kimselerdir;en azından düşmanlık etmemektedirler.Açıktan söylemeseler de onlar da sorunun bir şekilde çözülmesinden yanadırlar.Öyle de olsa, Kürd nüfusunun içinde, sistemin etkisinden çıkmaya şimdilik niyetli görünmüyorlar.

 

Böyle dağınık ve karşıt konumda bulunanların sistemin basıncına güçlü bir direnç göstermeleri mümkün değil;dolayısıyla savrulmaya açık, sistemin baskılarına karşı direnci zayıf olan bu güçleri bekleyen tehlikeleri savuşturmaları söz konusu bile olmaz. Kürd Bloku tasarımı güçleri yoğunlaştırmak ve bir direnç niteliğine kavuşturmak, düşünülmüş çözümlerden biri. Ama DTP'nin giderek Kürdlük terimini sadece pragmatik bir alışkanlıkla kullanması ve Hak-Par'ın tutarlı bir doğrultuda seyretmeyen belirsiz hali, kısa vadede, bu tasarımın yaratabileceği olanakla, Kuzey Kürtlerinin anlayışta, tutumda ve politikada belli bir yoğunlaşma yeteneğini ortaya koyamayacaklarını gösteriyor.Doğal olarak sistemin her planlı ve taktik vuruşu karşısındaki konumlanmaları zayıf olacaktır; zaman zaman Güney Kurdistan'dan yükselen istikrarlı direncin etkisiyle bu zayıflığı örtmeye çalışsalar da, kendi alanlarındaki istikrarsızlık daha epey devam edecektir.

17.04.2007