Vedat GÜZEL / internet_word@hotmail.com

Arşiv

DDKD ve Kürdistan ve gelenek

Bir süredir DDKD geleneği ve bununla ilgili kimi doğru, kimi yanlış ya da şahısları bağlayan yazılar okudum. Yine DDKD’ lilere ilişkin içeriği net olmayan ve neyi amaçladığını  gölgede bırakan, gündemleşmiş çağrı, ’’gelenek’’ ve veraseti ilan-ı olunmamış ’’miras’’ tanımlamalarıyla ilgli yazılar da dikkatimi çekti.

Ama her nedense bu yazıların ve tanımlamaların ortak yanı DDKD’ nin ulusal ve modern bir siyasanın tarihi ve adı olduğu unutulmuş gibi.

DDKD’lilik, gelenekçilik ve miras gibi yaklaşımlarda da öne çıkarılanlar her ne kadar bir bütünlük arz eder gibi görünse veya yansıtılsa da birbirinden farklıdır ve ayrı şeyler ifade etmektedir.

Bir yandan bütün olarak algılatılmaya çalışılan DDKD-geleneği neyi anlatıyor bu net değil.  Diğer yandan ’’miras’’ diye sunulmak istenenin savlama boşlukta bir hiçe dönüşmekte.

Yazma ihtiyacı duymam kişilerin görüş ve düşüncelerine muhakkirlik niyetiyle değil. Kimilerin “ Atı alan Üsküdarı ...” geçmek gibi bir niyet içinde olması hiç değil. Tabiki erken kalkan tez yola düşer. Bu  da niyet sahiplerini ilgilendirir.

Ama yola çıkılırken yanına alınan rızık torbasında ne varsa fazla dillenmeye başladı. Yazıma munhasır olanda bu torba da ki rızıktır. Bu rızıkla yola çıkan kimi dostlar acele etmişler anlaşılan. Acele edilirken de bu kazanımların nasıl elde edildiğini anımsamamak istemişler gibi.

Bunun yanında muhakkar olan DDKD adı etrafında spekülatif davranış ve niyetlere de bir çift sözüm var. Ummarım edebini ve yalınlığını muhakkar bırakılandan edinmiş biri olarak bu bana çok görülmeye...

DDKD’ li olmanın ölçüleri olduğu bilinmez gibi davranılmasını yadırgamamak bir DDKD’ li açısından anlaşılır olmamalı diye düşünüyorum. Öte yandan bu ölçüler kavranılmadan bırakın siyaset yapmayı, her davranış ve söz spekülatif olmayı aşamayıcaktır.

DDKD’ ye ilişkin koşullar değişti de denilemeyecek kadar açık olan DDKD’ nin ulusal olma karakteridir. Örgütlenme, topluma bakışı ve demokratik prensipleriyle de evrensel olma özelliğindedir. Bu anlamda DDKD’ nin politik ve toplumsal hattı günümüzün zorlu sürecinin ihtiyaçlarına da cevap vermektedir. Bunun daha iyi anlaşılması için 30-40 yıllık bir geriye doğru düşünmek anlamlı olacaktır.

DDKD tarihi Kürdistan tarihine yeni bir ivme ve yön kazandırırken; Türkiye’de ise bir milad olmuştur.

1970-li yıllar Türkiye tarihinin en büyük siyasal depremini yaşadığı yıllar olmuştu. Neden mi?

Türkiye’ de sol ya da devrimci ve demokrasi hareketleri kendi ebatını aşamamıştı. Milli olmak tutumunu sürdürürken yanı başında binlerce yıllık tarihin derinliğinden gelen kürt halkını görmezlikten geliyordu. En ileri uçta bölgesel dengesizklikler ve sonuçları olarak ele alınma gibi bir istihzarattı yaklaşım “Batıya fabrika doğuya daraka/jandarma! “

Genel hat olarak Kürdistan  Doğu sorunu olarak 12 Mart sonrasına da taşınmıştı.

1973’ ün akabinde Türkiyede 12 Mart sonrası toparlanmalarda ve sosyalist eserlerin hızla okunmaya başlandığı ve siyasal tartışmaların yoğunlaştığı sıralardı. Bu zaman aralığı, Türkiye de yeni bir siyasi tablo ortaya çıkardı. Bir cümle türk sol ve demokrasi hareketleri, sosyalist bilimi tartıştılar ve Türkiye Devrim stratjisi yaptılar. Ama hiç bir zaman Kürtler yoktu bu tartışmalar da. Kürtleri ve KÜRDİSTAN’ ı yok sayarak yürüyüşlerine başlamışlardı.

Bu yıllar aynı zamanda Türk siyasi yaşamında, rüyasına abdestli yatılan doğudan gelecek olan yeni ve güçlü bir katılım beklentisiydi. Bu istihare  hem solun hem de türk siyasi partilerinindi. Ama beklenenen olmamıştı. istihare-abdestli rüya boş çıkmıştı. Kürdistan’ da yeni fikirler gelişiyordu. DDKO’ nun 12 Mart yargılamaları, kürt meselesini kendi kimliğini aramaya itti. Bu anlamda tartışmalar Sömürge sorununa ışık tutuyordu ama daha netleşmemişti. Doğu mitingleri de deprem artçılları gibi sık ve aralıksız geliyordu. Her sarsıntı  kimi yüreklerde iflah olmaz korkunun debelendirdiği bir sanrı yaratırken kimi yürekler de ise coşku ve heyecan gümbürdüyordu.

Ancak DDKO yargılanmalarının ortaya çıkardığı tartışmalar da kendi dinamizmini yaratıyordu. Bu dinamizmle Kürt meselesi de kentleşmeye başlıyordu. Kürt kelimesi akıcı, cazibeli ve sorgulayıcı bir korluk taşıyordu bünyesinde. Tıpkı “ Ateş düştüğü yeri yakar“ deyimine atbaşı yarenlik ederek düştüğü yeri yakmaya başladı. Ve ateş kendi doğasının ritminde doğrunun , ulusal ve toplumsal olmanın dialektiğiyle yanıyordu.

Yeni gelişmelere ebelik edecek olan hareketlenme, Türkiye  Kürdistan’ ına munhasır yapılanmayı gündemleştirdi. Bağımsız örgütlenmeydi gelinen yol ayırımı. Bu yeni ve doğru siyasal tespit yol ayırımında ateşin tutuştuğu yer oldu. Ve ateş her yerde parladı. Liselerde, üniversitelerde, tarlalarda, metrepollede, fabrikalara diğer bir deyişle yalnız kürdün değil, düşünen insanın olduğu her yerde. Böylece kent ideolojisi olan sosyalizmle tanışarak kentlileşti. Kentlileşme ateşi harlarken yalazları Türkiyeyi sarıyordu.

Aynı yıllarda enternasyonal olmanın gereği de yerine getiriliyordu. Yani Türkiye işçi sınıfı ve devrimci hareketleri alabildiğine destekleniyordu. Tüm eylemlerinde Kürtler azami yer alıyordu. Kürtler açısından enternasyonalizmdi bu tavır.  Fakat bu enternasyonal tavrımızda, kendi genel sloganlarımızı bile atmamız hoşgörülmüyordu. Ya da doğru bulunmuyordu.  Türkiye’ de enternasyonalizmin türkçe mealide milliydi.

O yıllarda enternasyonalizm türkçe olarak algılanıyordu. Bu tarz bir Türkiye entenasyonalizminde Kürdistan yoktu. Ki metropollerde hemşerilerimizle gönül birliği kuran “ Kürdara Azadi! “ sloganı atıldığında bile küplere binen dostalarımız bizleri ’’provakasyon!? ’’yapamakla suçluyorlardı.

Türkiye siyasal depremin eşiğine gelmekteyken, enternasyonalizm de marşıyla birlikte meltem misali, Türkiye-den Kürdistana esti. “Bağımsız Türkiye!”, “Demokratik bağlantısız bağımsız Türkiye! “, “ Faşizme Geçit Yok!”, “Kahrolsun Faşizm!” ve daha birçok slogan ama “ Kürdara Azadi! “Na!

Ne zaman ki Kürdistan meselesi sahiplerini buldu o zaman bu meltem Lodos’ a dönüştü. Sert ve soğuk esmeye başladı. ’’Bölücüler ortaya çıktı’’  ve “Kahrolsun Sömürgecilik!”,  “Bimre Kolonyalizm!”, “ Bijî Kurdistan! “, “ Bimre Koledarî! “ diye slogan atmaya başladılar.

Kim?  ’’Kürt Milliyetçiler’’ ya da ’’Kürt küçük burjuva milliyetçileri.’’ Enternasyonalzmi sosyalist içeriğine uyarlayanlar. Yani Kürdistan topraklarında gübreleyenler.

Neden ayrılıkçılar?

“ Türkiye’de demokrat olmanın ölçütü anti sömürgeci olmaktır “ diye yazdıklarından.

Sosyalizmi türkçe anlaşılmaktan kurtaranlar ve bu sloganların sahibi, DDKD ile kürtlerin gönül birliği güç ve eylem odağına dönüşmeye başlamıştı. Hızlı, etkin ve cazibeli bir siyasallaşmaya dönüşümdü bu.

Yıllar süren zorlu bir uğraşa girilmişti.  Bugünlerde dibe vuran değerlerin yaratıldığı 30-40 yıllık kavgaydı bu.  Enternasyonalismi ve marşını Kürdistan’a bir meltem havasında getirenlere enternasyonalizmin Türkçede yitikleşmiş anlamını anlatma uğraşı da oldu bu yıllar aynı zamanda.  Açık anlamıyla sömürge KÜRDİSTAN ve özgürlük mücadalesi!

İstihareyle yatanlar bir kez daha istimna ile uyanmışlardı!

30-40 yıllık emeğin ve terin ve beynin çapı, türk sol ve sağ siyasetlerini aşarken Türkiyenin dünya daki enlem ve boylamının çapında ki yanlışlığı ortaya koydu. İşte depremin adıda anlamı da buydu.  12 eylül’ün ve sonraki yılların senaryolarında hep bu çap meselesi olduğu bilinmez mi…

Anılan tarih aralığında net olan bir şey daha var ki; kürtlerin ulusal ve toplumsal değerleri karnından atatürkçü konuşanlar tarafından hep göz ardı edildi.

Kürdistan’ da ve Türkiye’ de örgütlenenler hep türkçe tarih, türkçe demokrasi ve türkçe enternasyonalizm anlamıyla örgütlendiler. Ama kitapları hiç bir zaman “Kurdara Azadî! “ yazmadı.

16 yıl devam eden savaşta kan gölüne çevrilen Kürdistan oldu. Türkiye’den çıkan ses aman ’’ ... her asker cenazesi MHP’ yi örgütlüyor’’ fısıltıları oldu. Ve ’’kardeşlik’’ türküleri!? entel barlarının enternasyonal melodileri haline geldi.

Sessiz ve suskun dönen dillerde kürtlük nemmam bir beladır denilmeye başlandı. O esiş bu günde bir şekilde ’’kardeşlik’’ adıyla başladı ve devam ediyor. Bu kez dün Kürdistan’da karınlarından Kemalizmi konuşanların yarattığı anoforda; ” Demokratik Türkiye Cumhuriyeti! “. Ya da tam, ’’ Laik Demokratik Türkiye! ’’ olarak.

Yorgunluk ve yoksulluğun  alçak yoğunluklu kuşatmasında ’’ barış ve kardeşlik’’ .

İşte dibe vurmakta gibi olan değerlerin diğer adı.

Şimdilerde aktuel olması gereken bu aldatmacaya karşı kürtleri çıkarını savunan doğru  ulusal politkalar üretmek elzem olmalıdır derken.  Aceleyle seçim politikaları oluşturmak için toplantılar düzenlemek, legal mücadeleyi örgütlemek ve gelenekçiler olarak ortaya çıkılmaktadır.

Yılların uğraşı ve bedeli bugün  bir gurubun kendini gelenekçiler diye tanımlanmasını mı hakediyor!

Bu emek ve terin bedeli mi olmaktadır futuru unutularak DDKD’ ye zül etmek!

30 Yıllık bir tarih aralığına göz seyrilince hüznün silikliğinde, acıların ömürbiçtiği  gençliklerin yitikliğinde aranan ne varsa kaybolmuş gibi. Sürgünlerde mülteci olmanın düşük ayarlı itilişlerinde, gözlere düşen hüzün bulutların dilsizliğinde ıslanırcasına.  Sessiz ve derin ağlayışların öfkesinde bitirilmişçesine.

Ve dostlukları törpüsüz yaramazlıklarda düşmanı gibi algılatan hayırsızların dümeninde yakılanlar gibi.  Duyulması gereken ne varsa silinip alınmışçasına bir boşluk var. “ Tam Demokratik Türkiye Cumhuriyeti “ ya da legal mücadale adına ’’ demokrasi’’ kavgasına soyunanların cılızlığı boşluğun aynasında eko veriyor.

Öyle ki tarihin toplumsal dinamizmiyle gelişen siyasallaşmanın ve ideolojik duruşun karga tulumba esperantosu savrulmuş ortalık yere. 

30 yıllık tarih aralığında Türkiye’ de “Bağımsız Kurdistan” yazılı ne bir sokak ne bir flama ne de bir bildiri yok. Yani söz yok!

Dünkü türkçe enternasyonalizmde, ’’ Yaşasın Bağımsız Türkiye! ’’ .

Bugün Kemalizm edasında, “Yaşasın Demokratik Türkiye Cumhuriyeti!” ve ardılı gibi ’’ demokrasi’’ mücadalesine göğüs gerenler değerlerinin bel verdiğini görmeden

Türkiye’ ye ‘‘ demokrasi’’ mücadalesine soyunmuşlar ve seçim politikaları tartışıyorlar.

Bu hesabın kamuya dönük legal adı ’’ demokrasi’’ mücadalesi. Siyasal göstergesi  ... gelenekten gelenler. Peki ama bu gelenekten gelenler nereden geldiklerini ilan ediyorlarda neden nereye gittiklerini açıklamıyorlar.

Yani bencesi, bu siyasal duruşun mütalaası neden yapılmıyor da gelenek gibi bir tanımla ortaya çıkılıyor.

Eğer bir DDKD geleneğinden söz ediliyorsa ve bu da  grupsal ilişkilere etiketleniyorsa benim buna itirazım vardır.

Bu itirazımı soruya çevirerek yaparsam: DDDK’ yi temsil hakkını kimler nasıl elde etmiştir?

Nedir DDKD’ nin legalite de var olma koşulu?

Bugün Türkiye’ de değişen nedir?

Kürdistan’ ın statüsüne ilişkin ya da onu sömürge olmaktan alıkoyan değişim mi var?

Tüm soruları tek soruya çevirecek olursam; DDKD geleneğine bütün siyasi manzumeleriyle mi sahip çıkılıyor?

Dikkate şayan diğer bir yaklaşım da kendilerini ’’ gelenek’’  olarak tanımlayanların yaptığı toplantıları, “... Türkiye’ de kirlenmiş siyasetin önünü açabilecek mi, göreceğiz. “ diye destekler tavrını ’’mi’’ leştirerek sıkılganlıkla ifade edilmesidir. Yıllar sonra bedel ödeyenlerin herkesten çok net olmaları gerekmektedir. Ki kürtleri ve ulusal siyasasının karambole düşmesi önlensin.

Netleşmek ve Kürdistan’a ilişkin alabildiğine özgür düşünmek. Bir meczup düşkünlüğüyle değil bir derviş ustalığıyla bakmak Kürdistan’ a. “ Borç yiğidin kamçısıdır! “ diyerekten  tarihi ve halkı algılayarak düşünmek.

Ve şimdi düşünmek ve bağımsızlık düşünün militanı olmak zamanıdır demekte yüreklerde sürgün veren acılar!

Ama Sistemle ayrılıklarını törpülemek ve sisteme entegre olmak gibi bir istekle çıplaklığını örtmeye çalışanlarada “ Kıral Çıplak “ demeyi unutmadan.

Bu anlamda:

DDKD ilkeleri korunmayan; ortak paydalarının ve ilkesel bağlarının ifade edilemediği bir grubun ne bir geleneği ne de mirası olamaz.

DDKD, Kürdistan üzerine doğru siyasal tespitler yapmış ve bunun mücadalesini vermiş bir siyasi hattın adıdır. Bu siyasal hat doğruluğu  ’’ DDKD teslimiyetçidir.’’ , ’’ DDKD reformistir. ’’, ’’ DDKD küçük burjuva milliyetçisidir’’ diyen hatu -siyasetler tarafından kanıtlandı kanıtlanmasına da kendine benzetilmeye heveslendi gibi bir cümle benzemeyenler tarafından. Bu yanıyla da DDKD yaşayan değerlerin simgesi ya da bu değerlerin yoğunluklu üreticisi, Türkiyede ki siyasal depremin adıdır.

DDKD adı ve sloganlarıyla Kürdistan’ın ve Kürtlerin değerlerini yaşatan ve taleplerini karşılayan bir politik hattır. Bu hattı ifade eden sloganlarının bugünün
ihtiyaçları ve çıkmazına çözümüdür de.

Bilinirki her slogan savunulan düşüncenin belirli startejik aşamalarını içerir. DDKD’­ nin sloganları siyasi duruşunun hem göstergesidir hem referansıdır. DDKD’ li olmanın çıkış noktası Anti-Sömürgeciliktir. Ulusal olmanın diğer adıdır da bu. Yani Türkiye’de ki en büyük siyasi deperemin adıdır DDKD.

Bu anlayışın demokratik yansısı  günümüzde muhakak ki olmalıdır ama bu tartışılmalı, bunun yoluda DDKD‘ li kimliğini bir şekilde korumuş ve ben DDKD’ li olmaktan zül etmedim diyen her bireyin katılacağı bir konferansla bu mümkün olabilir.

Bu aynı zamanda üzerimize serilmiş ölü toprağını da sirkelememize sebep olur hem de Türkiye’ de ki olası demokrasi hareketlerinde kürtlerle, devlet tandaslı ya da kemalizm kokan politikalarla oynanmasına engel olabilir. Bu politikayı kürtlerin bugün daha çok ulusal tutum ve politikalara ihtiyacı var demekle ifade etmek en doğrusu olur diye düşünüyorum.

Güçlü ve yenilenmiş bir anlayış, ses veren ve sesini duyurmayı bilen bir duruş yaratmaya iyi niyetli hiç kimsenin karşı çıkmayacağına inanıyorum.

Bu anlamda ben DDKD’ liyim diyen ve buna sahip çıkan ve dün bu anlayışa ve mücadalesine katkı sunmuş olanların doğru güzergahta birlikteliği elbette ki sevindirıci olacaktır.

Bunları söylerken demokratik mücadaleyi red ettiğim anlaşılmasın. Bunun ilke ve prensiplerine yönelik düşüncem var elbette.

İtirazım, DDKD’ nin adının durduk yere çekiştirilmesine ve çok uzağına düşen davranışlara muhatap edilmesinedir. Kimilerin rızık torbasında, başkalarınında hakkı olduğunu söylemekte bir hak olsa gerek. Bende bu hakkımı kullanıyorum.

10.08.2001

Kürt siyasetçisi ve ‘‘emekli ’’ olma talebine bir kaç söz

Anti Amerikanizm’ ve Kerkük

YERELLİK ya da SECERELİ SİYASET

ANKARA/İMRALI, BRÜKSEL-DİYARBAKIR

Yahudiler, Kürtler ve antisemitizm!

Verheugen, sistem ve düdük!

‘ Kısır Döngü!’’

Türkiye’de kapışma ve karanklıkta atılan kurşunlar kime?

Türkiye iki kimlikli olabilir mi?

Hassasiyetler!

Ötekileri algılama erdemi!

Gündemle ilişkilenmek!

Sanık yerine otur!

Kürtler ne istediğini ve neyi yapabileceklerini kendileri bilmeden başkalarına anlatamaz

Albaya hiç mektup yok!

Perdenin arkasındaki...

Adı çalınan ülkeye mektup...

DDKD ve KÜRDİSTAN ve GELENEK