DDKD ve Kürdistan ve gelenek
Bir süredir DDKD geleneği ve bununla ilgili kimi doğru, kimi yanlış
ya da şahısları bağlayan yazılar okudum. Yine DDKD’ lilere ilişkin
içeriği net olmayan ve neyi amaçladığını
gölgede bırakan, gündemleşmiş çağrı, ’’gelenek’’ ve veraseti
ilan-ı olunmamış ’’miras’’ tanımlamalarıyla ilgli yazılar da
dikkatimi çekti.
Ama her nedense bu yazıların ve tanımlamaların ortak yanı DDKD’ nin
ulusal ve modern bir siyasanın tarihi ve adı olduğu unutulmuş gibi.
DDKD’lilik, gelenekçilik ve miras gibi yaklaşımlarda da öne
çıkarılanlar her ne kadar bir bütünlük arz eder gibi görünse veya
yansıtılsa da birbirinden farklıdır ve ayrı şeyler ifade etmektedir.
Bir yandan bütün olarak algılatılmaya çalışılan DDKD-geleneği neyi
anlatıyor bu net değil.
Diğer yandan ’’miras’’ diye sunulmak istenenin savlama boşlukta bir
hiçe dönüşmekte.
Yazma ihtiyacı duymam kişilerin görüş ve düşüncelerine muhakkirlik
niyetiyle değil.
Kimilerin “ Atı
alan Üsküdarı ...” geçmek gibi bir niyet içinde olması hiç değil.
Tabiki erken kalkan tez yola düşer. Bu
da niyet sahiplerini ilgilendirir.
Ama yola çıkılırken yanına alınan rızık torbasında ne varsa fazla
dillenmeye başladı. Yazıma munhasır olanda bu torba da ki rızıktır.
Bu rızıkla yola çıkan kimi dostlar acele etmişler anlaşılan. Acele
edilirken de bu kazanımların nasıl elde edildiğini anımsamamak
istemişler gibi.
Bunun yanında muhakkar olan DDKD adı etrafında spekülatif davranış
ve niyetlere de bir çift sözüm var. Ummarım edebini ve yalınlığını
muhakkar bırakılandan edinmiş biri olarak bu bana çok görülmeye...
DDKD’ li olmanın ölçüleri olduğu bilinmez gibi davranılmasını
yadırgamamak bir DDKD’ li açısından anlaşılır olmamalı diye
düşünüyorum. Öte yandan bu ölçüler kavranılmadan bırakın siyaset
yapmayı, her davranış ve söz spekülatif olmayı aşamayıcaktır.
DDKD’ ye ilişkin koşullar değişti de denilemeyecek kadar açık olan
DDKD’ nin ulusal olma karakteridir. Örgütlenme, topluma bakışı ve
demokratik prensipleriyle de evrensel olma özelliğindedir. Bu
anlamda DDKD’ nin politik ve toplumsal hattı günümüzün zorlu
sürecinin ihtiyaçlarına da cevap vermektedir. Bunun daha iyi
anlaşılması için 30-40 yıllık bir geriye doğru düşünmek anlamlı
olacaktır.
DDKD tarihi Kürdistan tarihine yeni bir ivme ve yön kazandırırken;
Türkiye’de ise bir milad olmuştur.
1970-li yıllar Türkiye tarihinin en büyük siyasal depremini yaşadığı
yıllar olmuştu. Neden mi?
Türkiye’ de sol ya da devrimci ve
demokrasi hareketleri kendi ebatını aşamamıştı. Milli olmak tutumunu
sürdürürken yanı başında binlerce yıllık tarihin derinliğinden gelen
kürt halkını görmezlikten geliyordu. En ileri uçta bölgesel
dengesizklikler ve sonuçları olarak ele alınma gibi bir istihzarattı
yaklaşım “Batıya fabrika doğuya daraka/jandarma! “
Genel hat olarak Kürdistan
Doğu sorunu olarak 12 Mart sonrasına da taşınmıştı.
1973’ ün akabinde Türkiyede 12 Mart sonrası
toparlanmalarda ve sosyalist eserlerin hızla okunmaya başlandığı ve
siyasal tartışmaların yoğunlaştığı sıralardı. Bu zaman aralığı,
Türkiye de yeni bir siyasi tablo ortaya çıkardı. Bir cümle
türk sol ve demokrasi
hareketleri, sosyalist
bilimi tartıştılar ve Türkiye
Devrim stratjisi yaptılar. Ama hiç bir zaman Kürtler yoktu bu
tartışmalar da. Kürtleri ve KÜRDİSTAN’ ı yok sayarak yürüyüşlerine
başlamışlardı.
Bu yıllar aynı zamanda Türk siyasi yaşamında,
rüyasına abdestli yatılan doğudan gelecek olan yeni ve güçlü bir
katılım beklentisiydi. Bu istihare
hem solun hem de türk siyasi partilerinindi. Ama beklenenen
olmamıştı. istihare-abdestli rüya boş çıkmıştı. Kürdistan’ da yeni
fikirler gelişiyordu. DDKO’ nun 12 Mart yargılamaları, kürt
meselesini kendi kimliğini aramaya itti. Bu anlamda tartışmalar
Sömürge sorununa ışık tutuyordu ama daha netleşmemişti. Doğu
mitingleri de deprem artçılları gibi sık ve aralıksız geliyordu. Her
sarsıntı kimi yüreklerde iflah olmaz korkunun debelendirdiği bir sanrı
yaratırken kimi yürekler de ise coşku ve heyecan gümbürdüyordu.
Ancak DDKO yargılanmalarının ortaya çıkardığı
tartışmalar da kendi dinamizmini yaratıyordu. Bu dinamizmle Kürt
meselesi de kentleşmeye başlıyordu. Kürt kelimesi akıcı, cazibeli ve
sorgulayıcı bir korluk taşıyordu bünyesinde. Tıpkı “ Ateş düştüğü
yeri yakar“ deyimine atbaşı yarenlik ederek düştüğü yeri yakmaya
başladı. Ve ateş kendi doğasının ritminde
doğrunun , ulusal ve toplumsal
olmanın dialektiğiyle yanıyordu.
Yeni gelişmelere ebelik edecek olan hareketlenme,
Türkiye Kürdistan’ ına
munhasır yapılanmayı gündemleştirdi. Bağımsız örgütlenmeydi gelinen
yol ayırımı. Bu yeni ve doğru siyasal tespit yol ayırımında ateşin
tutuştuğu yer oldu. Ve ateş her yerde parladı. Liselerde,
üniversitelerde, tarlalarda, metrepollede, fabrikalara diğer bir
deyişle yalnız kürdün değil, düşünen insanın olduğu her yerde.
Böylece kent ideolojisi olan sosyalizmle tanışarak kentlileşti.
Kentlileşme ateşi harlarken yalazları Türkiyeyi sarıyordu.
Aynı yıllarda enternasyonal olmanın
gereği de yerine getiriliyordu. Yani Türkiye işçi sınıfı ve devrimci
hareketleri alabildiğine destekleniyordu. Tüm eylemlerinde Kürtler
azami yer alıyordu. Kürtler açısından enternasyonalizmdi bu tavır.
Fakat bu enternasyonal tavrımızda, kendi genel sloganlarımızı
bile atmamız hoşgörülmüyordu. Ya da doğru bulunmuyordu.
Türkiye’ de enternasyonalizmin türkçe mealide milliydi.
O yıllarda enternasyonalizm türkçe olarak
algılanıyordu. Bu tarz bir Türkiye entenasyonalizminde Kürdistan
yoktu. Ki metropollerde hemşerilerimizle gönül birliği kuran “
Kürdara Azadi! “ sloganı atıldığında bile küplere binen dostalarımız
bizleri ’’provakasyon!? ’’yapamakla suçluyorlardı.
Türkiye siyasal depremin eşiğine gelmekteyken,
enternasyonalizm de marşıyla birlikte meltem misali, Türkiye-den
Kürdistana esti. “Bağımsız Türkiye!”, “Demokratik bağlantısız
bağımsız Türkiye! “, “ Faşizme Geçit Yok!”, “Kahrolsun Faşizm!” ve
daha birçok slogan ama “ Kürdara Azadi! “Na!
Ne zaman ki Kürdistan meselesi
sahiplerini buldu o zaman bu meltem Lodos’ a dönüştü. Sert ve soğuk
esmeye başladı. ’’Bölücüler ortaya çıktı’’
ve “Kahrolsun Sömürgecilik!”,
“Bimre Kolonyalizm!”, “ Bijî Kurdistan! “, “ Bimre Koledarî!
“ diye slogan atmaya başladılar.
Kim? ’’Kürt Milliyetçiler’’ ya da ’’Kürt küçük burjuva
milliyetçileri.’’ Enternasyonalzmi sosyalist içeriğine uyarlayanlar.
Yani Kürdistan topraklarında gübreleyenler.
Neden ayrılıkçılar?
“ Türkiye’de demokrat olmanın ölçütü
anti sömürgeci olmaktır “ diye yazdıklarından.
Sosyalizmi türkçe anlaşılmaktan kurtaranlar ve
bu sloganların sahibi, DDKD ile kürtlerin gönül birliği güç ve eylem
odağına dönüşmeye başlamıştı. Hızlı, etkin ve cazibeli bir
siyasallaşmaya dönüşümdü bu.
Yıllar süren zorlu bir uğraşa girilmişti.
Bugünlerde dibe vuran değerlerin yaratıldığı 30-40 yıllık
kavgaydı bu.
Enternasyonalismi ve marşını Kürdistan’a bir meltem havasında
getirenlere enternasyonalizmin Türkçede yitikleşmiş anlamını anlatma
uğraşı da oldu bu yıllar aynı zamanda.
Açık anlamıyla sömürge KÜRDİSTAN ve özgürlük mücadalesi!
İstihareyle yatanlar bir kez daha
istimna ile uyanmışlardı!
30-40 yıllık emeğin ve terin ve beynin çapı,
türk sol ve sağ siyasetlerini aşarken Türkiyenin dünya daki enlem ve
boylamının çapında ki yanlışlığı ortaya koydu. İşte depremin adıda
anlamı da buydu. 12
eylül’ün ve sonraki yılların senaryolarında hep bu çap meselesi
olduğu bilinmez mi…
Anılan tarih aralığında net olan bir şey daha
var ki; kürtlerin ulusal ve toplumsal değerleri karnından atatürkçü
konuşanlar tarafından hep göz ardı edildi.
Kürdistan’ da ve Türkiye’ de
örgütlenenler hep türkçe tarih, türkçe demokrasi ve türkçe
enternasyonalizm anlamıyla örgütlendiler. Ama kitapları hiç bir
zaman “Kurdara Azadî! “ yazmadı.
16 yıl devam eden savaşta kan gölüne
çevrilen Kürdistan oldu. Türkiye’den çıkan ses aman ’’ ... her asker
cenazesi MHP’ yi örgütlüyor’’ fısıltıları oldu. Ve ’’kardeşlik’’
türküleri!? entel barlarının enternasyonal melodileri haline geldi.
Sessiz ve suskun dönen dillerde kürtlük
nemmam bir beladır
denilmeye başlandı. O esiş bu günde bir şekilde ’’kardeşlik’’ adıyla
başladı ve devam ediyor. Bu kez dün Kürdistan’da karınlarından
Kemalizmi konuşanların yarattığı anoforda; ” Demokratik Türkiye
Cumhuriyeti! “. Ya da tam, ’’ Laik Demokratik Türkiye! ’’ olarak.
Yorgunluk ve yoksulluğun
alçak yoğunluklu kuşatmasında ’’ barış ve kardeşlik’’ .
İşte dibe vurmakta gibi olan
değerlerin diğer adı.
Şimdilerde aktuel olması gereken bu aldatmacaya
karşı kürtleri çıkarını savunan doğru
ulusal politkalar üretmek elzem olmalıdır derken.
Aceleyle seçim politikaları oluşturmak için toplantılar
düzenlemek, legal mücadeleyi örgütlemek ve gelenekçiler olarak
ortaya çıkılmaktadır.
Yılların uğraşı ve bedeli bugün
bir gurubun kendini gelenekçiler diye tanımlanmasını mı
hakediyor!
Bu emek ve terin bedeli mi olmaktadır futuru
unutularak DDKD’ ye zül etmek!
30 Yıllık bir tarih aralığına göz seyrilince
hüznün silikliğinde, acıların ömürbiçtiği
gençliklerin yitikliğinde aranan ne varsa kaybolmuş gibi.
Sürgünlerde mülteci olmanın düşük ayarlı itilişlerinde, gözlere
düşen hüzün bulutların dilsizliğinde ıslanırcasına.
Sessiz ve derin ağlayışların öfkesinde bitirilmişçesine.
Ve dostlukları törpüsüz yaramazlıklarda düşmanı
gibi algılatan hayırsızların dümeninde yakılanlar gibi.
Duyulması gereken ne varsa silinip alınmışçasına bir boşluk
var. “ Tam Demokratik Türkiye Cumhuriyeti “ ya da legal mücadale
adına ’’ demokrasi’’ kavgasına soyunanların cılızlığı boşluğun
aynasında eko veriyor.
Öyle ki
tarihin toplumsal dinamizmiyle
gelişen siyasallaşmanın ve ideolojik duruşun karga tulumba
esperantosu savrulmuş ortalık yere.
30 yıllık tarih aralığında Türkiye’ de
“Bağımsız Kurdistan” yazılı ne bir sokak ne bir flama ne de bir
bildiri yok. Yani söz yok!
Dünkü türkçe enternasyonalizmde, ’’ Yaşasın
Bağımsız Türkiye! ’’ .
Bugün Kemalizm edasında, “Yaşasın Demokratik
Türkiye Cumhuriyeti!” ve ardılı gibi ’’ demokrasi’’ mücadalesine
göğüs gerenler değerlerinin bel verdiğini görmeden
Türkiye’ ye ‘‘ demokrasi’’ mücadalesine
soyunmuşlar ve seçim politikaları tartışıyorlar.
Bu hesabın kamuya dönük legal adı ’’
demokrasi’’ mücadalesi.
Siyasal göstergesi
... gelenekten gelenler. Peki ama bu gelenekten gelenler
nereden geldiklerini ilan ediyorlarda neden nereye gittiklerini
açıklamıyorlar.
Yani bencesi, bu siyasal duruşun
mütalaası neden yapılmıyor da gelenek gibi bir tanımla ortaya
çıkılıyor.
Eğer bir DDKD geleneğinden söz
ediliyorsa ve bu da
grupsal ilişkilere etiketleniyorsa benim buna itirazım vardır.
Bu itirazımı soruya çevirerek
yaparsam: DDDK’ yi temsil hakkını kimler nasıl elde etmiştir?
Nedir DDKD’ nin legalite de var olma
koşulu?
Bugün Türkiye’ de değişen nedir?
Kürdistan’ ın statüsüne ilişkin ya da onu
sömürge olmaktan alıkoyan değişim mi var?
Tüm soruları tek soruya çevirecek
olursam; DDKD geleneğine bütün siyasi manzumeleriyle mi sahip
çıkılıyor?
Dikkate şayan diğer bir yaklaşım da kendilerini
’’ gelenek’’ olarak tanımlayanların yaptığı toplantıları, “... Türkiye’ de
kirlenmiş siyasetin önünü açabilecek mi, göreceğiz. “ diye destekler
tavrını ’’mi’’ leştirerek sıkılganlıkla ifade edilmesidir. Yıllar
sonra bedel ödeyenlerin herkesten çok net olmaları gerekmektedir. Ki
kürtleri ve ulusal siyasasının karambole düşmesi önlensin.
Netleşmek ve Kürdistan’a ilişkin alabildiğine
özgür düşünmek. Bir meczup düşkünlüğüyle değil bir derviş
ustalığıyla bakmak Kürdistan’ a. “ Borç yiğidin kamçısıdır! “
diyerekten tarihi ve
halkı algılayarak düşünmek.
Ve şimdi düşünmek ve bağımsızlık düşünün
militanı olmak zamanıdır demekte yüreklerde sürgün veren acılar!
Ama Sistemle ayrılıklarını törpülemek ve
sisteme entegre olmak gibi bir istekle çıplaklığını örtmeye
çalışanlarada “ Kıral Çıplak “ demeyi unutmadan.
Bu anlamda:
DDKD ilkeleri korunmayan; ortak paydalarının ve ilkesel bağlarının
ifade edilemediği bir grubun ne bir geleneği ne de mirası olamaz.
DDKD, Kürdistan üzerine doğru siyasal tespitler
yapmış ve bunun mücadalesini vermiş bir siyasi hattın adıdır. Bu
siyasal hat doğruluğu ’’ DDKD teslimiyetçidir.’’ , ’’ DDKD reformistir. ’’, ’’ DDKD küçük
burjuva milliyetçisidir’’ diyen hatu -siyasetler tarafından
kanıtlandı kanıtlanmasına da kendine benzetilmeye heveslendi gibi
bir cümle benzemeyenler tarafından. Bu yanıyla da DDKD yaşayan
değerlerin simgesi ya da bu değerlerin yoğunluklu üreticisi,
Türkiyede ki siyasal depremin adıdır.
DDKD adı ve sloganlarıyla Kürdistan’ın ve
Kürtlerin değerlerini yaşatan ve taleplerini karşılayan bir politik
hattır. Bu hattı ifade eden sloganlarının bugünün
ihtiyaçları ve çıkmazına çözümüdür de.
Bilinirki her slogan savunulan düşüncenin
belirli startejik aşamalarını içerir. DDKD’ nin sloganları siyasi
duruşunun hem göstergesidir hem referansıdır. DDKD’ li olmanın çıkış
noktası Anti-Sömürgeciliktir. Ulusal olmanın diğer adıdır da bu.
Yani Türkiye’de ki en büyük siyasi deperemin adıdır DDKD.
Bu anlayışın demokratik yansısı
günümüzde muhakak ki olmalıdır ama bu tartışılmalı, bunun
yoluda DDKD‘ li kimliğini bir şekilde korumuş ve ben DDKD’ li
olmaktan zül etmedim diyen her bireyin katılacağı bir konferansla bu
mümkün olabilir.
Bu aynı zamanda üzerimize serilmiş ölü
toprağını da sirkelememize sebep olur hem de Türkiye’ de ki olası
demokrasi hareketlerinde kürtlerle, devlet tandaslı ya da kemalizm
kokan politikalarla oynanmasına engel olabilir. Bu politikayı
kürtlerin bugün daha çok ulusal tutum ve politikalara ihtiyacı var
demekle ifade etmek en doğrusu olur diye düşünüyorum.
Güçlü ve yenilenmiş bir anlayış, ses veren ve
sesini duyurmayı bilen bir duruş yaratmaya iyi niyetli hiç kimsenin
karşı çıkmayacağına inanıyorum.
Bu anlamda ben DDKD’ liyim diyen ve buna sahip
çıkan ve dün bu anlayışa ve mücadalesine katkı sunmuş olanların
doğru güzergahta birlikteliği elbette ki sevindirıci olacaktır.
Bunları söylerken demokratik
mücadaleyi red ettiğim anlaşılmasın. Bunun ilke ve prensiplerine
yönelik düşüncem var elbette.
İtirazım, DDKD’ nin adının durduk yere
çekiştirilmesine ve çok uzağına düşen davranışlara muhatap
edilmesinedir. Kimilerin rızık torbasında, başkalarınında hakkı
olduğunu söylemekte bir hak olsa gerek. Bende bu hakkımı
kullanıyorum.
10.08.2001