not düşülmüş bir günlükte
adına ferman olunmuş
duymuşam
ve duymuşam bir akşam hüznü saranda bedenlerini
Diyarbekirimin
haberin çalınmış mardin kapıdan dağ kapıya
dört göz dört kapıda sorulur olmuş adın
ayinsiz fermanlarda
Dicleye ayan olmuş ağlamış akmış
hamarat suyunda analar sessiz beddualarla yerinir
olmuş
apansız ölümlere
mardin kapıda efenin çılgın narası figana düşmüş
duymuşam
vurmuşlar seni dörtayaklı minarenin dibinde
soluksuz
yüreğinden iki damla kan çalınmış hakilerin yıldızına
ikide sessiz sözcüğün tınlamış demirciler çarşısında
’’vurun ulan puştlar sözüm zulamda ölmez’’
mevtan duasız isyanlarla Hz. Süleymanda kefensiz
salasız
musallada sessiz acısında delikanlı sevdasında bıçkın
dörtbin yıllık kanın gerisinde salavatsız Halid-i Bin Velidin
önünde artık fatihasız
uyuz itin ihanetine veryansın gönüllerde
isyana durmuş adın...
12 kez 12 imamı
anarcasına her 12 Eylülde seni sorarım kendime derinlere kök
salmış eskibir
tanıdık gibi.
Yaşlı öfkende
içselleşmiş tarihinde gözyaşlarını okuyorum. Daralan sabrında
aşkına tutkun delikanlının hasretini çeker gibi. İşkence
odalarının Dicleye bakan pencerelerinden, binyıllık yürüyüşünün
uğultularını duyumsuyorum kavgada yorgun düşen bedenimde. Dürtüsüz
gelen hasret salvoları aşk edasında bir tutam dirence banarken
yürekleri; seni yakarak nadaslayan utanmazların inadına her bir
derinlikte sürgün verdin.
Dicle, 12 Eylülün
gün batımında daha bir hüzünle aktı sınır ötelerine ve her gün
batımında şankıran ay ışımında kızıllaştı suları yaşlı ülkenin
çocuklarına kan ağlarcasına.
Kuşatılmış
döngülerde ihanetin bel verdiği yüzlerdeki utanmaz tebessümlerle
ve arsız bakışlarla iğdiş edilmiş dostluklarda bir yangı olmuştun.
BİN YILLIK SICAK BİR
TARİHİN ANASI OLARAK PAY BİÇİLDİĞİNDE ADIN, KAYBOLMAYAN HALKIN
SAKLI BAĞRINA EL UZATILDI BİR KEZ DAHA EYLÜLDE!
Çalındın; o eylül
günlerinde usulca, bağrındaki yorgun ve direngen yürekli
insanlarını saklarken ve sakladığını da sandığın birilerinin
patlarcasına saldığı naraların gümbürtüsünde apansız!
Müşevviklerin
aldatmacasında, müstafi gibi sayılanların hırsını ve bilincinde
örse yatırılmış aşk babında öykülerini demlemekte olanların
hançerlenişini gördüm o eylül sabahı.
Üçe beş çapında
kuytulu karargahların çizdiği güzergahlarda taklacı güvercin
misali yoldaş babında zatlara tarihin münhaldir diye yazdırıldı o
eylül günleri...
Ve o eylül günleri;
unutulmuştu kisenden
yana müstafi sayılanların seni unutmamış olduğu.
Öfkeni saklayan
yaşlı tarihinin derinliklerinde hırsını bilincine örs yapanların
yürüşünün bitmediğini vehiç bir gününün münhale düşmediğinibilesin...
Diclenin hüzününü
soluyarak dillerine taşan öfkeleriyle Amedin çocukları isyan
türküleri söylemekte.
Ve bilesin seni, ilk
aşkında cıvanlaşan bir yeni yetme toyluğunda saf ve belalı
sevmekte.
Sanrısız yediveren
inadında toprakla sürgün aşkta sabırsız gibi sana gelmekte.
Masallarının kahramanına öykünmüş
tüyü bitmemiş delikanlı efendiliğindeseninle olmaya andım var küskün ve yaşlı yüzlü ülke.