Türkiye’de kapışma ve karanlıkta atılan kurşunlar
kime?
İlk kurban verildi!
Doç. Necip Hablemitoğlu. Olay yerine gelen ünlü DGM savcısı
Nuh Mete Yüksel’in ağzıdan çıkanlar kameralara yansıyor, ‘‘ Kendini feda
etti!’’ Kimdir kendini feda eden? Neden feda oldu? Feda eden kimlerdir ve
daha kimler feda edilecek? Bu sorular rakamlarla baş başa gidecek hızda ve
sayıda çoğaltılabilir. Ancak soruların kendi feyzini aldığı yere bakarsak
hep karanlıklara yönelmiş olduğu açık.
Bu kez de kurşunlar karanlıktan geldi. Tıpkı ‘’Kurşun atan
da atılan da devlet için.‘’ ünlü söylemin egemen olduğu süreç gibi.
Kurşunlar karanlıktan geldi! Neden tam çşimdi? Halkın demokrasi ve barışı
kucaklamak için umutlandığı bir sırada bu faili meçhul neyi amaçladı?
Aslında Türkiye’de bu karanlık ilişki ve eylemlerin
merkezleri, sorumluları, amaçları ve yaptıkları işler; ittifakları,
birbirlerine olan ihanetleri, kavgaları, hayal bile edilemiyecek
zenginlikleri ve yaşamları biliniyor. Bunlarla ilgili onlarca kitap, makale
ve haber yayınlandı. Bunlardan bir kaçını saymak gerekirse, Jitem sorumlusu
Cem Ersever’ in kitabı, Hüseyin Baybaşin’in anıları, notları ve
açıklamalarını kitaplaştıran Mahmut Baksi’nin kitabı, Özgür Politika’da
karanlık ilişkileri ve cinayetleri anlatan kimi diziler, 2000’e Doğru
dergisinin Susurlukla ilgili araştırma ve yazıları; Hizbullah vakası,
Susurluk raporu, eski Mit müsteşarı Mehmet Eymür’ün web sitesi bunları
açıklıyor. Bu yayınların inandırıcılığına ilişkin söylenebilecek tek şey
inanmaktan başka alternatifin şimdilik olmadığıdır. Ama hem sistemin
işleyişi hem de kimin elinin kimin cebinde olduğu konusunda bir fikir
veriyor. Bütün bunların yanında 10 binlerce faili mechul cinayetin
faillerinin adresinede işaret ediliyor bu yayınlarda..
Bu saldırınında bu kitaplarda ve dizilerde yazılanlarla ne
kadar alakalı olabileceği faillerin ve nedenlerin ortaya çıkmasıyla ancak
aydınlanabilecektir. Lakin eylemin amaçladığı çağrışımla gelecek olan
korkuya, yılgınlığa ve susmaya karşı yığınsal bir çıkışla tavır alınmalıdır
diye de düşünüyorum.
Bu saldırının arkası bulandırılsa bile ilk akla gelenle
eylem amacına ulaşmıştır. Yani verilmek istenen mesajı vermiştir. Bu mesaj
hem kapışacak olanlara hem de demokrasiye direnç gösteren noktaların güçü
konusunda kamuoyuna. Fikir vermektedir.
Korkutan, gözdağı veren ve ‘aya baya’ yapan bir eylem
yapıldı. Demokrasinin olabildiğince olması ve alabildiğince yaşanması için
kamuoyu ve yeni hükümet arasında ki açık; demokrasi güçleriyle zımni
ittifakın anayasal boyutlara taşınılması tartışmaları başlayacakken bir
gözdaği hamlesi yapıldı. Bu sonuç verir mi?
Muhakkak ki sonuç alınması için yapılmış bir eylemdir. Hem
de oldukça kararlı bir eylem. Bu anlamda AK parti hükümetinin yoksulluk ve
yolsuzluğa karşı politik duruşu iddiasına yapılan bir saldırıdır.
Demokrasinin şefaflığını, barış ve huzuru özleyen; ekmek isteyen yığınlara
karşı yapılan bir sindirme hamlesidir. Demokrasinin getireceği şeffalıktan
korkanların pisliklerini saklama gayretidir. Sağdan, soldan ya da dinden
halkı soyanların, onları açlık sınırının altında yaşamaya mecbur eden ve
gencecik kızların hatta çoçukların bile fuhuş yapar hale getirilmesine sebep
olan müseccelerin saldırısı bu işlemin devamından yana arzularının
ifadesidir.
Bundan sonra olacakların veya gelişmelerin izleyeceği
seyri tanımlamakta falcılık olmayacak elbette. Türkiye’de soru sormasını
bilen her insan bunu tanımlar. Moral ve etikten yoksun kalmamış her aydın,
bu kurşunun kanıksandığında nasıl bombalara ve mitralyözlere dönüşeceğini de
bilir. İnsanları cesetlerinin çöplüklerde bulunduğu, otamobil bagajlarına
kilitlendiği ve yakıldığı bir zaman diliminde Stockholm’de bir panelde
konuşan Sn. Doğu Ergil Kürt sorunu ve faili meçhullerle ilgili şunu
söylemişti, ‘’ Bu örtü kalkarsa altından ne yılanlar, çıyanlar ortaya
çıkar...’’ Yaşanan süreç bu sözleri doğrulamıştı. Susurluk’la bu örtü
aralandı. Kürt savaşı başladığı gariplikte bir sona yöneldi. Bu süreçte
savaş isteyenler ve istemeyenlere ‘rant’ ölçüsü kullanıldı. Faili meçhuller
durdu. Yolsuzluk söylentileri başladı. Batan bankalar ve batırılanların
muhteşem zenginliği magazin haberleri haline getirildi. Basın holdinglerinin
götürdüğü krediler aspargas haber haline getirildi. Yani ‘örtü’ aralanıyor
ama kalkmıyordu. Buna rağmen altındaki pislik anlaşılır olmuştu. Bu kez
atıfta bulunulan demokrasi bir türlü kalkmayan örtüyü şeffaflaştıracak gibi
görünüyordu. Ama bu şeffalıktan rahatsız olanlara ve olacak olanlara prim
verilmemelidir.
Bu saldırı kanıksanmamalıdır. Demokrasi ve ekmek
isteyenler sokaklara çıkmalı ve demokrasiyi yarın değil bugün istediğini
duyurmalıdır. Milyonlar bu örtünün gecikmeden kaldırılmasında ısrar
etmelidir. Ekmeğine, aşına ve huzuruna uzanmış karanlık ellere dur
demelidir. Bu tavrını Savaş’a karşı bir refaranduma da dönüştürmelidir.
Karanlıkta kalınmasını isteyenler, savaşa karşı kamuoyu duyarlılığını ve
tartışmasını da örtmekten yana olacaklar kuşkusuz.