Vedat GÜZEL / internet_word@hotmail.com

Arşiv

Türkiye’de kapışma ve karanlıkta atılan kurşunlar kime?

İlk kurban verildi! Doç. Necip Hablemitoğlu. Olay yerine gelen ünlü DGM savcısı Nuh Mete Yüksel’in ağzıdan çıkanlar kameralara yansıyor, ‘‘ Kendini feda etti!’’ Kimdir kendini feda eden? Neden feda oldu? Feda eden kimlerdir ve daha kimler feda edilecek? Bu sorular rakamlarla baş başa gidecek hızda ve sayıda çoğaltılabilir. Ancak soruların kendi feyzini aldığı yere bakarsak hep karanlıklara yönelmiş olduğu açık.

Bu kez de kurşunlar karanlıktan geldi. Tıpkı ‘’Kurşun atan da atılan da devlet için.‘’ ünlü söylemin egemen olduğu süreç gibi. Kurşunlar karanlıktan geldi! Neden tam çşimdi? Halkın demokrasi ve barışı kucaklamak için umutlandığı bir sırada bu faili meçhul neyi amaçladı?

Aslında Türkiye’de bu karanlık ilişki ve eylemlerin merkezleri, sorumluları, amaçları ve yaptıkları işler; ittifakları, birbirlerine olan ihanetleri, kavgaları, hayal bile edilemiyecek zenginlikleri ve yaşamları biliniyor. Bunlarla ilgili onlarca kitap, makale ve haber yayınlandı. Bunlardan bir kaçını saymak gerekirse, Jitem sorumlusu Cem Ersever’ in kitabı, Hüseyin Baybaşin’in anıları, notları ve açıklamalarını kitaplaştıran Mahmut Baksi’nin kitabı, Özgür Politika’da karanlık ilişkileri ve cinayetleri anlatan kimi diziler, 2000’e Doğru dergisinin Susurlukla ilgili araştırma ve yazıları; Hizbullah vakası, Susurluk raporu, eski Mit müsteşarı Mehmet Eymür’ün web sitesi bunları açıklıyor. Bu yayınların inandırıcılığına ilişkin söylenebilecek tek şey inanmaktan başka alternatifin şimdilik olmadığıdır. Ama hem sistemin işleyişi hem de kimin elinin kimin cebinde olduğu konusunda bir fikir veriyor. Bütün bunların yanında 10 binlerce faili mechul cinayetin faillerinin adresinede işaret ediliyor bu yayınlarda..

Bu saldırınında bu kitaplarda ve dizilerde yazılanlarla ne kadar alakalı olabileceği faillerin ve nedenlerin ortaya çıkmasıyla ancak aydınlanabilecektir. Lakin eylemin amaçladığı çağrışımla gelecek olan korkuya, yılgınlığa ve susmaya karşı yığınsal bir çıkışla tavır alınmalıdır diye de düşünüyorum.

Bu saldırının arkası bulandırılsa bile ilk akla gelenle eylem amacına ulaşmıştır. Yani verilmek istenen mesajı vermiştir. Bu mesaj hem kapışacak olanlara hem de demokrasiye direnç gösteren noktaların güçü konusunda kamuoyuna. Fikir vermektedir.

Korkutan, gözdağı veren ve ‘aya baya’ yapan bir eylem yapıldı. Demokrasinin olabildiğince olması ve alabildiğince yaşanması için kamuoyu ve yeni hükümet arasında ki açık; demokrasi güçleriyle zımni ittifakın anayasal boyutlara taşınılması tartışmaları başlayacakken bir gözdaği hamlesi yapıldı. Bu sonuç verir mi?

Muhakkak ki sonuç alınması için yapılmış bir eylemdir. Hem de oldukça kararlı bir eylem. Bu anlamda AK parti hükümetinin yoksulluk ve yolsuzluğa karşı politik duruşu iddiasına yapılan bir saldırıdır. Demokrasinin şefaflığını, barış ve huzuru özleyen; ekmek isteyen yığınlara karşı yapılan bir sindirme hamlesidir. Demokrasinin getireceği şeffalıktan korkanların pisliklerini saklama gayretidir. Sağdan, soldan ya da dinden halkı soyanların, onları açlık sınırının altında yaşamaya mecbur eden ve gencecik kızların hatta çoçukların bile fuhuş yapar hale getirilmesine sebep olan müseccelerin saldırısı bu işlemin devamından yana arzularının ifadesidir.

Bundan sonra olacakların veya gelişmelerin izleyeceği seyri tanımlamakta falcılık olmayacak elbette. Türkiye’de soru sormasını bilen her insan bunu tanımlar. Moral ve etikten yoksun kalmamış her aydın, bu kurşunun kanıksandığında nasıl bombalara ve mitralyözlere dönüşeceğini de bilir. İnsanları cesetlerinin çöplüklerde bulunduğu, otamobil bagajlarına kilitlendiği ve yakıldığı bir zaman diliminde Stockholm’de bir panelde konuşan Sn. Doğu Ergil Kürt sorunu ve faili meçhullerle ilgili şunu söylemişti, ‘’ Bu örtü kalkarsa altından ne yılanlar, çıyanlar ortaya çıkar...’’ Yaşanan süreç bu sözleri doğrulamıştı. Susurluk’la bu örtü aralandı. Kürt savaşı başladığı gariplikte bir sona yöneldi. Bu süreçte savaş isteyenler ve istemeyenlere ‘rant’ ölçüsü kullanıldı. Faili meçhuller durdu. Yolsuzluk söylentileri başladı. Batan bankalar ve batırılanların muhteşem zenginliği magazin haberleri haline getirildi. Basın holdinglerinin götürdüğü krediler aspargas haber haline getirildi. Yani ‘örtü’ aralanıyor ama kalkmıyordu. Buna rağmen altındaki pislik anlaşılır olmuştu. Bu kez atıfta bulunulan demokrasi bir türlü kalkmayan örtüyü şeffaflaştıracak gibi görünüyordu. Ama bu şeffalıktan rahatsız olanlara ve olacak olanlara prim verilmemelidir.

Bu saldırı kanıksanmamalıdır. Demokrasi ve ekmek isteyenler sokaklara çıkmalı ve demokrasiyi yarın değil bugün istediğini duyurmalıdır. Milyonlar bu örtünün gecikmeden kaldırılmasında ısrar etmelidir. Ekmeğine, aşına ve huzuruna uzanmış karanlık ellere dur demelidir. Bu tavrını Savaş’a karşı bir refaranduma da dönüştürmelidir. Karanlıkta kalınmasını isteyenler, savaşa karşı kamuoyu duyarlılığını ve tartışmasını da örtmekten yana olacaklar kuşkusuz.

19.12.2002

Kürt siyasetçisi ve ‘‘emekli ’’ olma talebine bir kaç söz

Anti Amerikanizm’ ve Kerkük

YERELLİK ya da SECERELİ SİYASET

ANKARA/İMRALI, BRÜKSEL-DİYARBAKIR

Yahudiler, Kürtler ve antisemitizm!

Verheugen, sistem ve düdük!

Kurtacı mı?

TERSİNE DÜNYA’ ve TÜRKİYE’Yİ TÜTSELEYEN STRATEJİ UZMANLARI!..

‘ Kısır Döngü!’’

Türkiye iki kimlikli olabilir mi?

Hassasiyetler!

Ötekileri algılama erdemi!

Gündemle ilişkilenmek!

Sanık yerine otur!

Kürtler ne istediğini ve neyi yapabileceklerini kendileri bilmeden başkalarına anlatamaz

Albaya hiç mektup yok!

Perdenin arkasındaki...

Adı çalınan ülkeye mektup...

DDKD ve KÜRDİSTAN ve GELENEK