Vedat GÜZEL / internet_word@hotmail.com

Arşiv

‘‘ Kısır Döngü!’’

Türkiye belirsiz bir sona itekleniyor. Bu iteklenişe sessiz kalmayı tercih edenler Türkiyenin komşularıyla sıcak bir düşmanlık girdabına sürüklendiğinin farkında. Bu sürükleniş kendi tarihine ihanet etmekle başlatılıyor. Savaş yanlıları Türkiye’nin tarihini red ederken kazanımları olan değerlerinide yitireceğini biliyor.

İslam alemine 400 yüzyıl liderlik yapan bir imparatorluğun temsilcisi devlet neredeyse bir haçlı seferini andıracak bir harekete kapılarını açıyor. Türkiye komşularıyla ve İslam toplumlarıyla tarihten gelen geleneksel saygınlığını ve ilişkilerini düşmanlığa dönüştürmeye hazırlanıyor. En yakın komşusu olan Kürtleri dost edinmesi gerekirken ve uzun vadeli siyasal, ekonomik çıkarları bu dostluktan yanayken aksini yapmaya itilmekte.

Saddam rejimi ve ABD uygulamaları arasında inleyen Iraklı müslümanların ve Kürtlerin kanı akıtılacak ve bu esnada Kürtler hem Saddam hem de Türk ordusuna hedef olacak. Türkiye geleceğini belirsiz bir macerayla ipotek altına alacak. Batıyla olan ilişkileri zarar görecek ancak daha da önemlisi komşuları, tarihsel dostlukları ve dindaşlarıyla boğazlaşacağı bir kavgaya girecek..

Bu kavgaya hevesli olmasında ki tek motivi ‘Kürdistan devletini önlemek’ Ama diğer yandanda bugünkü statüsünden rahatsız olduğu mevcut Kürt yapılanmasını tasfiye etmek...

Oysa ki savaş alanı olacak Kürdistan’da müttefiki ABD onay vermeden bir gelişme olacağa benzemiyor. Türkiye sözünden çıkamadığı bu müttefikiyle Kürdistan konusunda anlaşamıyorsa savaşın seyri kesinlikle değişecektir. Yani savaş Amerika’nın deyimiyle ‘‘Kitle imha silahlarının imhası’’ ile sınırlı kalmayacaktır. Gelişmeler uluslararası hukuk ve yasalar çiğnenerek Saddam’ın iktidardan uzaklaştırılmasını hedeflemektedir. Saddam sonrası Irak’ ta yeni bir devlet yapısı ve istikrar sağlamayı amaçlayan Amerika. bu amaçla kanlı ve geleceği belirsiz yeni bir kavgayı yaratacaktır.

Amerika’nın Irak konusunda amacının yaratacağı belirsizliğe İnternational Herald Tribun 2 aralık 2002 de bir röportajla dikkat çekiliyor. Orta-Doğu’da uzun yıllar bulunmuş ve bölgeyi iyi tanıyan İngilterenin Irak büyük elçisiyle yapılan söyleşide Irak için ABD’nin öngördüğü Saddam sonrası politikanın belirsizliğini veriyor.

Büyükeçiye soruluyor: ‘‘Irak’ta iki yıllık bir hükümet planlıyor. Ancak bu 20 yıllık bir zaman içinde sık değişen bu ülkede stabiliteyi sağlayabilecek mi? Büyükelçi: ‘‘ Ben endişeliyim. İngilterenin 1. Dünya savaşında davranışından sonra bu ülkeyi yönetmek zorlaştı. Ancak Bağdat’ta çok güçlü bir insan olursa bu mümkündür. Eğer bir ülke olacaksa stabil bir rejim olmalı Bağdat’ta. Kim liderlik yapacak? Muhalafet (exil) kongresini yaptı. Bizim için zorluk muhalafet liderliğini kimin yapacağıdır. Bu gelecek açısındanda zorluk çekilecek bir konudur. Dışarıda yapılan çalışmalar iyi organize edildi. Ayrı muhalefet gurupları arasında anlaşmalar sağlanabildi. Ancak içeride iyi bir çalışma yapılmadı. Bu nedenle muhalafet gruplarının Irak’ta önemli bir rolü olmayacak. Dışarıda batının tanıdığı sürgün muhalafet liderleri Irak’ta değişim ve reform yapmada önemli bir rolleri olmayacak. Bunu yapacak olan ülke içinde tanımadığımız insanlar olacak.’’ Bu açıklamalar Irak’ta yaşanacak olan belirsizlik hakkında yeterince fikir veriyor.

Türkiye içeriği ve boyutları belirsiz bu macerada ilke olarak savaşın Türkiye topraklarına sarkmasını önlemek ve mümkün oldukça Irak-Kürdistan topraklarında karşılamak istiyor. Bir diğer yaklaşımıda Musul-Kerkük petrollerine sahiplenme hevesidir. İşte Türkiye için macera bu hevesle başlıyacaktır.

Bu hevesinin girişimlerini PKK savaşıyla bir kaç kez denediğinde batının tepkisiyle karşılaşmış ve askerlerini Kuzey Iraktan çekmek zorunda kalmıştı. Bu girişimlerinden biri olan 1995 mart ayında 35 000 asker ve ağır silahlarıyla Kuzey Irak’a girmişti. Ancak başta Almanya olmak üzere batılı devletler kesin bir dile bu hevesten vazgeçmesi ve derhal çekilmesi çağrısı yapıldı ve Almanya silah ithalatını durdu. O sıralarda dışişleri bakanı olan sn. Erdal İnönü’ün, Avrupa başkentlerinde ‘‘Kürt gerilasına karşı saldırı bizim özel sorunumuz.’’ diye gerekçelendirmesi batının tutumunu değiştirmedi.

O sıralarda İsveç basınında çıkan haberlerden biride Türkiye’nin ‘Kısır bir döngüye’ girmekte olduğunu batılı uzmanların dile getirdiğini yazmıştı. 1995 4 nisan Dagens Nyheter’de aynı haberde yine bir Amerikalı uzmanın ‘‘Biz dersimizi Vietnam’da aldık. Belki Türklerde Kuzey Irak’ta alacaklardır. ’’ demekteydi.

Türkiye, saklambaç oynarken gözlerini kapayıp kimseyi görmeyen çocuğun kimsenin de kendisini görmediği sanısıyla davranmakta. Musul-Kerkük’ü olası bir ‘‘Kürt işgaline karşı korumak gayreti içinde olacakmış.’’(?) (021225/26/27 Tv 8 panel/NTV/ ATV emekli orgeneral Necati Özgen vb.) Kürtlerin topraklarını Kürtlerden korumak!? Yani kürtlerle savaşmak ve Kürtleri topraklarından çıkarmak.

Kürt bölgelerinin büyük çoğunluğu koruma bölgesinde. Bu bölgeye yani 36 paralele anlaşmaya aykırı her davranışın anlaşmayı imzalayan devletlere karşı yapılmış bir davranış olacağının hesaplanması gerekir. Musul’un 36 paralel dışında tutulması bu gerçeği fazla değiştirmeyecektir. Batının bu politikası aslında Musul’u Türk işgaline karşı koruma amacıda olduğu anlaşılıyor. Olası bir gelişmede Türkiyenin Musula yönelmesi Irak’ın toprak bütünlüğüne yönelmiş olarakta kabul edilecektir.

Bu savaş Türkiyenin yeni bir gelişme ve demokrasi trendi yakalamışken Orta-Doğu mecrasında yeneni ve yenileni; dostu ve düşmanı belli olmayan bir maceraya sokacaktır.

Amerikanın bölgede en az 5 yıl kalması tartışmaları bu belirsizliğe işaret etmektedir. Buna rağmen devletleri ve halkları ilgilendiren belirsizlikler çoğunlukla siyasi talepler yerine hukuksal nedenlere dayalı ulusal haklar tartışmasıyla dengelenir. Balkanlarda son 10 yılda olan değişimler bu perspektivde çözülmüştür. Bu perspektivin, Kürtleri bu günkü statütüye taşıyan dengelerin olası değişiminde de gündeme gelebilecek olmasını Türkiye, Kürtlere karşı savaş başlatsada önleyemeyecektir. Bu kanlı ve pahalı anaforla kısır döngü yerine haklara ve halklara saygı temelinde ilişki Türkiye için doğru olandır.

021231 Stockholm

Kürt siyasetçisi ve ‘‘emekli ’’ olma talebine bir kaç söz

Anti Amerikanizm’ ve Kerkük

YERELLİK ya da SECERELİ SİYASET

ANKARA/İMRALI, BRÜKSEL-DİYARBAKIR

Yahudiler, Kürtler ve antisemitizm!

Verheugen, sistem ve düdük!

Kurtacı mı?

TERSİNE DÜNYA’ ve TÜRKİYE’Yİ TÜTSELEYEN STRATEJİ UZMANLARI!..

Türkiye’de kapışma ve karanklıkta atılan kurşunlar kime?

Türkiye iki kimlikli olabilir mi?

Hassasiyetler!

Ötekileri algılama erdemi!

Gündemle ilişkilenmek!

Sanık yerine otur!

Kürtler ne istediğini ve neyi yapabileceklerini kendileri bilmeden başkalarına anlatamaz

Albaya hiç mektup yok!

Perdenin arkasındaki...

Adı çalınan ülkeye mektup...

DDKD ve KÜRDİSTAN ve GELENEK