ı
arasında inleyen Iraklı müslümanların ve Kürtlerin kanı akıtılacak ve bu
esnada Kürtler hem Saddam hem de Türk ordusuna hedef olacak. Türkiye
geleceğini belirsiz bir macerayla ipotek altına alacak. Batıyla olan
ilişkileri zarar görecek ancak daha da önemlisi komşuları, tarihsel
dostlukları ve dindaşlarıyla boğazlaşacağı bir kavgaya girecek..
Bu kavgaya hevesli olmasında ki tek motivi ‘Kürdistan devletini önlemek’
Ama diğer yandanda bugünkü statüsünden rahatsız olduğu mevcut Kürt
yapılanmasını tasfiye etmek...
Oysa ki savaş alanı olacak Kürdistan’da müttefiki ABD onay vermeden bir
gelişme olacağa benzemiyor. Türkiye sözünden çıkamadığı bu müttefikiyle
Kürdistan konusunda anlaşamıyorsa savaşın seyri kesinlikle değişecektir.
Yani savaş Amerika’nın deyimiyle ‘‘Kitle imha silahlarının imhası’’ ile
sınırlı kalmayacaktır. Gelişmeler uluslararası hukuk ve yasalar çiğnenerek
Saddam’ın iktidardan uzaklaştırılmasını hedeflemektedir. Saddam sonrası
Irak’ ta yeni bir devlet yapısı ve istikrar sağlamayı amaçlayan Amerika. bu
amaçla kanlı ve geleceği belirsiz yeni bir kavgayı yaratacaktır.
Amerika’nın Irak konusunda amacının yaratacağı belirsizliğe İnternational
Herald Tribun 2 aralık 2002 de bir röportajla dikkat çekiliyor. Orta-Doğu’da
uzun yıllar bulunmuş ve bölgeyi iyi tanıyan İngilterenin Irak büyük
elçisiyle yapılan söyleşide Irak için ABD’nin öngördüğü Saddam sonrası
politikanın belirsizliğini veriyor.
Büyükeçiye soruluyor: ‘‘Irak’ta iki yıllık bir hükümet planlıyor. Ancak
bu 20 yıllık bir zaman içinde sık değişen bu ülkede stabiliteyi
sağlayabilecek mi? Büyükelçi: ‘‘ Ben endişeliyim. İngilterenin 1. Dünya
savaşında davranışından sonra bu ülkeyi yönetmek zorlaştı. Ancak Bağdat’ta
çok güçlü bir insan olursa bu mümkündür. Eğer bir ülke olacaksa stabil bir
rejim olmalı Bağdat’ta. Kim liderlik yapacak? Muhalafet (exil) kongresini
yaptı. Bizim için zorluk muhalafet liderliğini kimin yapacağıdır. Bu gelecek
açısındanda zorluk çekilecek bir konudur. Dışarıda yapılan çalışmalar iyi
organize edildi. Ayrı muhalefet gurupları arasında anlaşmalar sağlanabildi.
Ancak içeride iyi bir çalışma yapılmadı. Bu nedenle muhalafet gruplarının
Irak’ta önemli bir rolü olmayacak. Dışarıda batının tanıdığı sürgün
muhalafet liderleri Irak’ta değişim ve reform yapmada önemli bir rolleri
olmayacak. Bunu yapacak olan ülke içinde tanımadığımız insanlar olacak.’’ Bu
açıklamalar Irak’ta yaşanacak olan belirsizlik hakkında yeterince fikir
veriyor.
Türkiye içeriği ve boyutları belirsiz bu macerada ilke olarak savaşın
Türkiye topraklarına sarkmasını önlemek ve mümkün oldukça Irak-Kürdistan
topraklarında karşılamak istiyor. Bir diğer yaklaşımıda Musul-Kerkük
petrollerine sahiplenme hevesidir. İşte Türkiye için macera bu hevesle
başlıyacaktır.
Bu hevesinin girişimlerini PKK savaşıyla bir kaç kez denediğinde batının
tepkisiyle karşılaşmış ve askerlerini Kuzey Iraktan çekmek zorunda kalmıştı.
Bu girişimlerinden biri olan 1995 mart ayında 35 000 asker ve ağır
silahlarıyla Kuzey Irak’a girmişti. Ancak başta Almanya olmak üzere batılı
devletler kesin bir dile bu hevesten vazgeçmesi ve derhal çekilmesi çağrısı
yapıldı ve Almanya silah ithalatını durdu. O sıralarda dışişleri bakanı olan
sn. Erdal İnönü’ün, Avrupa başkentlerinde ‘‘Kürt gerilasına karşı saldırı
bizim özel sorunumuz.’’ diye gerekçelendirmesi batının tutumunu
değiştirmedi.
O sıralarda İsveç basınında çıkan haberlerden biride Türkiye’nin ‘Kısır
bir döngüye’ girmekte olduğunu batılı uzmanların dile getirdiğini yazmıştı.
1995 4 nisan Dagens Nyheter’de aynı haberde yine bir Amerikalı uzmanın ‘‘Biz
dersimizi Vietnam’da aldık. Belki Türklerde Kuzey Irak’ta alacaklardır. ’’
demekteydi.
Türkiye, saklambaç oynarken gözlerini kapayıp kimseyi görmeyen çocuğun
kimsenin de kendisini görmediği sanısıyla davranmakta. Musul-Kerkük’ü olası
bir ‘‘Kürt işgaline karşı korumak gayreti içinde olacakmış.’’(?)
(021225/26/27 Tv 8 panel/NTV/ ATV emekli orgeneral Necati Özgen vb.)
Kürtlerin topraklarını Kürtlerden korumak!? Yani kürtlerle savaşmak ve
Kürtleri topraklarından çıkarmak.
Kürt bölgelerinin büyük çoğunluğu koruma bölgesinde. Bu bölgeye yani 36
paralele anlaşmaya aykırı her davranışın anlaşmayı imzalayan devletlere
karşı yapılmış bir davranış olacağının hesaplanması gerekir. Musul’un 36
paralel dışında tutulması bu gerçeği fazla değiştirmeyecektir. Batının bu
politikası aslında Musul’u Türk işgaline karşı koruma amacıda olduğu
anlaşılıyor. Olası bir gelişmede Türkiyenin Musula yönelmesi Irak’ın toprak
bütünlüğüne yönelmiş olarakta kabul edilecektir.
Bu savaş Türkiyenin yeni bir gelişme ve demokrasi trendi yakalamışken
Orta-Doğu mecrasında yeneni ve yenileni; dostu ve düşmanı belli olmayan bir
maceraya sokacaktır.
Amerikanın bölgede en az 5 yıl kalması tartışmaları bu belirsizliğe
işaret etmektedir. Buna rağmen devletleri ve halkları ilgilendiren
belirsizlikler çoğunlukla siyasi talepler yerine hukuksal nedenlere dayalı
ulusal haklar tartışmasıyla dengelenir. Balkanlarda son 10 yılda olan
değişimler bu perspektivde çözülmüştür. Bu perspektivin, Kürtleri bu günkü
statütüye taşıyan dengelerin olası değişiminde de gündeme gelebilecek
olmasını Türkiye, Kürtlere karşı savaş başlatsada önleyemeyecektir. Bu kanlı
ve pahalı anaforla