Vedat GÜZEL / internet_word@hotmail.com

Arşiv

Kurtacı mı?

Dünya bu savaşı istemiyor. Neden istemediğini de açıklıyor. Amerika’nın Irak’a çıkarları için saldırmak istediğini söylüyor.

Kaldı ki Bush ve savaş takımı bu savaşın petrol için olacağını açıkladı. Tv. kanallarından izlendiği kadarıyla, Körfez ve Türkiye de konuçlandırılacak insan öldüren modern silahlarla donatılmış donanma askerlerine hitaben: ‘‘ Dünya’ya özgürlük ve adalet götüreceğiz. (..) ’’ diye kutsayarak, ‘‘Çok acı çeken Irak halkına uçaklardan atılacak gıda ve ilaç paketlerine itina gösterilmesini (...) ’’ isteyerek yapacağı savaşın ne kadar ulvi olduğunu da  ilan etti.  Öyle ki tüketim malzemesi satan promosyon kampanyalarında olduğu gibi, iki tane alana bir tane bedava. Bir bombaya bir gıda, bir ilaç paketi. Yani iki alana bir bedava...

Savaşın olmasını istemeyenler birbirinden fazla farklı olmayan argümentlerini her gün açıklıyorlar. Savaş karşıtı olan bilim adamları, siyasi partiler, halk örgütlenmeleri, devlet adamları, uzmanlar ve siyasetçiler tartışıyor. Savaşın sonuçlarına ilişkin istatistikler veriliyor. Yaşanacak olan ekonomik, çevre ve kültür tahribatının felaket boyutlarında olacağı gerçeği ilan ediliyor. Savaş anında 10 binlerce insanın ölmesinin yanında savaş sonrası yaşanacak olan ve yıllarca sürecek açlık felaketi dile getiriyor. Hatta bu savaşın Irak’la sınırlı kalmayacağı aksine bölgede yeni bir savaşlar zincirine yol açacağı tartışılıyor. Bu savaşlar zincirinin nükleer bir savaşı başlatmasının kaçınılmaz olabileceği nedenleri ve sonuçlarıyla açıklanıyor. Savaşlar insanlığın intiharı, nükleer bir kavganın ise dünyanın infilakı olacağını ısrarla ve bilimsel kanıtlarla ileri sürülüyor.

Gelişmeleri dünyada herkes anında izleyebiliyor ve tavrınıda aynı hızla bırakabiliyor. Çocukların bile savaş ve sonuçlarıyla ilgili konuşma, yazı, resim ve görsel etkinliklerle bir korku ve panik yaşaması psikologları harekete geçiriyor. Hemen herkes tutumunu dile getiriyor. Birey, parti, kurum, kuruluş olarak siyasal, bilimsel, ekonomik, çevre ve insan hakları vb. argümentleriyle birlikte bir tutum sergiliyorlar. Pasiflikten aktif tutuma yöneliyorlar. Muhakak ki savaşın olmaması için bunlar yeterli değildir. Ancak bu bir tavırdır. Vicdani sorumluluk insan hümanizmine ilkez bu kadar yakın eşlik ediyor. Bunlar savaş dumanları arsında boğulur mu? Bilinmez! Ama yeni bir gelecek, yeni demokrasi ve siyasi anlayışların bu temelde köşe taşlarını oluşturacağı da kesin. Bu savaş yanlısı ve karşıtlarının tutumuna kaynaklık eden argümentleri ve Kürtlerin kendi dışında oluşturulan hassas dengelerin arasında hep kayboluşunu kendimce tartıştığımda bu savaşa hayır diyorum. Savaş karşıtlarının yanında yer alıyorum. Bu cephede olan milyonların Irak devlet başkanı Saddam Hüseyin’i desteklemek veya korumak gibi bir kaygı içinde olmadıklarına da inanıyorum.

Buraya kadar anlaşılır bir şey. Ancak anlaşılmayan Kürtlerin tavrı. Bu yazımı yazana kadar bir bildiri veya bir ilan okumadım. Bireysel sayılabilecek kimi açıklama ve yazıların da siyasi parti ve örgütlenmeler için bağlayıcı olabileceğini düşünmüyorum. Sonuç olarak Kürtler siyasi parti, grup, çizgi ve demokratik örgütler olarak görüş açıklamıyorlar. Savaşın kendi topraklarında ve kendi petrolü için olmasından bire bir etkilenecek olmasına rağmen bir suskunluk içinde. En sıradan olaylara tepkilerin abartılarak dile getirilmesi, Tv tartışmalarında Kürtler adına konuşma uğraşıları ile bildiriler dağıtıp toplantılar yapılabilirken, şimdi sessizlik hüküm sürmekte.

Kürtleri temsil iddiasında bulunan  ve tarih yazdıklarını söyleyenler ise savaş karşıtı kalabalıklardan  rant edinme gayretkeşliğinde. Kızgınlık, küskünlük ve iteklenmişlik suskunluk yalazlarıyla boy vermiş gibi içimizde. Sanki kanayan yaramızda bir öç duygusu sağduyumuzu felç ediyor. Matematik bilgimizi kendimiz sınayamıyoruz bir türlü ve dengeler aritmetiğinde şaşkınlıkla susmayı tercih ediyoruz.

Konu elbette çok önemli ve yadırganmayacak kadar hassas dengelerle kuşatılı. Bu bir gerçek. Ama bir diğer gerçekte bu dengeler içinde yerimizin belirsizliğidir. Ancak bu belirsizliği büyük güçlerin hesabına kayıt düşülerek açıklama gibi bir yaklaşım da Kürtlerin, siyasal olarak varlık nedenlerini silikleştirmez mi? Diye sormak istiyorum.

Dünya’nın neresine emperyalizm, barış ve özgürlük götürdü diye haktan doğan gücü güçlülerin haksızlık dengesinde güçsüzleştiren aykırı bir soru hiç düşünmek istemiyorum. Bunun yanında yanılgılı kaygılarla ve dengelerin hassaslığı arasında suskunluk, Kürtler için anlaşılır değildir demek istiyorum.

Ensemiz de boza pişirilecek. Savaş topraklarımızı kalbura çevirecek. Hem insan hem zenginlik kaynaklarımız bir daha yağma edilecek. Söyleyecek sözümüz elbette olmalı. Bu söz savaş yanlısı veya karşıtı olur, ama söylenmelidir. Bu söz, savaşın, emperyalist bir savaşmı ya da ABD devlet başkanı Bush’un dediği gibi dünyaya adalet ve özgürlük götüren bir savaşmı olacağının yanıtı olacaktır. Yoksa Kürtler bir kez daha mı kendi petrollerinin alevlerine itilecek?

Bu söz, savaşa destek veya hayır olabilir ama muhakkak söylenmelidir. Siyasal duruşu belirleyecek bir yanıt, sonuçlarını değerlendirebilecek kadar da kararlılık taşıyacaktır inancındayım.

Suskunluk ne kadar anlamlı olabilir?...

2003-02-16

Kürt siyasetçisi ve ‘‘emekli ’’ olma talebine bir kaç söz

Anti Amerikanizm’ ve Kerkük

YERELLİK ya da SECERELİ SİYASET

ANKARA/İMRALI, BRÜKSEL-DİYARBAKIR

Yahudiler, Kürtler ve antisemitizm!

Verheugen, sistem ve düdük!

TERSİNE DÜNYA’ ve TÜRKİYE’Yİ TÜTSELEYEN STRATEJİ UZMANLARI!..

‘ Kısır Döngü!’’

Türkiye’de kapışma ve karanklıkta atılan kurşunlar kime?

Türkiye iki kimlikli olabilir mi?

Hassasiyetler!

Ötekileri algılama erdemi!

Gündemle ilişkilenmek!

Sanık yerine otur!

Kürtler ne istediğini ve neyi yapabileceklerini kendileri bilmeden başkalarına anlatamaz

Albaya hiç mektup yok!

Perdenin arkasındaki...

Adı çalınan ülkeye mektup...

DDKD ve KÜRDİSTAN ve GELENEK