Dünya bu savaşı
istemiyor. Neden istemediğini de açıklıyor. Amerika’nın Irak’a çıkarları
için saldırmak istediğini söylüyor.
Kaldı ki Bush ve savaş takımı bu savaşın petrol için olacağını açıkladı. Tv.
kanallarından izlendiği kadarıyla, Körfez ve Türkiye de konuçlandırılacak
insan öldüren modern silahlarla donatılmış donanma askerlerine hitaben: ‘‘
Dünya’ya özgürlük ve adalet götüreceğiz. (..) ’’ diye kutsayarak, ‘‘Çok acı
çeken Irak halkına uçaklardan atılacak gıda ve ilaç paketlerine itina
gösterilmesini (...) ’’ isteyerek yapacağı savaşın ne kadar ulvi olduğunu
da ilan etti. Öyle ki tüketim malzemesi satan promosyon kampanyalarında
olduğu gibi, iki tane alana bir tane bedava. Bir bombaya bir gıda, bir ilaç paketi. Yani iki alana bir bedava...
Savaşın
olmasını istemeyenler birbirinden fazla farklı olmayan argümentlerini her
gün açıklıyorlar. Savaş karşıtı olan bilim adamları, siyasi partiler, halk
örgütlenmeleri, devlet adamları, uzmanlar ve siyasetçiler tartışıyor.
Savaşın sonuçlarına ilişkin istatistikler veriliyor. Yaşanacak olan
ekonomik, çevre ve kültür tahribatının felaket boyutlarında olacağı gerçeği
ilan ediliyor. Savaş anında 10 binlerce insanın ölmesinin yanında savaş
sonrası yaşanacak olan ve yıllarca sürecek açlık felaketi dile getiriyor.
Hatta bu savaşın Irak’la sınırlı kalmayacağı aksine bölgede yeni bir
savaşlar zincirine yol açacağı tartışılıyor. Bu savaşlar zincirinin nükleer
bir savaşı başlatmasının kaçınılmaz olabileceği nedenleri ve sonuçlarıyla
açıklanıyor. Savaşlar insanlığın intiharı, nükleer bir kavganın ise dünyanın
infilakı olacağını ısrarla ve bilimsel kanıtlarla ileri sürülüyor.
Gelişmeleri dünyada herkes anında izleyebiliyor ve tavrınıda aynı hızla
bırakabiliyor. Çocukların bile savaş ve sonuçlarıyla ilgili konuşma, yazı,
resim ve görsel etkinliklerle bir korku ve panik yaşaması psikologları
harekete geçiriyor. Hemen herkes tutumunu dile getiriyor. Birey, parti,
kurum, kuruluş olarak siyasal, bilimsel, ekonomik, çevre ve insan hakları
vb. argümentleriyle birlikte bir tutum sergiliyorlar. Pasiflikten aktif
tutuma yöneliyorlar. Muhakak ki savaşın olmaması için bunlar yeterli
değildir. Ancak bu bir
tavırdır. Vicdani sorumluluk insan hümanizmine ilkez bu kadar yakın eşlik
ediyor. Bunlar savaş dumanları arsında boğulur mu? Bilinmez! Ama yeni bir
gelecek, yeni demokrasi ve siyasi anlayışların bu temelde köşe taşlarını
oluşturacağı da kesin. Bu savaş yanlısı ve karşıtlarının tutumuna kaynaklık
eden argümentleri ve Kürtlerin kendi dışında oluşturulan hassas dengelerin
arasında hep kayboluşunu kendimce tartıştığımda bu savaşa hayır
diyorum. Savaş karşıtlarının yanında yer alıyorum. Bu cephede olan
milyonların Irak devlet başkanı Saddam Hüseyin’i desteklemek veya korumak
gibi bir kaygı içinde olmadıklarına da inanıyorum.
Buraya kadar anlaşılır
bir şey. Ancak anlaşılmayan Kürtlerin tavrı. Bu yazımı yazana kadar bir
bildiri veya bir ilan okumadım. Bireysel sayılabilecek kimi açıklama ve
yazıların da siyasi parti ve örgütlenmeler için bağlayıcı olabileceğini
düşünmüyorum. Sonuç olarak Kürtler siyasi parti, grup, çizgi ve demokratik
örgütler olarak görüş açıklamıyorlar. Savaşın kendi topraklarında ve kendi
petrolü için olmasından bire bir etkilenecek olmasına rağmen bir suskunluk
içinde. En sıradan olaylara tepkilerin abartılarak dile getirilmesi, Tv
tartışmalarında Kürtler adına konuşma uğraşıları ile bildiriler dağıtıp
toplantılar yapılabilirken, şimdi sessizlik hüküm sürmekte.
Kürtleri
temsil iddiasında bulunan ve tarih yazdıklarını söyleyenler ise savaş
karşıtı kalabalıklardan rant edinme gayretkeşliğinde. Kızgınlık, küskünlük
ve iteklenmişlik suskunluk yalazlarıyla boy vermiş gibi içimizde. Sanki
kanayan yaramızda bir öç duygusu sağduyumuzu felç ediyor. Matematik
bilgimizi kendimiz sınayamıyoruz bir türlü ve dengeler aritmetiğinde
şaşkınlıkla susmayı tercih ediyoruz.
Konu elbette çok önemli ve yadırganmayacak kadar hassas dengelerle kuşatılı.
Bu bir gerçek. Ama bir diğer
gerçekte bu dengeler içinde yerimizin belirsizliğidir. Ancak bu belirsizliği
büyük güçlerin hesabına kayıt düşülerek açıklama gibi bir yaklaşım da
Kürtlerin, siyasal olarak varlık nedenlerini silikleştirmez mi? Diye sormak
istiyorum.
Dünya’nın
neresine emperyalizm, barış ve özgürlük götürdü diye haktan doğan gücü
güçlülerin haksızlık dengesinde güçsüzleştiren aykırı bir soru hiç düşünmek
istemiyorum. Bunun yanında yanılgılı kaygılarla ve dengelerin hassaslığı
arasında suskunluk, Kürtler için anlaşılır değildir demek istiyorum.
Ensemiz de boza
pişirilecek. Savaş topraklarımızı kalbura çevirecek. Hem insan hem zenginlik
kaynaklarımız bir daha yağma edilecek. Söyleyecek sözümüz elbette olmalı. Bu
söz savaş yanlısı veya karşıtı olur, ama söylenmelidir. Bu söz, savaşın,
emperyalist bir savaşmı ya da ABD devlet başkanı Bush’un dediği gibi dünyaya
adalet ve özgürlük götüren bir savaşmı olacağının yanıtı olacaktır. Yoksa
Kürtler bir kez daha mı kendi petrollerinin alevlerine itilecek?
Bu söz,
savaşa destek veya hayır olabilir ama muhakkak söylenmelidir. Siyasal duruşu
belirleyecek bir yanıt, sonuçlarını değerlendirebilecek kadar da kararlılık
taşıyacaktır inancındayım.