Vedat GÜZEL / internet_word@hotmail.com

Arşiv

Yahudiler, Kürtler ve antisemitizm!

 “ Romanya’da Nazi kıyımından kurtulmak amacıyla Filistine gitmek için kırık, dökük bir gemiyle denize açılan 768 Yahudi, Filistin yerine İstanbula ulaşır. Yeniden Filistine gitmek isterler. İngilizler vize vermez. Türk yetkililer Yahudileri kabul etmez. 768 yorgun, hasta, aç ve korku dolu Yahudi geri gönderilir. Gemi Karadenizde batar. 768 Yahudi ölür. Yıl 1942 24 şubattır.’ Geminin adı ‘Struma’dır.” (Ulf Lando- Ricki Neuman İsrael och İsraelerna 1974)

Yahudi-İsrail sorunu yüzyıllardır toplum-ulus, din, devlet ve ideolojilerin ilgi alanında bir olaylar dizini olarak devam etmektedir. Bu olayların sosyal, siyasal ve hukuksal boyutlarıyla olduğu kadar dinsel ve ideolojik çevrimi nedeniyle de oldukça hassas olduğu bilinmektedir. Ancak nedensel derinliği kavranılmadan bu hassaslık geçmişte olduğu gibi günümüz aydınları tarafından da tartışılmadan kabul görmektedir.

Öyle ki Yahudi ya da İsrail sorununa ilişkin ‘alışılmışın’ dışında davranış yadırganmaktadır. Aydın tavrında ikircikleşerek karmaşıklaşan yadırgama giderek suçlama ve yargılamaya dönüşmektedir.

Yahudilere karşı gayrıinsani olan dinsel, bireysel ve ideolojik davranışların temelinde aslında üstünlük, ırkçılık ve yok etme duyguları yatmaktadır. Bu ilkel duygulara, tarihsel ve toplumsal dönemlere uygun formlar verilmiştir. Elbette bu formların tarih boyunca dizaynları aydınlar tarafından yapılagelmiştir. 2000 yıldır Yahudiler aydın, din adamı ve politikacı dizaynlarına kurban olmaktadırlar. Stockholm üniversitesinde devletler hukuku bilimcisi  Svante Hansson, ‘antisemitizmin tarihi’ adlı  makalesin de ‘‘ mücadaleci genç hıristiyan kilisesinde  antisemitizmin bir ideoloji olarak ortaya çıktığını ve Yahudilerin suçlandığına’’ işaret eder. Sonuçları ağır olur bu suçlamanın...

Yüzyıllarca Batı ve Doğu Avrupa ülkelerinde kimliksiz yaşatılır yahudiler. Vatandaşlık ve kültürel haklarından yoksun bırakılırlar, getolarda yaşamalarına izin verilir. Şehir caddelerinde her zaman dolaşamazlar. Parklarda gezinti yapamazlar bunun yerine tarlalarda yürüyüş yapmalarına izin verilir. Geleneksel giysilerine heryerde tolerans gösterilmez.. Toprak edinme ve bir çok mesleği yapmalarıda yasaktır. Yapabilecekleri tek iş para alış verişi olur. Ve Avrupa da yaşayan 12 milyon Yahudinin yarısı Naziler tarafından yok edilir. Çünkü onlar ‘‘suçludurlar! ’’ , ( Judarnas Historia Stockholm 1970)

Anti-semitizme  karşı İsveç komitesince yayınlanan bir makalesinde bu  suçlamaların gerçek tanımını gazeteci Jackie Jakubowski şöyle verir: “Bütün zamanlar boyunca Yahudilerin mükkemel bir ‘günah keçisi’ olarak neyle ilgili olursa olsun suçlanabildiğini, bu suçlamaların içeriğinin kimin ve hangi amaçla suçlamasına bağlı olarak değişebileceği gibi suçlamaların birbirinin karşıtı olabildiğini; batıda aşırı sağ, yahudi devleti ve yahudi halk hareketine karşı komünizmin  kalkanı diye mücadale ederken, Sovyetler Birliği’nin İsrail ve sionizmin kapitalizm ve emperyalizmin bağlaşığı olduğu propagandası yapılmaktaydı.”

1930’larda Hitlerin işsiz Alman yığınlarını, Yahudilere karşı kışkırtmada kullandığı dikkate alınırsa karşıtların uzlaşmasındaki mantıkta  ‘günah keçisi’ arayışının anlamı kavranabilir.

Benzer bir arayışta son aylarda kimi Türk aydınları tarafından Kürt-Kürdistan’a ilişkin başladı. Kürtlerin Güney Kürdistan da devletleşme ve kazanımlarına el uzatamayışın sıkıntısıyla örtülü bir anti-semitizm yapılıyor. Uzun yıllar türk milliyetçi argosuyla yapılan saldırıların dibe vurmasıyla bu kez anti-semitizim bir yöntem olarak tercih edilmiş. Kürtlere yönelik bu yeni yaklaşımdan anlaşılan, Türkiye’de ki devlet destekli yaygın İslami duruşun Kürt korkusu ve karşıtlığı dikkate alınmış. Ancak şimdilik suskun olan bu Kürt karşıtı duruş anti-semitizmle pekiştirilmeye çalışılmaktadır. Kürt kamuoyunda bu tür kirli propagandanın İslâmi kaygılara yol açması beklenmektedir. Böylece bir yandan Lozan’dan kaçırılan ‘misak-i milli’ anlayışını din kardeşliğiyle sınamak diğer yandan da radikal İslam yoğunluklu Orta Doğu da Kürt karşıtı cepheyi psikolojik ve ideolojik olarak genişletmeyi hedeflemektedir.

Konunun, tarih bilincinin dürtüsünden yoksun bu ampirist aydınlarla sınırlı olmadığı bilinmektedir. Bir bütün olarak anti-semitizmin Orta Doğu da el altından pazarlığını yapanların, iflas etmiş Kürt politikasını yeni motivlerle devamı amaçlanmıştır. Böylece hem anti-semitizmle rant edinilecek hem de Güney Kürdistan da Kürt kazanımlarına karşı çıkılacak.

Birbirlerine dinsel, kültürel ve tarihsel olarak yakın olmayan bu iki halkın tek yakınlığı belki de ulusal kaderleridir. Diğer bir yakınlıkta özgürleşme-devletleşme sürecinde mücadale ettikleri güçlerin yakın-aynı olmasıdır.  Aslında İsrail ve Kürtlerin, bu yakınlıklarını, her alanda dostluk ve işbirliğine dönüştürmesinin gerekliliğini tartışmak gerekiyor. Yoksa bu çevrelerin beklentisi olan suçlanma-karalanma dürtüsünün muhattabı gibi kaçınmak değil konuyu tartışmak ve niyetleri sorgulamak anlamlı olacaktır. Kürtler belki de tarihte eli Yahudi kanına bulaşmamış tek halktır. Bu aslında Kürtlerin konuya ilişkin oldukça rahat ve kaygısız davranmasının da gerçeği sayılmalıdır.

Tarih sayfalarının hafızalara benzemediğini bir türlü anlamayan bu aydınlar, Kürt liderlerinin Yahudiliği ya da ikinci İsrail iddiaları yerine 1942 de 768 Yahudinin Karadeniz de boğulmalarıyla ilgili tarihsel iddiayı cevaplamalılar... Struma faciasını duyduğun da,  ‘’Türkiye başkalarını arzulamadığı insanlara mekan olamaz!’’  diyen Başbakanı Refik Saydam`in bu sözlerinin zuhur ettiği beyinsel denklemi sorgulamalılar. 1934 21 haziran- 4 temmuz tarihlerinde Trakya’ da ikamet eden 30 000 Yahudiye CHP öncülüğündeki saldırı Küçük ve Perinçek aydınlığının hafızalarından silinmiş ama tarihin bu sayfaları, ırzlarına, mallarına ve canlarını gasp edilerek göçertilen 15 000 Yahudinin gözyaşlarıyla halen ıslak.

Yine Türkiye’nin Nazi Almanya’sını desteklediğine ilişkin ciddi iddialar vardır. Amerika’da 2-temmuz 1998 de ‘hükümetler tarihi araştırması’ adıyla, resmi bir rapor yayınlandı. Bu raporda Nazi Almanyasının savaş gücüne işaret edilmiş ‘‘Türkiye’nin de aralarında olduğu dört tarafsız devletle yapılan ticaretin Nazi Almanya’sının savaş yeteneğini büyük oranda korumasını sağladığı (...) Bu ticaretin, gaz odalarında ve fırınlarda yakılan 6 milyon Yahudi kurbandan gasp edilen altınlar ve zihnet eşyalarıyla yapıldığı (...) iadesi’’ gerektiği açıklanmıştır. (Afton Bladet, Dagens Nyheter, Svt 4, 11 temmuz, 3,4,5 mart, 12 aralık, 10 ekim 97, Washıngton post temmuz 10,eylül 10 haziran 3, 4aralık  1988)

Avrupa’da basın, tv ve hükümet komisyonlarında aylarca tartışılan bu çalıntı altınlar ve Nazi desteğiyle ilgili Türkiye resmi bir açıklama yapmamıştır. Yani rapor yalanlanmamıştır. Halen cevap bekleyen bu soru işaretlerini Türk aydını neden tartışmıyor demek de haksızlık olmasa gerek.

Ne var ki sorgusuz bilinç logaritmalarının döngelinde kaybolan  kimi aydınlar bu kez göbek bağlarını kendi boyunlarına dolamaktalar. Kürt duruşu bu saldırıyı da elbette inat ve inançla karşılayacaktır. Bu tavırı muhakakki anti-semitizme karşı, Yahudi dostluğu ekseninde olacaktır. Bu vesileyle de olsa dileğim: Filistin-İsrail barışının bir an önce gerçekleşmesi ve Yahudilerin iki bin yıllık acısının son bularak barışın özgürleştirdiği İsrail de esenlikli yaşamalarıdır.  

Kürt siyasetçisi ve ‘‘emekli ’’ olma talebine bir kaç söz

Anti Amerikanizm’ ve Kerkük

YERELLİK ya da SECERELİ SİYASETK

ANKARA/İMRALI, BRÜKSEL-DİYARBAKIR

Verheugen, sistem ve düdük!

TERSİNE DÜNYA’ ve TÜRKİYE’Yİ TÜTSELEYEN STRATEJİ UZMANLARI!..

‘ Kısır Döngü!’’

Türkiye’de kapışma ve karanklıkta atılan kurşunlar kime?

Türkiye iki kimlikli olabilir mi?

Hassasiyetler!

Ötekileri algılama erdemi!

Gündemle ilişkilenmek!

Sanık yerine otur!

Kürtler ne istediğini ve neyi yapabileceklerini kendileri bilmeden başkalarına anlatamaz

Albaya hiç mektup yok!

Perdenin arkasındaki...

Adı çalınan ülkeye mektup...

DDKD ve KÜRDİSTAN ve GELENEK