‘Anti
Amerikanizm’ ve Kerkük
Yazı yazmak
önemlidir. Bir anlamda yazı iletişimde kullanılan en vazgeçilmez
araçtır. Konuya ilişkin yazıya not düşmek istedim bugün. Yazının
her türüne değil ama genellikle bu sayfalarda kullandığımız dile
uygun yazı bizimde gündemimizi anlattığı kadar yazıda ki ustalığı
da vermektedir. Yazı siyasi içerikliyse belirli bir yönelimle siyasi,
sosyal ve ekonomik tespitler yapmaya çalışır. bu tespitlerin doğruluk
ya da gerçeklikle ilgisinin ölçüleri vardır. Ancak ne kadar doğru ya
da ne kadar gerçekle ilintili olduğu yazının objektifliğiyle
anlaşılmaz/anlatılamaz. Bu tür yazılarda daha çok öne çıkan sübjektif
ölçülerdir.
Sübjektif ölçülerin tarihsel/sosyal ve siyasi
faktörlerle çevriminin dışında merkezine ideolojik tutum yerleşir.
İdeolojik bakışın yaşam ve toplumun felsefi yorumuyla şekillendiği
dikkate alındığında sübjektiflik/objektiflik ölçüleri bir yazının
içeriğinde daha iyi tanımlanır. Bu tanımlamalarında
farklılığını bireyin sınıfsal/sosyal statü ve rolüyle ilgili
arzulamak ve olmasını istemekle bağıntılı olmaktadır. Nasıl ki
kışın yağan bir yağmurun kimi çocukları sevindirirken kimini de
korkutup üzmesi gibi bir şeydir bu.
Bu tür yazılarda
genellikle bir siyasi talep veya bir tespit öne çıkar ama yazı yazmada
bir ustalık elzem olur. Yazıda uyulması gereken kurallar dizinine her
ne kadar ustalık/profosyönellik gereği uyulsa da edebi olması farklı
bir şeydir. Bu farklılık bir şey yerken ağızda kalan tadın lezzeti
gibidir. Başka bir deyişle profosyönellik ve amatörlüktür yazıdaki
gizem. Genellikle yazma işinin bununla ilgili olduğu tespitini yapmak
gerekiyor.
Bizlerde de yazma
hevesinin daha çok siyasi unsurlar ortaya çıkması profosyönellik ve
amatörlük arasında sıkışmalara yeni sıkıntılar/çatışmalar
eklemektedir. Çünkü politikleşmiş kalemlerin yazmanın ruhsal
evrimindeki kaosun yarattığı muhteşem ikilemlerden oluşan edebi
havası yoktur. Bunun yanında yazının kurallarının dışında bir
karikatür ustasının çizgilerindeki gibi her açılımdan bakışı
sağlayacak incelik, biçimleniş ve felsefi olgunluk eksiktir.
Hal böyle olunca yazılarımıza
yer açan sayfaların yazıların toplamının yansısı olmadığını söylemekte
fazla iddialı olacaktır. Yazının sansürünün, erteletilmesini veya
hoşnutsuzluk vermesinin sonuçları da kabul edilir olur. Bu sonuçta
yazanın ve sayfaların kaygıları öne çıkar. Yazan, egemen 'erkin'
tepkilerine ya ayak direyecektir ya da amatörce de olsa yazmaya son
verecektir. Sayfaların kendi özel kaygıları bir anlamda içsel/grupsal
varoluşa etkiler ölçüsünde olacaktır.
Bu tür bir yazıdaki
iletinin zamanlaması da yazının içeriği kadar önemlidir. Açıkçası
zamanlamasını yakalayamayan bir yazının ustalık ve amatörlük ilişkisinde
gözden kaçmayan bir faktördür.
15 gündür bir yazı
yazmaya çalışıyorum. Irak'ta seçimler yapıldı. Kerkük çok tartışıldı.
Barzani açıklamalar yaptı. Türkiye'de 53 yıldan beridir görülmedik
bir 'Anti Amerikanizm' boy gösterdi. 'KERKÜK’ÜN statüsü yeni bir
''Kırmızı' ilan edildi. Ben halen yazmaya çalışıyorum. Bu kez
evimde bilgisayar/daktilo, kütüphane, arşiv ve yabancı
basın/kaynakları izleme çevriminde değil. Ayak üstü, gezinirken,
porto/oyun olmayan ve kesif sigara dumanlarının altında olmayan bir
İnternet alanında klavyeyle buluşmaya çalışırken. sıraya geçmiş
halde aynı ve yan yana İnternet alanının sahibinin gözcülüğünde,
kim kimdir nedir kaygılarına yol açan hastalıklı davranışların
sıyrımında yazmak. Hele herkesin 'Kürt düşmanı' potansiyelliğinin
dışında bilinçli bir saldırganlığın, ihbarcılığın egemen
olduğu toplumsal örgüsü histeriyle örülmüş bir halkın arasında
'Kürt/Kürdistanı tartışmak ve yazmak
'Anti Amerikanizmin' yönlendiriciliğinde,
kaba, aşağılanmışın aşağılamasının hiddetinde somurtkan
kitleler ve sinsi aydın vurgununda 'Kürt' olmanın gereklerine uygun
davranmak zorluğunda yazmak ve tartışmak...
Günü kurtarma gailesinde iğdiş edilmiş ahlaki, dini, sosyal ve
insani değerlerin iğrendiren ilişkilerine tanık olarak yaşamak
zorluğuyla yazmak/tartışmak. Yazanın amatörlüğündeki ve amatör
içtenliğiyle iletimi sağlamak zorluğunda olmak...
Kaba 'Anti Amerikanizm'
salvolarında nostaljik duruş ve ulusal gerçeklerin haklı dayatmasında
bocalayan Kürt aydın duruşların hislerinden süzülen romantizmle
yazmak amatörlüğün bir başka biçimiyle yazmak...
Türkiye'de Irak
seçimlerinde ki Kürtlerin demokratik ve olgun tutumu, Kerkük'ünde
Kürt kimliğini ve statüsünü aynı olgunlukla ilan etmesinin hemen
arkasından 'Anti Amerikanizm' tırmandırıldı. Öyle ki savaş
senaryolarını resmi ağızların bile tartışabildiği bir kör dövüşüne
sokuldu Türk kamuoyu. Bu tırmanmanın günümüz Türkiye’sinde 'elmacılar'
olarak ta tanımlanan İslam-i ve sol demokrat/Kemalist devrimci, komünist
ve milli bakiyeci hareketlerin motiveleriyle gerginlik ağırlıklı
olarak Kürt/Kürdistan'a çevrilmektedir. 'Anti Amerikanizm' geniş bir
dikey ve yatay örgütlenmeyle sürdürülürken psikolojik donanımında
'Kürt/Amerikan' işbirliği ve Kerkük öne çıkarılıyor. Eylemsel
aktiviteye sahip bu yönelimin esasının Kürtler/Kürdistan olduğunu, Kürt
özgürleşmesi/bağımsızlığına karşı çıkışın ince işletilen
bir psikolojik saldırı ve aynı zamanda örgütlenme olduğu gözden
kaçmıyor.
Bu hızlı gelişme ya
da savaş senaryolarına vardırılan tırmanma elbette birden bire
olmadı. Ancak günümüzde bir çok farklı siyasi duruşun örtüştüğü
'Kürt/Kürdistan' konusunun gündemleşmesidir bu tırmanışın nedeni.
Kuva-i milliyeci ordu/sivil hareketinin missak-i milli andını savuna
gelen Türk sol hareketlerinin ve eski milli birlikçilerin yanında
milliyetçi parti/gruplar, fundamentalist İslami hareket/parti
olanakları ve işbirlikleriyle yeniden mevzillenmeye başladılar.
Bu yeniden mevzilenişin
ideolojisi ya da felsefesi aslında yok. Çıkış noktası 'BOP' ve bu
projenin anahtarı konumunda olan Kürt/Kürdistan karşıtlığıdır. Bu
stratejiyi uygulayanlar dün ''Küçük İsrail'' tanımları ve
propagandaları yapanlardan farklı değildir.
Dün cadılar vadisinin
konseyi olan Sadabad Paktı, Bağdat Paktı ve Cento' nun cadılarının
'BOP' un uygulanabilirliğini ortadan kaldırma çalışmasıdır. 'BOP'
un Orta Doğu'nun totaliter rejimlerine de yöneleceği dikkate
alındığında 'Anti Amerikanizmin' boyutları ve stratejisinin günü
birlik bir tartışma ya da heves olmadığı anlaşılacaktır.
1940' lı yıllarda
Irakta görev yapmış olan ve bölgeyi en iyi bilenlerden İngiliz
İstihbaratından W.G. Albay Elphinston ardı arkası kesilmeyen Kürt
isyanları ve Barzanilerin sıklıkla otonomi/federatif yönetim
taleplerinin bölgede endişe kaynağı olduğunu söyler. 1948 yılında
'Kurdish Question and Kurd' adlı çalışmasında:, ‘‘ Kürt
sorunun çözümünün, Kürt topraklarını kapsayan devletleri içine
alan bir gümrük ve pasaport birliğiyle ve ekonomik gelişmelerden pay
almasıyla çözülmesinin mümkün olduğunu ve Kürtlerin bu çözümde
anahtar rolü olduğunu söylemektedir. Kürtlerin yaşadığı
ülkelerden oluşacak bir Orta Doğu Birliği’nin Kürt sorunun
çözümüne büyük katkıda bulunacaktır. ’’ diyerek çalışmasının
ana konusu olan Kürt/Kürdistan sorununa gerçekçi ve doğru bir tespit
yapmaktadır
Batının tozlu
raflarında çıkarılan ve bugün ABD tarafından uygulamaya sokulan ve Kürtlerin
temel alındığı 'BOP' protipin de ileri sürülen mümkünlük bugün
en doğru stratejidir ve bugünün yorumuyla Kürd/Kürdistan'ın
özgürleşmesi/bağımsızlığıdır.
Orta Doğu' da sistem/yönetim
ve haritalarda değişimi öngören bu projenin Orta Doğu halklarına
sağlayacağı demokratik ve ekonomik imkanlarının yanında bölgeye
güvenli bir barışın gelmesinin de ön koşulu olduğu kuşkusuz
doğrudur.
Aynı 1950’lerde ise
bilinen en iyi Batılı Kürt uzmanı Pierre Randot’ ta benzer bir
konuya dikkat çekerek Kürt sorunun çözümünde Batının ve özellikle
Birleşik Devletler’in rolüne ilişkin ‘La Natıon Kurds en Face des
Mouvements Arabes’ Orıent II No 7 1958’ eserinde: Batı’nın
bilhassa Birleşik Devletler’in Kürtler için bir şeyler yapmasında
ön ayak olması gerektiğini söylerken genel olarak Batı’lı güçlerin
özellikle İngiltere’nin Kürt Politikalarını Arap Politikalarına
feda etmiş olduğuna da dikkat çekmiştir. ’’ Sorunun nedenini ve
sonuçlarının bugün çözümünde kaynağı olduğu gerçeğini görmemek
ne kadar anlamlı olacaktır?...
Türkiye'de geliştirilen
'Anti Amerikan' tutumun perde arkasında yatan nedenin bundan kaynaklı
olduğu da doğru olsa gerek diye düşünüyorum. Bu gelişmelere karşı
Kürtlerin tartışarak yeni bir mevzileşmeye kayması da kaçınılmaz
olmalıdır diye de eklemek istiyorum. Bu yeniden mevzileşme de 'Anti
Amerikancılığın' utangaç nostaljisiyle zaman kaybetmek anlamlı
olmayacaktır. Biz biliriz ki siyasi olarak yola çıkışımızın güzergahı
'Kürt/Kürdistan'dı. 'Kürdistan' olmak Türkiye de bir siyasi
hareket/gelenek için farklılık olduğunu hep iddia etmeninde bugünkü
gereği 'Kürdistani' duruş olmalıdır diye ileri sürmek yanlış
değildir. Bir anlamda ulusal çıkarların gereği bu yeniden
mevzileşmede yine kendini dayatmaktadır. Bugünün yarattığı
koşullar 'Anti Amerikancılık' değil onurlu ve ilkeli
işbirlikleri/dostluklar gerçekleşmesidir. Amerikan/Kürt işbirliğinin
geliştirilmesinde elbette 'Kürdistani' duruş esas olacaktır. Ancak
bunun dışında ‘Anti Amerikancılık’ bir romantizm olmaktan başka
bir şey olmayacaktır.
Kürtlerin 1918’ler
den başlayarak yitirdiklerinin tarihsel evriminde olgunlaşmasının sonuçlarını
geleceğe taşımanın duruşu sergilenmek durumundadır.
Bugün bu tutumun
Kuzeydeki yansısı ‘Anti Amerikancı’ söylemin peşine takılmadan Kürt
gerçeğini dikkate almakla başlayacaktır. Güneyde ise 'Kerkük'ün
yeni Kürt Federe Devletinin başkenti olarak ta ilanında ısrarlı
olmaktan geçecek diye düşünüyorum. Bu aynı zamanda 'Kerkük' ün
statüsüne yönelik tartışma ve oyunlarında gelecek açısından yeni
endişeleri ortadan kaldırabilecektir.
Ancak sorunların devam
etmeyeceğini iddia etmek istememekle beraber Türk Devleti’nin
Kürtleri Türk düşmanı olarak algılatma nafile çabasına son vermesi
doğru olacaktır. Artık bölgeye ilişkin yeni bir düzenleme kaçınılmazdır.
Türkiye batıya dönük yürüyüşüne devam etmeli ve Kürt/Kürdistan’
a ilişkin yeni ve saldırgan olmayan politikalar geliştirmelidir. Bu Türkiye,
Irak, iran ve Suriye’de yaşayan Kürtleri kapsamalıdır.
08032005