Vedat GÜZEL / internet_word@hotmail.com

Arşiv

Kürt siyasetçisi ve ‘‘emekli ’’ olma talebine bir kaç söz

Üç on yıl ve bir fazlası yıla hayatın hüznü, çilesi, acısı; aşkı, gözyaşları ve yasları sığdı. Ama hiç biri gurbette kimi akşamların yalnızlığında ki garipliği kadar içerletmiyor. Orda garip bur da garip mülteci

Yaşamak ve hep beyinsel yükünün ağırlığını da beraberinde taşımak gerekliliğinin namuslu duruşunu yakalamaya çalışarak. Yaşayamadığımız gençliklerimizin çok fazla romantizmi de yok belleklerimizde avuntu olacak kadar. Aşklarımızda öylesine kısa, hızlı derin veya değil içe sine sine yaşanmadı galiba... Şimdilerde yıllarla ya eskiyor ya da yeni sürgünler veriyor ince, narin ve taze... Ama sürgün işte! Bir anının çeviriminde salınmış olur bir tarafa bu sürgün. Yinede bir sürgün olsa bile taptaze olur. Renginin ve tazeliğinin bütün Berraklığıyla. Saçlarımız beyazlansa da yüz çizgilerimiz derin kıvrımlarına budak gibi yeni kıvrımlar eklese de bu berraklık hem aşkımızda hem renkleriyle motive olan bilincimizde ki Kürdistan sevdasıyla.

Belki de ondandır sürgün sevilerle yetinmek garipliği ve yola devam etmek, minnetsiz, yakınmasız ve yoksulluğunu ezber ederek...

Buna sebep elbette beyinsel ağırlığın motivelerinde ki ‘KÜRT’ renkleridir. Kürt siyasetçilerin bilincinde şekillenen bu renkler kader çizgilerindeki benzerlikleri yansıtır. Bunlar yaşlılıktan saymayız, mültecilikte ki garipliği de garipsenmeyi de saklarız yüreğimizin bir köşesinde. Kürd/Kürdistan bilinci ise özgür duruşumuzun kendisidir bu sıkıntıların hengamesinde... Bu duruşun politikleşmesi de depreşen yüreğin/bilincin ateşinde harlanmasıdır. Ateşin harı bireyin bilinç,inanç, emek yoğunluğunda yalazlaşır.

Birey varlığını bununla eşleştiriyorsa bu bireyin namuslu duruşunda ki kıstası da olacaktır ve bireyin kendisiyle de ilgilidir. ‘Ilgi’ anlamı burada birey iradesiyle eşleşerek ifade edilir. Bu anlamda bireyi sorgulamak haddi sübjektif iradeye değil tarihin objektif yargısına düşer. Bireyin, bilinç/inanç, emek yoğunluğunda şekillenen duruşunu ‘‘ emekli’’ saymak arzusu/talebi sübjektif iradenin kendi çapında lokal ize olmuş halidir.

Siyaset yapmanın ve halen yapıyor olmanın arzu/talep ve gerçekliğini bedeller ödeye ödeye gelinen yerde ‘lokalize’ bir arzunun/talebin hiçbir gerekçesi ve nedeni ileri sürmeden siyaset yapan bireyin tarihsel ve emek/yoğun duruşuna ‘kımızı’ kart gösterme arzusu ne kadar dikkate alınır ki...

Medeni Dağlı, Sait Aydoğmuş arkadaşın emek/bilinç yoğunluğunda ki politik duruşuna ve birikiminin tarihsel evrimine ‘‘ emekli’’ ol deme hakkı olmadığını bilmek durumundadır.

Dünya siyaset/düşünce tarihinde  siyaset yapma arzusunda olan ya da yapan birinin bir diğer siyasetçiye ‘‘emekli ol’’ ve ‘‘önümüzü kesiyorsun’’ demesiyle kim emekli olmuş ki siyasetten.

Kaldı ki Sait Aydoğmuş, DDKD/KIP(PKK) hareketinin merkez yönetiminde  yer almış sonra ki ayrışma döneminde  PPKK’nin kurucu ve liderliğini yapmış bir siyasetçi. Bu anlamda da olsa Sait Aydoğmuş’un sorgulanmasa gibi aymazlık olan bir tutum değil ama özeleştiri beklentisi ya da bunun gerekliliği hasıl olduğunda tartışma süreci bu hareketin kadroları tarafından içsel ilişkilerinde gündemleşebilir.

Diğer yandan ne DDKD/KIP(PKK) ne de DDKD/KIP’ ten farklılaşamadan PPKK(Pêşeng) olarak siyasete devam edenlerden hiç kimse ‘Günah Keçisi’ aramamaktadır.

Medeni Dağlı bilmeli ki DDKD/KIP(PKK) hareketinin geleneğinde siyasi ahlak/etik önemlidir yer tutmuştur. Olması veya yapılması gerekli olan için kendi mekanizmasını oluşturabilecek yeti ve olgunlukta kadrolar yetiştirmiştir.

Siyasette kimsenin kimseye referans/secaate bulunma gibi etik olmayan bir” hakkı olmadığı gibi ‘‘emekli’’ ol deme gibi bir hakkı da yoktur.

Kim nerede nasıl yürüyebilecekse ve önünü açabilecekse bu kendi yeti ve duruşuyla ilgilidir.

Sınıfında çalışkanlar olmadığında tembellerin çalışkan sayılabilecek mi? diye sormak mı 

Bu konuya ilişkin Sait Aydoğmuş arkadaş yazması/yapması gerekeni doğru bir üslupla yapmıştır. Ancak bu geleneği halen savuna gelen ve DDKD’ de yöneticilik yapmış biri olarak bu hatırlatmayı yapmam gerektiğini düşünüyorum.

Yakın ve uzak geçmişimizde Kürt siyasetçiler, eğer sömürgeci/gerici güçler tarafından öldürülmemişlerse, çoğu ya hastalık ve  sefalet içinde ya da mülteci olarak yabancı topraklarda yitip gitmişlerdir. Bu kader çizgisi halen olduğu gibi devam etmektedir.

Yürekleri acıda ve sevdada ustalaşmış ‘Kürt Siyasetçileri’ in kaderi belki bizim kuşaklarla değiştirilebilecek derken kaderin ve hayatın emekliyemediğini öznel iradi yaklaşımla, emek bilinç yoğunluğunda şekillenen siyasi kişilikleri ulusal politikalar ve tutumlar tespiti yapmaya çalışan ‘Amesteradam’ toplantısında ‘‘emekli’’ olma talebi ile karşılamak bir talihsizliktir.

16.03.2005

 

‘Anti Amerikanizm’ ve Kerkük

YERELLİK ya da SECERELİ SİYASET

ANKARA/İMRALI, BRÜKSEL-DİYARBAKIR

Yahudiler, Kürtler ve antisemitizm!

Verheugen, sistem ve düdük!

Kurtacı mı?

TERSİNE DÜNYA’ ve TÜRKİYE’Yİ TÜTSELEYEN STRATEJİ UZMANLARI!..

‘‘ Kısır Döngü!’’

Türkiye’de kapışma ve karanklıkta atılan kurşunlar kime?

Türkiye iki kimlikli olabilir mi?

Hassasiyetler!

Ötekileri algılama erdemi!

Gündemle ilişkilenmek!

Sanık yerine otur!

Kürtler ne istediğini ve neyi yapabileceklerini kendileri bilmeden başkalarına anlatamaz

Albaya hiç mektup yok!

Adı çalınan ülkeye mektup...

DDKD ve KÜRDİSTAN ve GELENEK