Kürt siyasetçisi ve ‘‘emekli
’’ olma talebine bir kaç söz
Üç
on yıl ve bir fazlası yıla hayatın hüznü, çilesi, acısı; aşkı,
gözyaşları ve yasları sığdı. Ama hiç biri gurbette kimi akşamların
yalnızlığında ki garipliği kadar içerletmiyor. Orda garip bur da
garip mülteci
Yaşamak
ve hep beyinsel yükünün ağırlığını da beraberinde taşımak
gerekliliğinin namuslu duruşunu yakalamaya çalışarak. Yaşayamadığımız
gençliklerimizin çok fazla romantizmi de yok belleklerimizde avuntu
olacak kadar. Aşklarımızda öylesine kısa, hızlı derin veya değil içe
sine sine yaşanmadı galiba... Şimdilerde yıllarla ya eskiyor ya da
yeni sürgünler veriyor ince, narin ve taze... Ama sürgün işte! Bir anının
çeviriminde salınmış olur bir tarafa bu sürgün. Yinede bir sürgün
olsa bile taptaze olur. Renginin ve tazeliğinin bütün Berraklığıyla.
Saçlarımız beyazlansa da yüz çizgilerimiz derin kıvrımlarına budak
gibi yeni kıvrımlar eklese de bu berraklık hem aşkımızda hem
renkleriyle motive olan bilincimizde ki Kürdistan sevdasıyla.
Belki
de ondandır sürgün sevilerle yetinmek garipliği ve yola devam etmek,
minnetsiz, yakınmasız ve yoksulluğunu ezber ederek...
Buna
sebep elbette beyinsel ağırlığın motivelerinde ki ‘KÜRT’
renkleridir. Kürt siyasetçilerin bilincinde şekillenen bu renkler kader
çizgilerindeki benzerlikleri yansıtır. Bunlar yaşlılıktan saymayız,
mültecilikte ki garipliği de garipsenmeyi de saklarız yüreğimizin bir
köşesinde. Kürd/Kürdistan bilinci ise özgür duruşumuzun kendisidir
bu sıkıntıların hengamesinde... Bu duruşun politikleşmesi de depreşen
yüreğin/bilincin ateşinde harlanmasıdır. Ateşin harı bireyin bilinç,inanç,
emek yoğunluğunda yalazlaşır.
Birey
varlığını bununla eşleştiriyorsa bu bireyin namuslu duruşunda ki kıstası
da olacaktır ve bireyin kendisiyle de ilgilidir. ‘Ilgi’ anlamı
burada birey iradesiyle eşleşerek ifade edilir. Bu anlamda bireyi
sorgulamak haddi sübjektif iradeye değil tarihin objektif yargısına düşer.
Bireyin, bilinç/inanç, emek yoğunluğunda şekillenen duruşunu ‘‘
emekli’’ saymak arzusu/talebi sübjektif iradenin kendi çapında
lokal ize olmuş halidir.
Siyaset
yapmanın ve halen yapıyor olmanın arzu/talep ve gerçekliğini bedeller
ödeye ödeye gelinen yerde ‘lokalize’ bir arzunun/talebin hiçbir
gerekçesi ve nedeni ileri sürmeden siyaset yapan bireyin tarihsel ve
emek/yoğun duruşuna ‘kımızı’ kart gösterme arzusu ne kadar
dikkate alınır ki...
Medeni
Dağlı, Sait Aydoğmuş arkadaşın emek/bilinç yoğunluğunda ki
politik duruşuna ve birikiminin tarihsel evrimine ‘‘ emekli’’ ol
deme hakkı olmadığını bilmek durumundadır.
Dünya
siyaset/düşünce tarihinde siyaset yapma arzusunda olan ya da
yapan birinin bir diğer siyasetçiye ‘‘emekli ol’’ ve ‘‘önümüzü
kesiyorsun’’ demesiyle kim emekli olmuş ki siyasetten.
Kaldı
ki Sait Aydoğmuş, DDKD/KIP(PKK) hareketinin merkez yönetiminde yer
almış sonra ki ayrışma döneminde PPKK’nin kurucu ve
liderliğini yapmış bir siyasetçi. Bu anlamda da olsa Sait Aydoğmuş’un
sorgulanmasa gibi aymazlık olan bir tutum değil ama özeleştiri
beklentisi ya da bunun gerekliliği hasıl olduğunda tartışma süreci
bu hareketin kadroları tarafından içsel ilişkilerinde gündemleşebilir.
Diğer
yandan ne DDKD/KIP(PKK) ne de DDKD/KIP’ ten farklılaşamadan PPKK(Pêşeng)
olarak siyasete devam edenlerden hiç kimse ‘Günah Keçisi’
aramamaktadır.
Medeni
Dağlı bilmeli ki DDKD/KIP(PKK) hareketinin geleneğinde siyasi
ahlak/etik önemlidir yer tutmuştur. Olması veya yapılması gerekli
olan için kendi mekanizmasını oluşturabilecek yeti ve olgunlukta
kadrolar yetiştirmiştir.
Siyasette
kimsenin kimseye referans/secaate bulunma gibi etik olmayan bir” hakkı
olmadığı gibi ‘‘emekli’’ ol deme gibi bir hakkı da yoktur.
Kim
nerede nasıl yürüyebilecekse ve önünü açabilecekse bu kendi yeti ve
duruşuyla ilgilidir.
Sınıfında
çalışkanlar olmadığında tembellerin çalışkan sayılabilecek mi?
diye sormak mı
Bu
konuya ilişkin Sait Aydoğmuş arkadaş yazması/yapması gerekeni doğru
bir üslupla yapmıştır. Ancak bu geleneği halen savuna gelen ve
DDKD’ de yöneticilik yapmış biri olarak bu hatırlatmayı yapmam
gerektiğini düşünüyorum.
Yakın
ve uzak geçmişimizde Kürt siyasetçiler, eğer sömürgeci/gerici güçler
tarafından öldürülmemişlerse, çoğu ya hastalık ve sefalet
içinde ya da mülteci olarak yabancı topraklarda yitip gitmişlerdir. Bu
kader çizgisi halen olduğu gibi devam etmektedir.
Yürekleri
acıda ve sevdada ustalaşmış ‘Kürt Siyasetçileri’ in kaderi belki
bizim kuşaklarla değiştirilebilecek derken kaderin ve hayatın
emekliyemediğini öznel iradi yaklaşımla, emek bilinç yoğunluğunda
şekillenen siyasi kişilikleri ulusal politikalar
ve tutumlar tespiti yapmaya çalışan ‘Amesteradam’ toplantısında
‘‘emekli’’ olma talebi ile karşılamak bir talihsizliktir.
16.03.2005