Vedat GÜZEL / internet_word@hotmail.com

Arşiv

TC açmazı ve PKK-Kürt çıkmazı...

Önemli gelişmelerin eşiğinde Türkiye AB ilişkilerinin, geleceğini belirleyecek 3 Ekim odaklanması değil aynı zamanda Kürtlere ilişkin devletin yeni bir kararlılığına da odaklanmış. Gelişmelerin seyri büyük oranda AB, 3 Ekim kararından etkilenmekle beraber TC açısından PKK ile yaşanan bir açmaza dikkat çekmek istiyorum. Dün benzer bir açmazı Kürt siyasi çevreler/partiler yaşamıştı. Farklı boyutlarda da olsa PKK kaynaklı TC açmazı yolun sonuna geldiğine işaret etmektedir . Bu açmazın bir sonuç oluşturabileceğini elbette ileri sürmek yanlış olmayacaktır. Ancak bu sonucun ağır bir travma yaşansa da şekillendirilmesi mümkündür.

 

Yeni bir tartışmanın eşiğinde bulunan Kürt kamuoyunun önü kesilmeye çalışılıyor. Bununla beraber TC yeni ve nihai olacak bir kaybı önlemeye çalışmaktadır. Genelkurmay-PKK/DTP ve AKP Hükümeti bu konuda hem çatışma hem de olası kontrol dışı gelişmeleri önleme gayretindedirler. Kontrol amaçlı bu çatışmada kim kazanırsa kazansın Kuzey Kürtlerini kontrol amaç olacaktır. Bu konuda AKP ve Başbakan Erdoğan beklenmeyen ve etkili olamayacak bir çıkış yaptı. ‘‘Kürt sorunu benim sorunumdur. '' dedi. Bu gerçekten böyle midir? Evet! Denmesi yanlış olmaz. Genel Kurmayın uzun süredir Türkiye'de ki gelişmeleri kontrol etmekte güçlüğü ve AB müktesebatıyla denetlenebilir olacağının müesibi de AKP ve Hükümetidir. Suyun görünen yüzü her ne kadar ‘Kürt sorunu' gibi olsa da bu yanıltıcıdır. Bu yanılsamalı yanılgı kamuya dönük, Genel Kurmayın devleti sahiplenmesini devletin bekâsına en yakın tehlikenin Kürt sorunu olduğu iddiasıdır ki; sorunun ‘‘muhataplarını'' uzun yıllar kontrol etmiş olması her istediğinde kendisini haklı çıkarmaktadır.

 

Ancak yolun sonuna da gelindi. Güney Kürdistan'da ki devletleşen yapılanma ve yakın zamanlarda Doğu Kürdistan' la devam edecek olan bölgedeki hızlı gelişmeler önlenemez noktadadır. Türk devletinin önleyebileceği tek gelişme Kuzey Kürtlerinin diğer parçalara yönünü kaydırmasını önlemektir. Aslında bunun önlenebilir/önlenemez olmasının nedenlerini tartışmaya açmak kadar önemli olan yaşanabileceklerin travmasını en az olması nasıl sağlanır tartışılmalıdır.

 

Genel Kurmayın 21 Mart Newroz akabinde başlattığı provokasyonlar dizisi devam ettirilmektedir. ‘Bayrak Krizi' yaratılarak test edilen Türk halkının tepkileri büyük oranda AKP ve İslam-i grupların sessizliğiyle kırıldı. Bu arada hatırlamakta yarar var ki Türk aydınlarının konuya ilişkin yayınladıkları: ‘... Kürt milliyetçiliği ve Türk milliyetçiliğine tavır ...'' içerikli bildiride Genel Kurmayın stratejisinin izlerini taşımaktaydı. Genel Kurmayın tepesinden tetiklenen buna rağmen bu başarısız ve istenilen sonucu vermeyen çıkış lokal ama Kürtlerin nispetten az olduğu yerlere kaydırılan provokasyonlarla devam ettirilmektedir. Buna cevabı da Kürt tarafının güdükleşmiş eylemlerle ve kimlerden oluştuğu su götürür ‘komuta kademesinin' tetiklemesiyle verilmektedir. ‘Bayrak Krizi' arifesinde, Diyarbakır'da bir cenaze kaldırılması esnasında ambulans içinde TV kanallarına yansıtılan bir Kürt köylüsünün ‘‘ Gerilla Yürüyor Kürdistan'ı Kuruyor'' sloganlı karelerinin tekrarlanarak verilmesi ve kaldırılan cenaze etrafında kümelenenlerin de bu sloganı kullanmış olması ‘hayra alamet' değildi...

 

Ne gerillanın yürüdüğü ve ne de Kürdistan'ı kurmadığını en iyi bilenlerden böyle bir slogan gelmesi ve zamanlaması düşündürücüdür. Kaldı ki daha 27 aralık öncesi Zana' ların devlet destekli AB örtülü Brüksel davetinde, << İrade uzun zamandır kardeşlik istiyor. >> (!?) diyerek bırakın Kürdistan'dan söz etmeyi ‘Kürtlere ilişkin önemli sayılabilecek Azınlık Hakları Koruma Çerçevesi' anlaşmasına bile teğet geçilmişken... Yine aynı günlerde ‘ ayrılıkçılarla sonuna kadar mücadele edeceğim...'' diyen PKK lideri A. Öcalan'ın sözleri orta yerde dururken... Bu slogan ve bu sloganı atanların inandırıcı olmadıklarını elbette en çok ‘PKK' ve taraftarları bilmekteydi. Ama anlamlı olan bu sloganın atıldığı zamandır. Bugün de geliştirilen bu dizinin iki yanlı devamıdır. İmralı'ya yürüyüşün elbette bir anlamı olamadığı bilinmektedir. Bu yürüyüşlerde anılan slogan benzeri ilginç görüntü ise hem Kürt dağlarında hem batı Avrupa da hem de Türkiye'de Kürt bayrağını taşımamada özel bir imtina gösteren PKK'lik bugün her nedense bu yürüyüşlerinde Kürt bayrağı taşımaktalar . Aslında ciddi hiçbir talebi olmayan ve bu yürüyüşlerin ‘ Kürt kanına dokunduracak trajik olayların sahnelendirilmesini amaçlamaktadır. ' On binlerce Kürt ve siyasi Kişilikler Türk hapishanelerinde ve işkence hanelerinde yıllarca yattı. Bu hapishanelerde ki talepler siyasal statü, kitap/yazı, savunma ve Kürtçe savunma ve görüşme içeren demokratik hakların kullanılması içindi. Genel Kurmayın bile sözüm ona ‘gına getirdiği' örgüt yönetme serbestisi olmadı. ‘benimde anam Türk'tür, devlet fırsat verirse devlete hizmet edeceğim...' diyen Öcalan'ın bu fırsatı yeterince kullanmış/kullandırılmış olduğu ve artık kullanılacak veya verilecek hizmetinde kalmadığı anlaşılmıştır. Son oyunlar dağda ki yenilgiyi Kentlerde gerçekleştirmek isteyen Genel Kurmayın, Başbakan Erdoğan'ın Diyarbakır açıklamalarında ki ‘‘kanla siyaset yapmak isteyenler var...''sözleriyle atıfta bulunduğu konseptir.

 

Bu önlenemez gelişmenin travmaları yalnız Kürtlerin kentlerde ki kıyımı olmayacak TC'nin salt silahlı bir güruhun devleti olmasına yol açacaktır.

 

1979 un sonbaharında Cizre-Şırnak-Uludere hattında yapılan savaş senaryolu askeri tatbikat hatırlardadır. Gazetelerde günlerce boy gösteren tatbikatın senaryosunda ki düşman kuvvetler Kürt yerel kıyafetlilerdi. Senaryo yine bir isyanın bastırılmasıydı. Olanları ve gelişmelerin seyrini 1980 sonrası izledik ya da yaşadık. 17 nisan 2004 günü İstanbul da 23 Nisan törenleri öncesi bir askeri tatbikat yapıldı. Bu tatbikatta savaş senaryoluydu ve düşman kuvvetler başlarında sarı-kırmızı-yeşil bantlar taşıyanlardı. Gazetelere yansıyan savaş senaryosu da bir iç ayaklanmanın bastırılmasıydı... Bunun adı son günlerde kimi DEHAP lıların seslendirdiği gibi bu bir etnik çatışma olmayacaktır. Açıkça hedefi/amacı beli bir bastırma ve tenkil eylemi olacaktır. Belki dünden farkı uluslar arası konjuktür nedeniyle sivil görünümlü ancak milliyetçi konseptli davranışlarla sürdürülür olmasındadır.

 

Bu oyunun provaları 21 Mart tan bu yana devam ettirilmektedir. Bayrak provokasyonuna ilgi ve provokasyonun amacı ‘Genel Kurmay Başkanı' tarafından ‘Sözde vatandaşlar...' başlayan açıklamasıyla tetiklenmiştir. O günden bu günü provokatif olan iki taraflı gelişmeler gazete sayfalarıyla bile hatırlanmak istenirse gelinmek istenen yer bellidir

 

Uluslararası konjuktür ne kadar buna uygun tartışılır olmakla beraber bu şiddet boyutlu gelişmeler karşı duyarlı olmak gerekiyor. TC'nin açmazı kendi elini de yakmaya başlamıştır ve kaçınılmaz sonu yeni bir şiddet dalgasıyla önlemeye çalışacaktır.

 

Kürtlerin yaşadığı ‘PKK' çıkmazının nedeni bugün farklı bir anlam ve amaçla TC' de yaşanmaktadır. ‘yolun sonuna gelinmesinin' asıl nedeni de budur. Kontrolün ve yönlendirmenin uluslar arası konjuktürle de dengesi yitirilmiştir. İşte bu nihai son nihai bir oyunla kapatılmak istenmektedir.

 

Bu noktada Kuzey Kürtleri açısından da duyarlı olmayı salt bir sözcük olarak kullanma yerine kavramsal bir anlamlılıkla dikkate alarak düşünmek gerekiyor.

 

Böyle düşünüldüğünde de kendi sıkıntımızın adını koymak durumundayız. Uzun yıllardır içine girdiğimiz ve bir türlü çıkmaya cesaret edemediğimiz ‘PKK' çıkmazıdır. Bütün yanılgılarımızın ve günümüzdeki dağınıklığın yegane neden/koşulları olarak ileri sürülen/tartışılan ‘PKK' dir. Ancak bu yaşadığımız sorunun görünen bir yüzü. Elbette bunun içselleştirilmesiyle sorunun bizce önemli olan daha farklı boyutları ortaya çıkmaktadır. Bunlar arasında 70 yılların sol söyleminin 80 li yılların Kürt milliyetçiliğini yoksul köylü ideolojisiyle biçimlendirilen abartılı milli reflexin diliyle olan farklılık önemli bir etkendir. Diğer yandan uluslar arası konjuktürde Afganistan ve İran da ki değişimlerin Pakistan merkezli ve Türkiye uzantılı ‘Yeşil Hat' kuşatmasında kalan Kürt hareketlerinin ciddi sıkıntılara sokmuştur. Bunlara eşlik eden ve neredeyse siyasi hareketlerin yaşamlarına mal olan Soğuk savaşın dengeleri arasında kontrol dışı ideolojik hayatın mümkünlüğünün bedellerin ödenmesidir. Bu faktörlerinin oluşturduğu sorunların çözme yetenek ve koşullarını 12 eylül saldırısının, zayıflatmasıyla yaşana gelen gelişmeler olmuştur. Bu sıkıntılarla günümüze kadar gelen Kürt siyasi gruplar ve siyasal şahsiyetleri dünden çok daha sağlıklı ve olabilirliliği mümkün Kürt değerleriyle siyasal örgütlenme ve mücadele ediminin sorumlusu olabilirler. Bu doğru ve gerçekleştirilmesi tarihsel bir zorunluktur. İllegalite yüküyle siyasal kadroların aktivitesini daraltmayan yeni, günümüz koşullarının taleplerini ulusal:kültürel/siyasal/ hukuksal olarak biçimlendirecek siyasal demokrasi temelinde yeni perspektiflerle adımlar atılmalıdır. Demokratik örgütlenmeler her alanda mümkündür. Burada ki demokratik alanlardan kasıtladığım elbette ki Kürt ulusal değerlerinin temel alınmasıdır. Bu temelle her türlü örgütlenme ve partileşme gerçekleşmesi sağlanmalıdır.

 

Bunun için ‘ulusal politikalar' etrafında kimsenin yanyana gelmesini istemek ya da beklemek gibi günümüze denk olmayan bir iddiayı ileri sürmek doğru olmayacaktır. Kaldı ki ulusal politika denilen kavram ulusun mücadele ve gelişme seyrinin belirli dönemlerine tekabül edecek olan değerlerin, davranışların hukuk-i, siyasal/demokratik ve kültürel yasaları olacaktır. Bunun oluşturulması hem yalnızca siyasal/ideolojik parti ve grupların tek başına işi değildir. Hukukçuların, siyasal otoritelerin, aydınların ve ulusun dinsel, etnik ve sınıfsal temsilini de içeren bir konsesusun çalışması olacaktır. Zaman alıcıdır ve şimdiden başlanılmalıdır ancak yeni adımların atılmama nedeni değildir. Dün bu tür bir konsensus olmamasına rağmen yaygın ve katılımcı siyasal örgütlenmeler ve çalışmalar mümkün olmuştu. Bugün neden olmasın sorusu cevapsız kalmaktadır diye düşünmekteyim.

 

10.09.005

 

 

“Düşünmüyorsan yoktur!

Kürt siyasetçisi ve ‘‘emekli ’’ olma talebine bir kaç söz

Anti Amerikanizm’ ve Kerkük

YERELLİK ya da SECERELİ SİYASET

ANKARA/İMRALI, BRÜKSEL-DİYARBAKIR

Yahudiler, Kürtler ve antisemitizm!

Verheugen, sistem ve düdük!

Kurtacı mı?

TERSİNE DÜNYA’ ve TÜRKİYE’Yİ TÜTSELEYEN STRATEJİ UZMANLARI!..

‘‘ Kısır Döngü!’’

Türkiye’de kapışma ve karanklıkta atılan kurşunlar kime?

Türkiye iki kimlikli olabilir mi?

Hassasiyetler

Ötekileri algılama erdemi!

Gündemle ilişkilenmek!

Sanık yerine otur!

Kürtler ne istediğini ve neyi yapabileceklerini kendileri bilmeden başkalarına anlatamaz

Albaya hiç mektup yok!

Adı çalınan ülkeye mektup...

DDKD ve KÜRDİSTAN ve GELENEK