Vedat GÜZEL / internet_word@hotmail.com

Arşiv

 PKK ve Ayrışma/Farklılaşma

 

Kürtler 1984 sonrası namluların ucunda abartılan ulusal duygularını sonuç alır gösterilen bir silahlı kavgayla düşürülmesinin ardından sinsi/çirkin politikalarla teslimiyetin dayatıldığı bir süreç yaşıyor. Bu perspektiften bakıldığında bu coğrafya da hayat Kürtler için bir mengeneye sıkıştırılmışçasına devam etmektedir. Yüzyılların kahrı bugün de yalnız kimliğiyle değil Kürtlük ruhunda aşağılanmaya başladığı bir biteneklikte hırpalanmaktadır. Hırpalanmanın boyutları öylesine yaygın ve derin dokulara işlemektedir ki daha birkaç kuşak bunun etkileri devam edecektir.

 

80 li yılların sonlarına doğru kriminal unsurlara ‘‘3 Harfle' siyasalaşın'' diyen PKK son bir yıldır hızla siyasi unsurları ve eylemleri ‘3 harfle' kriminalleştiriyor.

Dün bu kriminal trendinin tartışılmasını devlet ve silahların gölgesinde ve gürültüsünde örten PKK bugün farklılaşarak rant gurupları yaratıyor. 13 yıllık silahlı hareketten arta kalan rantın paylaşılma kavgası veriliyor. Bugünlerde basında ve kamuoyunda Üzerinde anlaşılan ortak kanı PKK'nın bu içsel dizaynının son zamanlarda kriminalleşme boyutu, ‘Hikmet Fidan' ın bir dönem Kürtleri kasıp kavuran ‘faili meçhul' cinayetlerin en popüler tarzıyla öldürülmesiyle kamuoyunda tartışılmaya başlandı . Bu tartışmalara yol açan yazılardan en ilginci Ordu karargahı sayılan ‘ İmralı'da örgüt yönetiyor' diye Öcalan için General Yaşar Büyükanıt'ın sitemlerini haksız gören Emin Çölaşan oldu. Fakat vatandaşı bu siyasi dizayn değil de mafya hareketleri ilgisini çekmektedir. Aksiyonun 562. sayısında ‘‘ rant kavgasının'' boyutlarıyla beraber PKK merkezli kontrolü ret eden gurupların ve bunlara karşı şehirlerde oluşturulan başka silahlı bir infaz grubunun mücadele içinde olduğu'' dikkat çekicidir. Diğer yandan farklı İnternet sayfalarında bu çatışmaların sonuçları sayılan ‘infaz' haberleri de okunmaktadır. Bu gelişmelerin ideolojisiz ve salt silahın öne çıkarıldığı ve parasal rantında bir boyutuyla siyasal görüngülerle şekillenmesi mümkün silahlı örgütlerde olası bir gelişmedir. Yakın örnekleri Balkanların çözülme sürecinde ortaya çıkan silahlı direniş guruplarının benzer davranışlarıdır. Ancak burada farklı olan benzer davranışları gösteren bu hareketlerin lokalize etkili olmasıdır. Oysa ki Kürtlerde yaygın ve derinlemesine etkili olduğu bununda hem bölgedeki hem devlet tarafından pekiştirildiğini iddia etmek yanlış olmaz. Böylesi bir dağılmanın siyasi sonuçlarının ağır olacağını görmemek ve ağırlığın yükünü kaldırabilecek siyasi donanımdan yoksun olacak hiçbir siyasi hareket başarılı olamayacaktır.

  

Karşılıklı ve ortak amaçlı şiddetin hüküm sürdüğü 13 yıllık fiili savaşta kazanıldığı söylenen mevzilere taşınan Kürtler bu mevzilerde boğulmak üzeredir. Bir çok yanıyla kuşatılan Kürtler Türkiye'de egemen ahlak-i-sosyal yapıya statüsüz , kimliksiz ve yenilmiş olarak entegre ediliyor. Türkiye devletinin, vatandaşlarını ahlak-i bir şer dalgasında bitirdiği, her türlü pisliğin ve rezilliğin baş tacı edilir hale getirilen toplumsal bir kırılmada Kürtler ekmek ve namus/toprak kavgasının ikileminde sürgün yaşamaktadır. Bu yaşam biçimi Türkiye metropollerinde de süreğenleştirilmiştir.

 

Kürtler, düşürülmüş değerlerle günü birlik yaşayan; gelecek kaygısını her ne pahasına olursa elde edeceği parayla yenmeye çalışan düşkün bir toplumsal anaforda yeniden şekillendirilmeye çalışılıyor. Siyasi duruşların ve taleplerin rantlaştığını gördükçe ve karşı propagandasıyla çarpıldıkça bu girdaba itiliyor insanlarımız. Burada artık Kürtlük/Kürtçülük değil daha memul insani/bireysel yaşam standartlarının savunusu ve demokrasi de olabilirse metropol gezintilerinde kimliğinin eşleştirildiği düşkünlükten kurtuluş hukuku öne çıkmaktadır.

Entegre edilmenin ilk şartı olan gönüllü davranışı ortaya çıkarma da ki bu sosyal projenin PKK' nin başarısı olduğunu takdir etmek gerekiyor.

 

PKK' ye gönül ve destek vermiş halkın büyük çoğunluğu, ulusal özlem ve duygularının dün onur payesi olarak sanallaştırılmış olmasına kızgın; bugün rant edilmişliğini görmesine de öfkeli. Ama bu kızgınlık ve öfke onu sarmalandığı dirayetsiz siyaset, dilsizlik ve kimliksizlik anaforundan kurtarmaya yetmiyor.

Bu anlamda TC'ye söyleyecek fazla bir söz yok gibime geliyor. TC devletinin bekası için her şeyi yapma gayretinde olması onu kendi mantığında haksız kılmıyor. Sömürgeci olmanın özünü de oluşturan bu felsefedir zaten. Sözünü söylemesi gereken, sürecin tarafı olduğu iddiasıyla son 20 yıla damgasını vurmuş PKK ve taraftarlarına ilişkin olmalıdır.

 

İmralı konsept-ile kan uyuşmazlığı PKK ‘ taraftarlarında da büyük oranda su yüzüne vurmaya başladı. Ancak tartışmalar ve rahatsızlıklar sonuç alma yerine eleştirisini/vicdan muhasebesini faklı siyasal hareketlere yönelterek hafifletmeye çalışmaktalar. Konuşanlar derin tartışma ve analizler akabinde << Ne yapalım alternatif yoktu... Onlar yıllarca oturdular...>> vargısıyla noktalıyorlar tutumlarını. Bu noktada bulunanlar iki farklı davranış içindedirler.

 

Bunlar Ulusal/Devrimci ruhun şanıyla militanlaşan ve bin yılların öfkesini namluların ucunda öce dönüştürenlerin kaybında vicdan-i sorumluluktan uzaklaşmaya çalışan bir tavır izleyenler. Diğeri de beklentilerini mücadele de ısrarlı ama farklı bir tarz ve daha ulusalcı ve demokratik bir siyasallaşmanın eşliğinde olması gerektiğini söyleyenlerdir. Özellikle ikinci kategoriye denk düşenlerin ‘kan uyuşmazlığının muhatapları olduğu açık. Ancak halen baskın olan politik kadrolar PKK/Öcalan-İmralı konsept-ile aynı savunusu olanlardır. Bu taraf günümüz PKK ideolojik/felsefi duruşunun, teslimiyetin ve bedellerin ranta dönüştürülmesinin güzergahında ‘Narodnik' bile olmayan popülist bir halkçılık yapıyorlar. Sessizleşiyorlar! ‘Hikmet Fidan' olayını sindiriyorlar! Tavırsızlaşıyorlar! ‘Kürtlerin birliğini sağlıyoruz' diyenlere yanıt Genelkurmaydan ‘‘bu sözü doğru buluyoruz...'' biçiminde geldiğinde ‘muhatap alınıyoruz' yanılsamasında aldatılmışlığın ağır yükünü kaldıramıyorlar! Öfkelenemiyorlar ki insan-i boyutlu yitirilmişlikte korkulara teslim oluyorlar!

 

Oysa ki bugün tartışılması gerekeni açıkça söylemek gerekiyor. << Ödenen ağır bedellere karşın elde edilen kazanımlar tercih edilen miydi/tatmin ediyor mu? >>

 

Sorunu bu merkezde tartışmak bu << hem alternatifsizlikten yakınmışların hem de Öcalan/PKK-DTH ile kan uyuşmazlığı olanların >> en doğru yanıta ulaşmasını sağlayacaktır. Bu yanıt aynı zamanda ‘Enderunlu' olamaya karşı bir duruş olacaktır. Bu anlamda bedel ulusallaşmanın geliştirilmesine ve doğru örgütlenmeye katkıyla olumlu boyuta taşınabilir. Bu tavırda bir siyasi tercih olacaktır. Hem de alternatifi birden fazla olan ...

 

Ya da bu iki kesim içinde gündemleşecek olan politik davranış 20 yıllın bedelli çok ağır ödenmiş kavgasının kazanımları veya siyasallaşma dedikleri, esasen PKK nin siyasi tercihi olan: << Demokratik Cumhuriyet/üst kimlik-alt kimlik-un iter devlet-i >> savunmaya devam etmeleri doğru olacaktır. Ancak bunun içinde bir PKK ya da DEHAP/DTP gibi örgütlerde yer almaları da gerekmeyecek. Çünkü bu ‘ya bizdensin ya devlettensin'' politikasının legal alanda meşru zemini olacaktır Bir AKP bir MHP ya da CHP de zaten benzeri bir söylem içindeler denerek PKK nin söylemi ‘meşru savunum' tamamlanacaktır.

 

Ancak dün bu tercihlerinin ‘bağımsız Kürdistan' söyleminin sanal albenisi içinde yapmış olmaları iddiası da unutulmamalıdır. Ya da bu iddianın tek sahibi olduğunu Ankara menşeli davranışında bir ‘vahiy' gelmişçesine sahiplenen bir Kürt ulusal ‘‘önderi'' nin << Anamda Türk'tür Devlete hizmete hazırım!>> demesini sindirmeleri ve o ulusal önderlikten ‘Kürt' sözcüğünü kaldırmaları işar alınmalıdır.

 

Bunun yanında öfkesinde militanlaşanların, Kürdistan dağlarında şahadetlerini TC'nin siyasi/sosyal statü ve ekonomik girdileri uğruna ucuza örtülmesine sessizlik tarihin göz ardı edemeyeceği birkaç sayfa olacaktır. Yarın tarihin bugün bu halkın vebalinden kurtulmanın en doğru yolunu önce her birey vicdanında sonra da beyninde tartışarak bulmalı ve davranışını siyasallaştırmalıdır. Bu cesur ve doğru olan tutum Kürt halkının kararan ufkuna doğru yansıtılırsa ufkunu açmayacağı söylenemez. Bu ara önemli bir gelişmenin belirtileri olduğunu düşündüğüm ve sürece korku ve gerginlik enjekte eden iki durum dikkat çekmektedir. Biri PKK nin farklılaşmasına atfen yazılanlar/doğruluğu halen ret edilmedi- ve oluşturulan silahlı gurubun eylemleri. Diğeri ise son bir aydır kimi aymazlıklarla, ulusal donanımlı siyasallaşmaya yüz tutan sürecin doğru seyrini değiştirmeye yönelik ‘karalamalar' ve ‘karalayanlar' dır. Tam bu sırada yasal olmayan grupların çatışmasının hukuki/sosyal literatürde kategorik olarak ‘faili meçhul olaylar' dizininde anılacağı kuşkusudur. Bu yanıyla ürkütücü ve yanıltıcı olaylar önümüzde ki günleri hem hassas hem tehlikeli kılmaktadır..

 

Bu nedenle önümüzde ki süreç ister PKK ayrışmaları/farklılaşmaları politikleşmesi ve ulusallaşması ister diğer Kürt ulusal hareket/parti ve bireyleri çatışma zeminine de çekebilecek hassas bir sürece karşı aynı hassaslığı göstermeleri hayati önemdedir.. Provokasyon ve gerginliklere karşı duyarlı olmamak ulusal tezlerle donatılacak bir geleceği dumura uğratabilecektir.

 

16.10.2005

 

 

 

 

 

Çağrıyı davete dönüştürmek...

AB ve yeni Kürt sorunu dizaynı

TC açmazı ve PKK-Kürt çıkmazı...

Düşünmüyorsan yoktur!

Kürt siyasetçisi ve ‘‘emekli ’’ olma talebine bir kaç söz

Anti Amerikanizm’ ve Kerkük

YERELLİK ya da SECERELİ SİYASET

ANKARA/İMRALI, BRÜKSEL-DİYARBAKIR

Yahudiler, Kürtler ve antisemitizm!

Verheugen, sistem ve düdük!

Kurtacı mı?

TERSİNE DÜNYA’ ve TÜRKİYE’Yİ TÜTSELEYEN STRATEJİ UZMANLARI!..

‘‘ Kısır Döngü!’’

Türkiye’de kapışma ve karanklıkta atılan kurşunlar kime?

Türkiye iki kimlikli olabilir mi?

Hassasiyetler

Ötekileri algılama erdemi!

Gündemle ilişkilenmek!

Sanık yerine otur!

Kürtler ne istediğini ve neyi yapabileceklerini kendileri bilmeden başkalarına anlatamaz

Albaya hiç mektup yok!

Adı çalınan ülkeye mektup...

DDKD ve KÜRDİSTAN ve GELENEK