Vedat GÜZEL / walked_word@hotmail.com

Arşiv

 

Vedat.guzel@telia.com

Yeniden siyaset ve tercihler!

Bir çağrıyla gelişen hareketlilik gelişmeleri artık gözlemlenebilir olmaktan çıkarmıştır. Gözlemleyebilmek elbette bir duyarlılık ancak eksik olduğu kabul edilir bir davranış tarzıdır. Bu tarzın önlenemez bir birikimle aşılmakta olduğunun hem gözlemlenir hem de hareketlenir olması siyasal bir tarza dönüşmesini mümkün kılmaktadır..

 

Yaşamın siyasallaştıkça canlılaşacağının ifadesi olanda bu yoğunlaşan tarzdır. Gelişmelerin yoğunluğunda siyasallaşmak tercihleri de kaçınılmaz kılmaktadır. Bu anlamda yaşamın siyasallaşmasında ifadesini bulan gerçeğin izlenebilir ve değiştirilebilir olmasını sağlamaya çalışmak, mücadelenin tavizsiz ve kesintisiz dinamizmidir. Siyasal davranışların ortak tercihlerde buluşması her zaman arzulanır olmakla beraber mümkün değildir. Bunu mümkün kılacak olan ideolojik/felsefi söylemin temel aldığı sosyal gruplar ve hedeflediği iktidar/sosyal düzenle şekillenecek olan siyasi yapılanmadır. Bu anlamda siyasi davranışın/istemenin tek başına yeterli olamayacağını ancak bunun şekilleneceği söylemin anıldığı gibi ideolojik ve örgütsel davranışa dönüşmesiyle doğru orantılıdır.

 

Bu pencereden bakıldığında DDKD adıyla başlayan gelişmelerin seyri beklenenin ötesinde farklı bir siyasal davranışlar manzumesi şeklinde olmaktadır. Bu gelişmenin hangi zemine oturacağına katkı sunmaktan şimdilik uzak. Buna karşın bu yönlü tartışmaların geliştirici olabileceğini düşünmekte fayda vardır. En azından hayal kırıklığına uğranılmayacak ilk hareketlenmeye uygun ama içi doldurulabilecek bir ilişkiler manzumesinin de oluşmasına sağlayabilir.

 

Bu zeminin kuşkusuz ideolojik ve politik argümanları ülkede doğru anlamda siyasal/ulusal duruşa duyulan ihtiyaç olduğu kadar anılan kadrolarında siyaset yapma ihtiyaçlarının kendini dayatmasıdır. Yani anılan zımni ihtiyaç şimdilik bir inanç/arzuyla oluşmaktadır. Buna verilecek cevap muhakkak ki kadroların siyaset yapma anlayışı ve yapabilme yeteneğiyle ortaya çıkacak. Ama tek başına bu yetenek ve anlayışında yeterli olduğunu söylemekte safdillik olacaktır.

 

Yeni bir siyasayı şekillendirecek farklı argümanların olacağını belirtmek olası yanlış ve abartılmış beklentilerin önüne geçebilecektir. Eğer ülkede yeni bir siyasa modern-demokratik, milli ve ahlak-i/etik kurallara göre yapılacaksa ülkeye yansıyacak/oluşacak iradenin ihtiyaç ve zorluklarını da bir arada değerlendirmek gerekiyor. Bu zorluklar tercihler de ideolojik arayış, PKK' ye olan bakış ve ilişkiler, İslam-i siyasal etkiler ve AB'nin Kürt bakışıyla ilişkilendirmek mümkündür.

 

Siyaset ve tercihlerde öne çıkacak en önemli zorluklar siyaset yapan/yapacak kadroların ülkeye bakışlarını milli/sınıfsal perspektifle ele alacakları mıdır? yoksa salt milli motivelerle ulusun işçi/çalışan ve köylülerinin sınıfsal/sosyal taleplerini erteleyen bir perspektifle mi yola çıkacağıdır? Devrimci-demokrat söylemin örgütsel ve siyasi hedef olarak günümüz dünya konjuktürün de ve ülkenin içinde bulunduğu süreçte 1970'lerin sosyal/sınıfsal dağılımında ki öncü aydın-ların sınıfsal tercihi mümkün olacak mıdır?

 

Her iki tarzın merkezine oturan güçlerin süreçte farklılaşmayacağını ve ulusal stratejilerinin değişmeyeceğini iddia etmek anlamlı olmaz. Lakin hareket noktasının yani temel alınan sosyal grupların özgürlükçü ve eşitlikçi bir siyasaya denk düşmesini sağlayacak olan ideolojik davranışın ortak hedefinin iktidar olmasının değişmeyeceğidir. Kuzey Kürdistan'da siyaset yapılacaksa yalnızca milli motivelerin ya da Kürtlük esas alınarak örgütlenmek hedefsizlik; başka bir tanımlamayla amatörlük olur. Ülke dışı ve ülke içinden gelecek olan talep ve hedef oluşturabilecek söylemin şekillenmesi büyük ihtimal zaman alacaktır. Alması beklenmelidir. Hedefleri olan bir örgütlenmeye katkı sunmakta zaman meselesidir. Bu nedenle bu hareketlenmeden çok kısa bir sürede yeni bir siyasi parti ya da re organizasyon beklentisi yaratılmaktan kaçınılmalıdır. Zaten ilk çağrıda bu tarz bir bağlayıcılık öne çıkarılmamış. Bununla beraber devam eden çağrılarda şekillenmenin izlenimleri edinilse de gelişecek sürecin kendi dinamiklerini tartışmalar ve katkılarla oluşturacağını bilmekte fayda olacaktır. Oluşacak sürece katılım birey bazında ve iradi olacağından öncelikli tercihlerin sıralamasında yanılma payı az olacaktır. Bu bir anlam da sürecin ciddi ve önemli kararlarına güvencede olacaktır. Bu yaklaşımın Avrupa-i bakışın siyasal demokrasi ve örgütlenmede ki legal-demokratik ama siyasi muhtevada yoğunlaşmasıyla beklenir. Bir anlamda katı veya merkeziyetçi bir örgütlenme olmayacağını daha çok burjuva geleneklerine göre bir örgütlenme işleyişi oluşacaktır. Bunun tanımlanması elbette siyasal demokrasinin merkeze alınmasıdır. Bunun salt bir mücadele ve örgütlenme modelleri olarak yansıyacağı düşünülmemelidir. Aynı zamanda burjuva demokratik ulusal perspektif ile ulusal mücadele stratejilerinin temel alındığı farklı sınıfsal/sosyal güçleri kayıracak ideolojik tercihlerin oluşacağı bir tartışma zemimi olarak ta düşünülmelidir.

 

Çünkü açık olan milli argümanların ulusal özgürlükte halkın iktidar tercihin belirlemeyecektir. Buna karşın mücadelenin stratejik yönü/tercihleri temel alınacak güçle oluşacaktır. Kuzeye ilişkin sıkıntı bu merkezde beklenmelidir. Ulusal bir program etrafında yan yana gelmek gibi bir tezin ‘hepimiz Kürdüz' demeyi ‘hepimiz biriz' le karıştırma mantığıyla olamayacağını söylemek gereksizdir. ‘Yan yana geliş bir ittifaklar meselesidir. İttifakların ulusal söylemlerinin benzerliği ya da yakınlığı ittifaklar siyasetinde belirleyici ya da bağlayıcı formlarından yoksunluğu birlikte davranmanın önünü kesmektedir. Yıllardır yapılması unutulan tartışma budur. Ulusal mücadeleyi veren/verecek olan her siyasal gücün ulusal bir programı vardır/olmalıdır, olacaktır da. Fakat ulusal perspektifin toplumsal iktidarın şeklinden uzak oluşturulduğu da görülmemiştir. Milli değerlerin ortak paydasında ulusun kendi tercihini yapabilmesinin koşullarını sağlayabilecek yeni bir ittifaklar siyasetine gidilmelidir demek istiyorum. Bununla beraber kim nasıl siyaset yapacaksa temel alacağı sınıfı/sosyal gücü bilemelidir. Aksi durumda sorunu yalnızca kadroların zımni olan mücadele inanç-arzu/ihtiyacını karşılamaktan başka anlamlı bir yan yana gelişi olamaz

 

Diğer bir sorun da AB çerçevesinde ‘Kürt Sorunu' denecek bir anlayışın argümanlarının siyalaşacak olan örgüt/irade-ye yansımasının nasıl olacağıdır ve ne kadar kabul göreceğidir. AB'nin nihai anlamda ulusların içinde kaybolacağı ve etnisitenin farklı kültürel öğeleriyle sınırlanacağı bir sistem amaçlamaktadır. Kürtlerin ulusal mücadele amaçlı hareketlenmesinin önümüzdeki 10 yıl içinde alabileceği yönü şimdiden görmeye çalışmak yanlış olmaz.

 

Başka bir deyişle ülkeye dönük her siyasi hareketlenme Ankara mı, Brüksel mi, Diyarbakır mı tercihini yapmak durumundadır. Bu durumda herkesin işi kolaylaşır.

 

Buna ilişkin bir anekdotun fikir verebileceğini düşünüyorum. 1994 Mayısında İsveç Dışişleri bakanlığının bir departmanında SSKT bir toplantı düzenlemişti. Toplantı sonrası yemekte Amnesty Avrupa direktörü Jonathan Logan ve SSKT yetkilisi Odefors Kürtlerin TC'nin AB üyeliğine karşı çıkmaması gerekir: ‘'..eğer Kürtler Ankara'dan değil Brüksel'den yönetilmek istiyorlarsa tercihleri AB'den yana olmalıdır. ‘' diyerek bir tartışmaya yol açmıştı. Ancak iki tercihin eksik olduğunu Kürtlere Diyarbakır'dan da yönetilmek isteme gibi üçüncü bir tercihin gözden kaçtığını da görmek gerekiyor...

 

Düşüncemin AB ilişkilerin doğru değerlendirilir ve TC'den bağımsız sağlıklı bir temsil politikasıyla sürdürülebilirse yararlı olabileceğidir. Ancak siyasetin ulusal motivelerinin ideolojik renklere büründürülmeden ulusal demokratik bir anlayışla formüle edilmesiyle yapılabilirliğini tartışmak gerekiyor.

14.02.2006

 

 

 

Anılarını yaşatmak görev olmalı!

‘Verili Çatışma'
Bu yenilginin adı var mı?

DDKD ve çağrıya yanıtlar üzerine...

Çağrıyı davete dönüştürmek...

PKK ve Ayrışma/Farklılaşma

AB ve yeni Kürt sorunu dizaynı

TC açmazı ve PKK-Kürt çıkmazı...

Düşünmüyorsan yoktur!

Kürt siyasetçisi ve ‘‘emekli ’’ olma talebine bir kaç söz

Anti Amerikanizm’ ve Kerkük

YERELLİK ya da SECERELİ SİYASET

ANKARA/İMRALI, BRÜKSEL-DİYARBAKIR

Yahudiler, Kürtler ve antisemitizm!

Verheugen, sistem ve düdük!

Kurtacı mı?

TERSİNE DÜNYA’ ve TÜRKİYE’Yİ TÜTSELEYEN STRATEJİ UZMANLARI!..

‘‘ Kısır Döngü!’’

Türkiye’de kapışma ve karanklıkta atılan kurşunlar kime?

Türkiye iki kimlikli olabilir mi?

Hassasiyetler

Ötekileri algılama erdemi!

Gündemle ilişkilenmek!

Sanık yerine otur!

Kürtler ne istediğini ve neyi yapabileceklerini kendileri bilmeden başkalarına anlatamaz

Albaya hiç mektup yok!

Adı çalınan ülkeye mektup...

DDKD ve KÜRDİSTAN ve GELENEK