Vedat GÜZEL / internet_word@hotmail.com

Arşiv

Albaya hiç mektup yok!

Bunun bir roman adı olduğunu Garcia Marques’ i okuyanlar bilir. Devrime katılmış ve başarılı hizmetlerinden dolayı devrim sonrası emeklilik sözü alan bir askerin hikayesi. Albay onurlu bir asker. Devrime hizmet etmenin kıvancıyla da bir spartaküs mağrurluğunda. Yoksulluğunda direngen, açlığında zarif bir heybeti var Albayın. Ama 20 yıl hergün beklediği emeklilik mektubu da bir türlü gelmiyor. 20 yıl sonra değiştirmek ister avukatını. Avukatı onu ikna etmeye çalışarak gecikmenin nedenini ‘‘ devrimden sonra 7 başkan değiştiğini ve her başkanın kendi kadrolarıyla ve ülkedeki bütün memurları değiştirdiğini söyler. Her değişiklikten sonra yeni düzenlemelerin uzun zaman aldığını ve bu nedenlede Sn. Auerlino Beundianın emeklilik işleminin gecikebileceğini’’ söyler. Albay, hastalık ve bakımsızlıktan limelenmiş karısıyla kendilerini sefaletten ve açlıktan kurtaracak haberi beklemeye koyulur...

Bu kıssalama yıllardır Kürtlerin içinde bulundukları duruma benziyor. Dünyada her yeni hareketlenme genellikle Orta Doğu eksenli olmaktadır. Bu eksenin en yakın yörüngesinde ise Kürtler durmaktadır. Bölgeye ilişkin her yeni düzenlemede Kürtler beklentilerine cevap alamıyor.

Bu kez hareketlenme Yakın Asya olmakla beraber gelişmenin ekseninde ki terörizmle Orta-Doğu ilişkilendiriliyor. Bu da doğal olarak Irak’ ı işaret etmektedir. Irak konuşulduğunda Kürt sorunu da açılıyor. Kürt sorunu açılınca Türkiye panikleniyor ve savaş tatbikatlarına başlıyor.

İşbu arzu halde olunca elbette beklentiler ve olası gelişmeler tatışılacak. Kürtlerin de elbette beklentileri olacaktır. Bu beklenti ise Orta-Doğu’ daki Kürt denkleminin bir şekilde çözülmesine ya da yeniden şekilenmesiyle ilgilidir. Oluşacak yeni denklem Kürtlerin beklentilerine ne ölçüde cevap verebilecek...

Bu birazda beklentinin neyi içerdiğine bağlı olmasının yanında yeni süreçte ABD ve başkanının tutumuna bağlıdır. Şimdilerde süreç başladı gibi. Bu sürecin başlamasına belki bir ’ bumerangı’ andıran terör yol açtı, belkide <<ölüm gelmiş haneye baş ağrısı bahane!>> gibi bir olay. Ama neden ne olursa olsun yaşanan yeni bir süreç ve gelişmelerde karar sahibi yeni bir başkan var ve yeni küresel düzenlemeler gündemleşiyor. Bu senaryoda ki fon yine kan!

Ne yazık ki Kürt sorunu gündeme hep kan dökümleriyle girmekte. Bu bugün içinde söz konusu. Yine kabaran ümitler, tartışılan kaynağı belirsiz senaryolar, tufan altında Kürtlerin tartışması gündemimizi dolduruyor. Bu haklı bir tutum olabilir. Ama abartılardan arındırıldığında haklı tutum yerini reel olmaya bırakmaktadır. Tartışmalara da bu reelik katkı sunar. Bu nedenlede olsa Kürt sorunu ve Orta-Doğu’ da devlerin yarışına 1950 sonrası gelişmeleriyle bakmanın faydası olacaktır.

Beylik deyimiyle; Orta-Doğu politikalarında USA ve Batı için geçerli olan devlet çıkarlarıdır. Bu da Amerikan ve Batı çıkarları için hayati önemde olan petrol kuyularının korunmasıdır. Bunun bırakın tehlikeye atılmasını aksine Orta-Doğu’ da her zaman mevcut olan bu tehlikenin önlenmesi için önlemler alınmaktadır. Bugüne kadar olan savaşlar ve iktidar değişiklikleri bunu sağlamayı amaçladı.

Bu önlemlerde öne çıkan en kararlı tutum sınırların daha stabil hale getirilmesidir.

Özellikle ABD bölgede egemen olmaya başlamasıyla savaşların ve devlet terörlerininde aktuel olmasına tanıktır tarih.

Bu serüven 1915’ lerde ABD’ nin Ermeni soykırımına gösterdiği tepkiler ve Osmanlı devletinin yıkılışına gösterdiği ilgiyle başlamıştı.

I. Dünya savaşı ertesi Osmanlı Devletinden geri kalan topraklarda aynı ulusu kapsayan birden fazla suni devletler ortaya çıkarıldığında Kürtler es geçilmişti.

Amerika, İngiltere ve Fransa kadar etkili olamadı. Orta-Doğu’ da. Washington Sevr planını tutturamadı. Kürtler tarihi bir fırsatı kaçırdılar.

ABD açısından 1915-1950 yılları kaybedilen zaman ve enerji kaynakları oldu. Ancak bu kayıp Eısonhower hükümetiyle geri alınmaya başlandı. Kürdün umudunda ki çözüm kuşatıldı!

1mart 1957’ de Eısonhower Amerikan kongresine yaptığı bir açıklamada ki sonradan ‘‘Eısonhower Doktrini’’ olarak anıldı. Amerikan hükümetinin Amerikan çıkarlarını koruması için Orta-Doğu ülkelerine ekonomik ve askeri yardımlar yapması gerektiğini ve   milletler arası komünizm den kaynaklanacak tecavüzlere karşı Amerikan askeri gücünün kullanılacağını ilan ediyordu. Yani ABD’ nin yeni Orta-Doğu politikası belirleniyordu. ‘‘Eısonhower Doktrini’’ ile gelen bu yeni politika bölgede acının ve kanın da tarihi olmakta gecikmedi. Kürtler petrol bataklıklarına gömülmeye başlıyordu.

Açıklanan bu yeni politik doktrinden hemen sonra 15 Temmuz 1958’ de Amerikan askerleri Lübnan sahillerine İncirlik üssü’ nü kullanarak çıkmıştı. 17 Temmuz da İngilizlerin Ürdüne askeri müdahalede bulunduğu tarih oldu. Kürtler görülmüyordu. Bu ittifakta yer almak isteyen Türkiye kraldan kralcı olmuş. Suriyeden gelen ilerici tepkilere ve 14 Temmuz Irak Devrimi’ ne müdahaleden ABD’ nin baskısıyla vazgeçmişti. Zaten çok geçmeden Amerika ve Türkiye arsında 5 Mart 1959’ da ‘‘ İşbirliği Antlaşması’’ imzalandı.

1955 ve sonraki yıllar Cento ve Bağdat antlaşmalarıda Kürt özgürlüğünün önüne çekilen bir duvarında harçları oldu. Yani Kürdistan’ ın parçalanmışlığı yeni işbirlikleri ve politikaların da tarihini yaratıyordu. Bu saldırgan pakt her ne kadar sosyalist sisteme karşı olsada  Kürt konusu hep öncelikli gündemini oluşturmuştu. Süreç Kürtler için hiçte yabancı olmadıkları gelişmeleri pekiştiriyordu.

Nihayetinde 1960 Irak anayasası Kürt Otonom Devletine olanak vermesi ve Irak’ın zenginliğinden kısmende olsa yatırımlarla pay alması önemli bir gelişmeydi. Kürtler ilkez 1900’ lü yıllarda modern bir devlet tarzında örgütlendi. Bu yeni umutların beslenmesine yol açarken Türkiye Kürtlerinde yeni perspektifleride ortaya çıkarıyordu.

Ancak 1970 li yılların bunalımlı dönemi ve Iran Irak arasında ki Şat-ül Arab kavgası, 1975 emperyalist ve sosyalist sistemin desteğinde Kürt yenilgisinin beklenmeyen başlangıcı oldu. ABD dışişleri bakanı Kissingerin bölgeye ilişkin açıklamalarında ‘‘ Eısonhower Doktrini vardı. ‘‘Müttefikler korunacaktı ve barış sağlanacaktı! ’’

1980 li yıllara gelindiğinde, Dünya 1973 Petrol bunalımın izlerini taşıyordu. Aynı tarihsel dönemde Nükleer silahların burun buruna gelip dünyayı karartmasının eşiğinde yaşanıyordu. Soğuk savaşın sıcak hareketlerinde, Orta-Doğunun önemi artıkça bölgenin batı yanlısı statükosu koruma altına alınıyordu. Kürtleri sarmalayan koşulsuz acı derinleşiyordu.

1981sonlarında ABD Devlet Başkanı Reagan Amerikan senatosuna sunduğu bir teklifle petrol kuyularına sahip ve yakın kimi müttefiklerine savunma sistemli yeni silah  ve Amerikan askeri donanımları verilmesini ister. Bu çerçevede petrol üretiminin neredeyse tamamını satın aldığı ve günlük 10-11 milyar varillik petrol üretimine sahip Suud-i Kralığına 5 Awacks erken uyarı sistemli radar uçaklar ve F15 bombardıman uçakları veriliyordu.

1 Kasım 1981 tarihli Washington Post gazetesinde yer alan bir makaleye göre, Reaganın bu politikası Amerikan kamuoyuna şöyle sunuldu: << Körfezin güvenliği sorunu stratejik bir plan çerçevesinde bütünüyle değerlendirilmelidir. Petrol kuyularının korunması ve ABD dostlarına istenen yardımın verilmesi bölgede yeni üsler ve politikalarının oluşturulması dışında  zorlaşacaktır...>>. Kürtler bir daha dağların yoluna düşecek ve göçlerin adı olacaktı.

1981 de Türkiye Cunta liderleriyle USA arasında SİA ( Stratejik İşbirliği Antlaşması) imzalanıyordu. Kürtler siyasal anlamda Batı gündeminde yoktu.

Orta-Doğu haritalar dışında alt-üst oldu. Milyonlarca insan öldü. Kürtler yine günah keçisi gibi her önüne gelen tarafından kakalandı, göçertildi, yoksulluk va aşağılanmalara muhatap edildi. Halepçe bu çalkantılı yıllarda yaşandı. İran Irak savaşı en ufak bir sınır değişikliğine dahi yol açmadı. Çünkü bölgede kurulan devletler çatısı derme-çatmaydı. Aradan çekilen bir tuğla bu çatının önlenemez yıkılışı olacaktı.

1991 ikinci Körfez savaşı bu tuğlanın düşmemesine ve Amerikan-Batı çıkarlarının korunmasına gösterilen ayrıntılı ve kanlı özeni değilmiydi. Başkan George Bush ne pahasına olursa olsun, ‘‘ müttefiklerini koruyacağını...’’ açıklıyordu. Bush bölgede yeni bir yapılanma düşünmediğini açıklıyordu aslında.

Biliniyor ki Suud-i krallığı varlığını güven içinde devam etmesi İran islam devletinin ve Amerikanın kontrolünden çıkma eğilimi gösteren siyasal islam hareketlerinin durumuna bağlı olması Irak’ın parçalanması yerine iktidarın el değiştirmesini yeterli gördü. Kürt baharı gelmekte gecikecekti.

Yeni ABD başkanı Mütefiklerini bu kez nasıl koruyacak ve yeni gelişmeler de Kürt denkleminde nasıl bir şekillenme oluşur bu pek belirgin değil bugün. Başka bir deyişle bu şeytan denkleminde yer alan devletlerin bölgede olası şekillenmelerde ki çıkarlarıyla öne çıkacaktır. Ama herhalükar da Türkiyenin Irak ve Kürt politikası yakından izlenmelidir. Türkiye olası bir işgali tartışıyor...

Bu denklemde Kürtler aktif  ve kararlı olduğu ölçüde beklentilerini kaşılayabileceklerdir.

Kıssadan hisse...

 2001-10-09  

Kürt siyasetçisi ve ‘‘emekli ’’ olma talebine bir kaç söz

‘Anti Amerikanizm’ ve Kerkük

YERELLİK ya da SECERELİ SİYASET

ANKARA/İMRALI, BRÜKSEL-DİYARBAKIR

Yahudiler, Kürtler ve antisemitizm!

Verheugen, sistem ve düdük!

Kurtacı mı?

TERSİNE DÜNYA’ ve TÜRKİYE’Yİ TÜTSELEYEN STRATEJİ UZMANLARI!..

‘ Kısır Döngü!’’

Türkiye’de kapışma ve karanklıkta atılan kurşunlar kime?

Türkiye iki kimlikli olabilir mi?

Hassasiyetler!

Ötekileri algılama erdemi!

Gündemle ilişkilenmek!

Sanık yerine otur!

Kürtler ne istediğini ve neyi yapabileceklerini kendileri bilmeden başkalarına anlatamaz

Perdenin arkasındaki...

Adı çalınan ülkeye mektup...

DDKD ve KÜRDİSTAN ve GELENEK