Bunun bir roman adı olduğunu Garcia Marques’ i okuyanlar bilir.
Devrime katılmış ve başarılı hizmetlerinden dolayı devrim
sonrası emeklilik sözü alan bir askerin hikayesi.
Albay onurlu bir asker. Devrime hizmet etmenin kıvancıyla da bir
spartaküs mağrurluğunda. Yoksulluğunda direngen, açlığında zarif
bir heybeti var Albayın. Ama 20 yıl hergün beklediği emeklilik
mektubu da bir türlü gelmiyor. 20 yıl sonra değiştirmek ister
avukatını. Avukatı onu ikna etmeye çalışarak gecikmenin nedenini
‘‘ devrimden sonra 7 başkan değiştiğini ve her başkanın kendi
kadrolarıyla ve ülkedeki bütün memurları değiştirdiğini söyler.
Her değişiklikten sonra yeni düzenlemelerin uzun zaman aldığını
ve bu nedenlede Sn. Auerlino Beundianın emeklilik işleminin
gecikebileceğini’’ söyler. Albay, hastalık ve bakımsızlıktan
limelenmiş karısıyla kendilerini sefaletten ve açlıktan
kurtaracak haberi beklemeye koyulur...
Bu kıssalama yıllardır Kürtlerin içinde bulundukları duruma
benziyor.
Dünyada her yeni hareketlenme genellikle Orta Doğu eksenli
olmaktadır. Bu eksenin en yakın yörüngesinde ise Kürtler
durmaktadır. Bölgeye ilişkin her yeni düzenlemede Kürtler
beklentilerine cevap alamıyor.
Bu kez hareketlenme
Yakın Asya olmakla beraber gelişmenin ekseninde ki terörizmle
Orta-Doğu ilişkilendiriliyor. Bu da doğal olarak Irak’ ı işaret
etmektedir. Irak konuşulduğunda Kürt sorunu da açılıyor. Kürt
sorunu açılınca Türkiye panikleniyor ve savaş tatbikatlarına
başlıyor.
İşbu arzu halde olunca
elbette beklentiler ve olası gelişmeler tatışılacak. Kürtlerin
de elbette beklentileri olacaktır. Bu beklenti ise Orta-Doğu’
daki Kürt denkleminin bir şekilde çözülmesine ya da yeniden
şekilenmesiyle ilgilidir. Oluşacak yeni denklem Kürtlerin
beklentilerine ne ölçüde cevap verebilecek...
Bu birazda beklentinin
neyi içerdiğine bağlı olmasının yanında yeni süreçte ABD ve
başkanının tutumuna bağlıdır. Şimdilerde süreç başladı gibi. Bu
sürecin başlamasına belki bir ’ bumerangı’ andıran terör yol
açtı, belkide <<ölüm gelmiş haneye baş ağrısı bahane!>> gibi bir
olay.
Ama neden ne olursa olsun yaşanan yeni bir süreç ve gelişmelerde
karar sahibi yeni bir başkan var ve yeni küresel düzenlemeler
gündemleşiyor.
Bu senaryoda ki fon yine kan!
Ne yazık ki Kürt sorunu
gündeme hep kan dökümleriyle girmekte. Bu bugün içinde söz
konusu. Yine kabaran ümitler, tartışılan kaynağı belirsiz
senaryolar, tufan altında Kürtlerin tartışması gündemimizi
dolduruyor. Bu haklı bir tutum olabilir. Ama abartılardan
arındırıldığında haklı tutum yerini reel olmaya bırakmaktadır.
Tartışmalara da bu reelik katkı sunar. Bu nedenlede olsa Kürt
sorunu ve Orta-Doğu’ da devlerin yarışına 1950 sonrası
gelişmeleriyle bakmanın faydası olacaktır.
Beylik deyimiyle;
Orta-Doğu politikalarında USA ve Batı için geçerli olan devlet
çıkarlarıdır. Bu da Amerikan ve Batı çıkarları için hayati
önemde olan petrol kuyularının korunmasıdır. Bunun bırakın
tehlikeye atılmasını aksine Orta-Doğu’ da her zaman mevcut olan
bu tehlikenin önlenmesi için önlemler alınmaktadır. Bugüne kadar
olan savaşlar ve iktidar değişiklikleri bunu sağlamayı amaçladı.
Bu önlemlerde öne çıkan
en kararlı tutum sınırların daha stabil hale getirilmesidir.
Özellikle ABD
bölgede egemen olmaya başlamasıyla savaşların ve devlet
terörlerininde aktuel olmasına tanıktır tarih.
Bu serüven 1915’
lerde ABD’ nin Ermeni soykırımına gösterdiği tepkiler ve Osmanlı
devletinin yıkılışına gösterdiği ilgiyle başlamıştı.
I. Dünya savaşı
ertesi Osmanlı Devletinden geri kalan topraklarda aynı ulusu
kapsayan birden fazla suni devletler ortaya çıkarıldığında
Kürtler es geçilmişti.
Amerika, İngiltere
ve Fransa kadar etkili olamadı. Orta-Doğu’ da. Washington Sevr
planını tutturamadı. Kürtler tarihi bir fırsatı kaçırdılar.
ABD açısından
1915-1950 yılları kaybedilen zaman ve enerji kaynakları oldu.
Ancak bu kayıp Eısonhower hükümetiyle geri alınmaya başlandı.
Kürdün umudunda ki çözüm kuşatıldı!
1mart 1957’ de
Eısonhower Amerikan kongresine yaptığı bir açıklamada ki
sonradan ‘‘Eısonhower Doktrini’’ olarak anıldı. Amerikan
hükümetinin Amerikan çıkarlarını koruması için Orta-Doğu
ülkelerine ekonomik ve askeri yardımlar yapması gerektiğini vemilletler arası komünizm den kaynaklanacak tecavüzlere
karşı Amerikan askeri gücünün kullanılacağını ilan ediyordu.
Yani ABD’ nin yeni Orta-Doğu politikası belirleniyordu.
‘‘Eısonhower Doktrini’’ ile gelen bu yeni politika bölgede
acının ve kanın da tarihi olmakta gecikmedi. Kürtler petrol
bataklıklarına gömülmeye başlıyordu.
Açıklanan bu yeni
politik doktrinden hemen sonra 15 Temmuz 1958’ de Amerikan
askerleri Lübnan sahillerine İncirlik üssü’ nü kullanarak
çıkmıştı. 17 Temmuz da İngilizlerin Ürdüne askeri müdahalede
bulunduğu tarih oldu. Kürtler görülmüyordu. Bu ittifakta yer
almak isteyen Türkiye kraldan kralcı olmuş. Suriyeden gelen
ilerici tepkilere ve 14 Temmuz Irak Devrimi’ ne müdahaleden ABD’
nin baskısıyla vazgeçmişti. Zaten çok geçmeden Amerika ve
Türkiye arsında 5 Mart 1959’ da ‘‘ İşbirliği Antlaşması’’
imzalandı.
1955 ve sonraki
yıllar Cento ve Bağdat antlaşmalarıda Kürt özgürlüğünün önüne
çekilen bir duvarında harçları oldu.
Yani Kürdistan’ ın parçalanmışlığı yeni işbirlikleri ve
politikaların da tarihini yaratıyordu. Bu saldırgan pakt her ne
kadar sosyalist sisteme karşı olsadaKürt konusu hep öncelikli gündemini oluşturmuştu. Süreç
Kürtler için hiçte yabancı olmadıkları gelişmeleri
pekiştiriyordu.
Nihayetinde
1960 Irak anayasası Kürt Otonom Devletine olanak vermesi ve
Irak’ın zenginliğinden kısmende olsa yatırımlarla pay alması
önemli bir gelişmeydi. Kürtler ilkez 1900’ lü yıllarda modern
bir devlet tarzında örgütlendi. Bu yeni umutların beslenmesine
yol açarken Türkiye Kürtlerinde yeni perspektifleride ortaya
çıkarıyordu.
Ancak 1970 li
yılların bunalımlı dönemi ve Iran Irak arasında ki Şat-ül Arab
kavgası, 1975 emperyalist ve sosyalist sistemin desteğinde Kürt
yenilgisinin beklenmeyen başlangıcı oldu. ABD dışişleri bakanı
Kissingerin bölgeye ilişkin açıklamalarında ‘‘ Eısonhower
Doktrini vardı. ‘‘Müttefikler korunacaktı ve barış sağlanacaktı!
’’
1980 li yıllara
gelindiğinde, Dünya 1973 Petrol bunalımın izlerini taşıyordu.
Aynı tarihsel dönemde Nükleer silahların burun buruna gelip
dünyayı karartmasının eşiğinde yaşanıyordu. Soğuk savaşın sıcak
hareketlerinde, Orta-Doğunun önemi artıkça bölgenin batı yanlısı
statükosu koruma altına alınıyordu. Kürtleri sarmalayan koşulsuz
acı derinleşiyordu.
1981sonlarında ABD
Devlet Başkanı Reagan Amerikan senatosuna sunduğu bir teklifle
petrol kuyularına sahip ve yakın kimi müttefiklerine savunma
sistemli yeni silah
ve Amerikan askeri donanımları verilmesini ister. Bu çerçevede
petrol üretiminin neredeyse tamamını satın aldığı ve günlük
10-11 milyar varillik petrol üretimine sahip Suud-i Kralığına 5
Awacks erken uyarı sistemli radar uçaklar ve F15 bombardıman
uçakları veriliyordu.
1 Kasım 1981
tarihli Washington Post gazetesinde yer alan bir makaleye göre,
Reaganın bu politikası Amerikan kamuoyuna şöyle sunuldu: <<
Körfezin güvenliği sorunu stratejik bir plan çerçevesinde
bütünüyle değerlendirilmelidir. Petrol kuyularının korunması ve
ABD dostlarına istenen yardımın verilmesi bölgede yeni üsler ve
politikalarının oluşturulması dışındazorlaşacaktır...>>. Kürtler bir daha dağların yoluna
düşecek ve göçlerin adı olacaktı.
1981 de Türkiye
Cunta liderleriyle USA arasında SİA ( Stratejik İşbirliği
Antlaşması) imzalanıyordu. Kürtler siyasal anlamda Batı
gündeminde yoktu.
Orta-Doğu
haritalar dışında alt-üst oldu. Milyonlarca insan öldü. Kürtler
yine günah keçisi gibi her önüne gelen tarafından kakalandı,
göçertildi, yoksulluk va aşağılanmalara muhatap edildi. Halepçe
bu çalkantılı yıllarda yaşandı. İran Irak savaşı en ufak bir
sınır değişikliğine dahi yol açmadı. Çünkü bölgede kurulan
devletler çatısı derme-çatmaydı. Aradan çekilen bir tuğla bu
çatının önlenemez yıkılışı olacaktı.
1991 ikinci Körfez
savaşı bu tuğlanın düşmemesine ve Amerikan-Batı çıkarlarının
korunmasına gösterilen ayrıntılı ve kanlı özeni değilmiydi.
Başkan George Bush ne pahasına olursa olsun, ‘‘ müttefiklerini
koruyacağını...’’ açıklıyordu. Bush bölgede yeni bir yapılanma
düşünmediğini açıklıyordu aslında.
Biliniyor ki
Suud-i krallığı varlığını güven içinde devam etmesi İran islam
devletinin ve Amerikanın kontrolünden çıkma eğilimi gösteren
siyasal islam hareketlerinin durumuna bağlı olması Irak’ın
parçalanması yerine iktidarın el değiştirmesini yeterli gördü.
Kürt baharı gelmekte gecikecekti.
Yeni ABD başkanı
Mütefiklerini bu kez nasıl koruyacak ve yeni gelişmeler de Kürt
denkleminde nasıl bir şekillenme oluşur bu pek belirgin değil
bugün. Başka bir deyişle bu şeytan denkleminde yer alan
devletlerin bölgede olası şekillenmelerde ki çıkarlarıyla öne
çıkacaktır. Ama herhalükar da Türkiyenin Irak ve Kürt politikası
yakından izlenmelidir. Türkiye olası bir işgali tartışıyor...
Bu denklemde
Kürtler aktifve
kararlı olduğu ölçüde beklentilerini kaşılayabileceklerdir.