Vedat GÜZEL / vedat.g@telia.com

Arşiv

İsrail ve savaşı

Lübnan bombalanıyor. Siviller, daha çok çocuklar ve kadınlar ölüyor. Alt yapı yıkılıyor; daha doğrusu insanlık yıkılıyor ve her savaşta olan oluyor. Bu savaşta diğerlerinden çok farklı değil. Yine pretestolar, kınamalar ve ateşkes çağrıları benzer savaşlarda olduğu gibi. Bu benzerliklerin bir diğeri ise TC'nin Kürtler' aleyhine psikolojik bir saldırı ve sindirme propagandası yapmasıdır. Türkiyeli bir kısım ‘'siyaset bilimci'', ‘' aydın'' ve politikacı saldırgan ve ırkçı yüzlerini bir insanlık dramı olan çocuk ölümlerinin fonunda bile maskeleyemiyor. ‘'İsrail'e ABD tarafından gösterilen toleransın kendilerine neden gösterilmediğine...'' hayıflanıp öfkelenerek kötü niyetli olduklarını açığa vuruyorlar.

 

İsrailin Hizbullh'la savaşı elbette sıradan ve yalnızca Amerikan'ın bölge hesapları olarak değerlendirilemez. İsrailin güvenlik kaygıları bu savaşın gerçek nedeni olarak algılanmalıdır. Yanı başında bir devlete dönüşmekte olan ve İsrail'in varlığını red eden; her istediğinde roketleriyle İsrail kentlerinde okulları, barları, otobüsleri kan gölüne çeviren ‘manivela' bir güce yönelmesini yadırgamıyorum.

 

Lübnan devletinin sessiz kaldığı, yalnızca diplomatik çözüm ve yıkıntılarının karşılanması garantisi çağrıları yapmakla yetinmesi gelişmelerin nedenlerini ve olası sonuçlarını hakkında bir fikir vermektedir.

 

Kaldı ki gelişmelerin seyri Lübnan da Hizbullah zaten kaçınılamaz bir iç savaşın galibi olacaktı. İranın yeşil devrimini Lübnan da devlet olarak ikame edecek yeni bir iç savaş beklentisi içinde olan batının müdahaleden şimdilik kaçınmasının bir nedenide budur Bunu yalnız İsrail ve batı değil Arap devletleride görmektedir. İranın ve Suriyenin Hizbullah'a desteği ve hem İsrail devletine hem bölgenin diğer devletlerine karşı bir tehdit olarak kullandığı biliniyor.

 

Dengeler bu savaşın ağırlığında batı yanlısı gibi oluşsada, yeni bir Ortadoğu denklemi olarak düşünülse de bu İsrailin var olma savaşıdır! Ancak her karşı saldırısında olduğu gibi bu kez de kendi ayağına vurduğu bir gerçek.Bununla beraber dünya kamuoyunda devlet olarak itibar kaybı ve anti siyonist cepheyi pekiştirmesi pahasına' varlığı' için ‘değer' olduğunu hesaplamıştır. İsrail bu savaşı varlığına yönelmiş tehditi ortadan kaldırana kadar yapacaktır. Savaşta ki hızı bu hedefini mümkün olan en kısa sürede gerçekleştirmektir.

 

Diğer bir önemli neden ise BM, Lübnan ve Suriye arasında süren ‘Sheba bölgesinin' kime ait olduğu tartışmasıdır. 1967 savaşında İsrail tarafından Suriye'den alınan ve BM' in 242 sayılı bildirisiyle İsrailden Suriye'ye geri vermesini talep ettiği Sheba için Suriye ‘Lübnana aittir. ' açıklamasında bulunmuştur. Ancak Suriye'nin BM talebi olan bu görüşü resmileştirene kadar Sheba bölgesinin Hizbullahın kontrolüne geçmesi hesabındadır. Lübnan devletinin 2000 yılında İsrailin Güney Lübnandan çekilmesi sonrası Sheba Lübnan aittir ve geri verilmelidir talebinde bulunmuştur. Ama bu talebi kendi niyetine savaşarak gerçekleştirmek isteyen Lübnan devleti değil Hizbullah olmuştur.

 

İsrail sınırı olan Sheba bölgesi İsrailin varlığı ve vatandaşlarının güvenliği için hayati önemdedir. Bu nedenlede olsa İsrail Sheba'nın oluşacak yeni ve modern bir Lübnan devletine teslimine kadar büyük ihtimal BM' in kontrolüne verilmesini planlamaktadır. Bu hedefleri gerçekleşmeden bu savaşı durdurmasını kimse beklememelidir. ‘'Ateş kes'' çağrılarına kulağını kapamasının nedeni bunlar olmakla beraber gözden kaçan ‘ateş kesi' kiminle yapacağı sorusu cevapsızdır. Lübnan devleti savaşmamakta; böyle oluncada Lübnan devletiyle şimdilik ateş kes için ‘masaya oturma' diye bir sorunu yoktur.

 

Ateşkes çağrılarında ve diplomatik görüşmelerde dikkat edilirse taraflar' telefüz edilmeden yapılmaktadır veya yalnızca İsrail'in adı zikredilmektedir. Bu bir diplomasidir. Düşünülen amaçlar bakımından başarılı bir incelikte sürdürülen bu diplomasi uluslararası teamülle uygundur.

 

Uluslarası barış gücü de resmi adımlarını yine ‘Hizbullah' muhatap alınarak değil Lübnan hükümetinin BM yapacağı resmi başvuruyla mümkündür. Ama şimdilik Lübnan devleti ve bir çok arap devleti İsrailin hedeflerine ulaşmasını arzulamaktalar. Bu bir öngörü değildir ancak Ortadoğu'da ne İran ne de Suriye savaşa karışmaktan yana olmayacaktır. Müdahil olmaları bölgede düzenin dikili dama taşları gibi bir biri ardına yıkılmasına yol açacağını bilmektedirler. Zaten Türkiyenin korktuğu olası gelişmede budur. ‘Kandil dağı' ve geçen hafta gazetelerde‘‘memurların evini bombalma emri veriyordum...'' diyen emekli subaya ‘atfen' menşei kuşkulu mayın patlamaları işin bahanesi. ‘'Biz yapmadık...'' demiyenlerinde katkısıyla niyetlerin örtülmesidir.

 

İsrail'in roketleriyle ve intihar eylemcileriyle kentlerinde, kasabalarında yaşamı cehheneme çeviren bir manivela orgnizasyonun terörüne tolerans göstermesi ve Sheba gibi stratejik bir bölgeye egemen olmasını beklemek safdillik olur. Hizbullah ne Lübnan halkının ve devletinin ne İslamiyetin ne de Filistinlilerin özgürlük savaşını vermemektedir.

 

Hizbullah, İranın yeşil devrimini Lübnana şimdilik ikame eden ve İsrail düşmanlığı ve saldırılarıyla elini güçlendirerek gireceği yeni bir iç savaştan kazanmış olarak çıkmak; Lübnan'da devleti İran ve Suriye desteğinde ele geçirmeye çalışan bir manivela bir harekettir. İsraile karşı Güney Lübnan'ı kazandığı ve 1980'li yıllarda Amerikan ve Fransız askerlerini Lübnanı terketmeye zorlaması prestijiyle Lübnan halkı, İslam ve Arap dünyasında güçlenen Hizbullah bu deneyim ve prestijiyle savaşı başlattı. Ama ne olursa olsun arka planında İran ve Suriye'nin olması ve İslami faşist söylemi bu açıdanda İslam dünyası için tehlikeli olması prestijininde sonu olabilir.

 

Savaşlar zaten bir insanlık dramıdır. Savaş öldürmek, ve yıkmak için yapılır. Bütün savaşlar birbirine benzer. Bütün savaşlar çok kötüdür. Ama amaçlar farklılıklar kazandırır savaşlara. Burada tarafların tanımı savaşın amaç ve karekterini vermekle kalmaz savaşta bile amaçlar taraflara kendi savaş formatını yükler. Bu en iyi Irak'ta izleniyor.

 

3.08.2006

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yeniden siyaset ve gelenek...

Yeniden siyaset ve tercihler!

Anılarını yaşatmak görev olmalı!

‘Verili Çatışma'
Bu yenilginin adı var mı?

DDKD ve çağrıya yanıtlar üzerine...

Çağrıyı davete dönüştürmek...

PKK ve Ayrışma/Farklılaşma

AB ve yeni Kürt sorunu dizaynı

TC açmazı ve PKK-Kürt çıkmazı...

Düşünmüyorsan yoktur!

Kürt siyasetçisi ve ‘‘emekli ’’ olma talebine bir kaç söz

Anti Amerikanizm’ ve Kerkük

YERELLİK ya da SECERELİ SİYASET

ANKARA/İMRALI, BRÜKSEL-DİYARBAKIR

Yahudiler, Kürtler ve antisemitizm!

Verheugen, sistem ve düdük!

Kurtacı mı?

TERSİNE DÜNYA’ ve TÜRKİYE’Yİ TÜTSELEYEN STRATEJİ UZMANLARI!..

‘‘ Kısır Döngü!’’

Türkiye’de kapışma ve karanklıkta atılan kurşunlar kime?

Türkiye iki kimlikli olabilir mi?

Hassasiyetler

Ötekileri algılama erdemi!

Gündemle ilişkilenmek!

Sanık yerine otur!

Kürtler ne istediğini ve neyi yapabileceklerini kendileri bilmeden başkalarına anlatamaz

Albaya hiç mektup yok!

Adı çalınan ülkeye mektup...

DDKD ve KÜRDİSTAN ve GELENEK