Türk solunda Hizbullah ve İsrail meselesi ne kadar Türkiye meselesi...
Lübnan olayları başladığından bu güne ve yarında Tükiye'de derin tartışma konusu olacak. Tartışmalar gösterildiği boyutuyla İsrail/Sionizim-ABD/BOP ve Hizbullah/İran/Suriye ekseninde dönmektdir. Türk devletinin gelişmelere ilgisi vardır ve olacaktır. Ancak Ortadoğuda ki yeni düzenlemeye ilişkin oluşan yeni denge/cepheye ilişkin yeri konusunda hayli tartışmalı davrandığıda bir gerçek. Ama kimden yana olursa olsun programında İran gibi emperyal amaçlar edinmese bile Kürdistan meselesi ve özel olarakta Küzey Kurdistan olacağı biliniyor. Bununla beraber Türkiye de bu ilgiye mazhar olan Türk solunun olası gelişmelerde demokratik kamuoyunu yönlendirecek bir rol üstlendiği gözlenmektedir. Lübnan olaylarının akabinde Türk hükümetini ‘İsrail işgali ve saldırısını kınıyoruz...' açıklamalarının hemen ardından Türk medyası ve aydınları ‘'demokratlık'' ve ‘'insan hakları'' histerisine kapılmış ‘savaşların kötülüğü ve olası çözümler yerine habire sözüm ona İsrail'in saldırılarını kınadı. ABD, BM ve AB'nin sessizliğini pretesto etti. Ama bu pretestolar ve kınamalarda ‘kınadıkları' İsrail'e tanınan ‘'hoşgörünün(?)'' yani Kandil dağı (!?) vesilesiyle Güney Kürdistan'a ilişkin tanınmamış olmasına Anti-Amerikancılıkla içerlemeler propaganda ediliyordu.
Bu yoğun kampanya da ne yazık ki Türk solu ve aydınlarının ve sivil kuruluşlarının (İst. Diş hek. odası dışında) yerlerde sürüm sürüm süründüğünü gördüm. İsrail pretesto ediliyor, ABD ve batı kınanıyordu ve Hizbullah bir direniş hareketi olarak ilan ediliyordu. Destek çağrıları yapılıyordu, kimileri de dün düşman üssü kabul ettikleri Şam'a Doğu Konferansı örtüsüyle gidiyor ve destek sunuyorlardı. Kınamalar/pretestolar da Lübnan devletinin ve ordusunun neden israil'e karşı durmadığını ve Lübnan'ın güneyi dışında yaşayanların sessiz kalmalarının nedenleri tartışmadılar. Daha ilginci Hizbullah'ın parlamentoda temsil edildiği vesilesiyle de bir direniş örgütü neredeyse Lübnan devleti/hükümeti olarak dille getirenler, Kürd olduklarını söyledikleri için meclisten yaka paça cezavlerine taşınan milletvekillerini hatırlamadılar.
Savunulan bir ideoloji/felsefe, din, etnisite çıkarlarını/iktidarını kendi motiviyle savunur ama bu yapılırken dürüst olmak gerekiyor. Malezya, Endenozya, Pakistan gibi ülkelerde pretesto ve dayanışma eylemlerinde bir din refleksi vardı. Bu anlamıylada kendi mantığında doğru olanı yapmaktaydı. Oysa ki Türkiye'de bütün tavır almanın eksenine Kürd karşıtlığı sofistike edilerek Anti-Emperyalizm ve Anti-Sionizm adına sol jargonla ve efsane devrimci ‘' Che'' nin posterleri altında iki yüzlülük ve ırkçılıkla yapıldı.
Türkiye sol gençliğin son yılların varoş modeliyle örgütlenerek yerelleştirilen ne kadar fazla polis engeli ve saldırısı o kadar çok devrimci oluşuna inancını test eden suni-denge ci 'devrimci'' muhalefet tarzıyla etkilenen sol gençlik Kürd karşıtlığına itilmekte Diğer yandan ise sol cennahta görünmenin nostaljik duruşuyla Türkiye Devrimci Hareketin mirasını lekeleyen, içini boşaltan yazar, çizer ve aydınlar kendi mafsalından trendi dayanışma, insan hakları, direniş ve özgürlük ‘'mücadalesi'' gerekleri olarak propagandayla bu iteklenmeye ideolojik ve siyasi destek sunuluyordu.
12 temmuzdan bugüne Türkiye yazılı ve görsel medyası sağcısı, solcusu ve dinciside olmak üzere bütün yazılanlar ve tartışanların görüşleri üstüste bırakıldığında koca bir ‘Kürd' kaygısı ve tavrı ortaya çıkmaktadır. Daha çok demokrasi ve sol cennah yanlısı gördüğüm için extrem bir örnek saydığım: Milliyet yazarı Can Dündar( 23 07 2006 tarihli) Hizbullah lideri Nasrallah ile iki yıl önce yaptığı röportajı, Nasrallah'ın Kürd karşıtı ve tehdit içeren ve Kürd ulusunu müslüman çoğunluklar içinde yaşayanlar olduğuna ilişkin görüşlerini makaleye dönüştürüp yayınladı. Yine ‘Hangi Ülkelerin Kendini Savunma Hakkı Vardır' (18 07 2006) başlıklı makalesinde de Savaş suçlusu ilan ettikleri ve can-ı gönülden kınadıkları İsrailin yaptıklarını kendilerinin de Güney Kürdistan'a yapmasına izin vermeyen ABD'yi eleştirmekteydi. Bu anlamda önemli bir işlevi ‘'sol/demokrat'' cennahtan yerine getirmiş olmuştu. Bir diğer extrem örnekte 90 lı yıllarda Özgür Gündemde ‘'kürtçülük'' yapacak kadar afişe olan Faik Bulut, ‘'İsrailin yakaladığı/tutukladığı Filistin yandaşı/kamplarında kalan Kürtlere yardımcı olduğunu ve bunların serbest bırakıp uçakla Avrupa ülkelerine gönderilen PKK kadroları olduğunu'' anılarının anekdotu olarak ekrana taşıyordu. Bu sesin renginin Kürd karşıtlığı olduğu ve bir tavırın motivlerine o da kendince katkı sunuyordu. Benzer örneklerin listesi 12 temmuz ve sonrası basın ve yayın organlarının internet arşivlerinden ulaşılarak uzatabilir.
Kürd karşıtlığının Türkiye solunu nerelere taşıdığını görmek hem 68 ruhunun hem de 70 li yılların Türkiye devrimci hareketinin ve başkaldırısının Kürd ulusal sorununa ilşkin tutumunun ‘post modernist' olabilecek yaklaşımına bile rahmet okuttuğunu kabul etmek gerekiyor. Ancak bu eylemsel ve teorik tutumlarda bir ağır bir hata yapılıyordu:
Bütün bu anti-amerikancılık ve anti-sionistlik yanında bir devrim ve direniş kahramanı ilan edilen ‘Hasan Nasrallah' a hakaret edilmekteydi. Olması gereken mantığıyla iddia ediyorum ki ‘Nasrallahın ve taraftarlarının Devrim ve direniş kahramanlığını onaylayacaklarını ama ‘Che' ye benzetilmeyi bir hakaret olarak görmeleri gerektiğidir. Nasrallah ve Che birbirlerinin karşıtlarıdır. Dinleri, kültürleri, ideolojileri hatta emperyal olana karşıtlık ve yakınlıklarıyla birbirlerinin hem karşıtı hem de düşmanıdırlar.
Neden halife Sellahaddin-i Eyubbi değilde ‘Che' leştirildi Hasan Nasrallah Türkiye de? Sellahaddin-i Eyubbi'nin Kürd; Chenin de ateist ve sol devrimci olduğunu bilen Türk solu mu; İslamcı protestçilerin ‘Che' posterlerini taşımalarını onaylayan kimi İslamcı yazar ve gruplar mı unutkan.
İnsanın sorası geliyor: 27 nisan 1909 da ittihatçıların dünya müslümanlarının Halifesi Abdulhamiti ‘hal' kararını Halife Abdulhamit'e tebliğ eden Yahudi Emanuela Karaso ve Ermeni heyet üyelerini yazan tarih sayfalarını, islamcı protestçiler ve ‘'solcular'' nereye koyacaklar... Anlaşılıyor ki Hasan Nasrallah'ın Kürd karşıtlığıyla örtüşen anlayışları bu hakareti Türk/Kürd islamcılarına sindirtecek gibi.
Ya RABBİM Kürdleri nelere kadir kıldın ki milletleri ve dinleri ‘turnosollaştırıyor'
Türk solcuların/devrimcilerin ve özellikle gençliğin sol ideolojilerin sınıfsal mevzilerine ve taleplerine aykırı tarih ve enternasyonal şekilsizliğine son vermesi Türk halkına ve Kürtlerle sağlıklı ilişkilerine yarar sağlayacaktır. Diğer yandan Laisizm kuşatmasından çıkış yolu bulamayan İslam-i dönüşüm teorisyenlerinin ise İslam-i protesti larçlaştırilmasını ‘Kürd' ler üzerinden yapmalarına adı yerindeyse sisteme teslimiyet mesajlari verdikleri demek doğru olacaktır.
30.08.2006