Vedat GÜZEL / vedat.g@telia.com

Arşiv

Siyasette erdem

Siyasetin devamlılığı ve başarısın da temel olan güvenin, özleştiri erdemliliğine sahip olanlarca sağlandığını söylemek için munnecim olmak gerekmiyor. Aslında devamlılıktan öte başarılı ve doğru siyaset bu erdem sahiplerince idame edilir. Siyasette uzun yılların uğraşı ve çekilen meşekat ve vicdani sorumlulukla siyasi kişilik/ahlak oluşur. İşte siyasi erdem bu kişilikte ortaya çıkar. Ne dediğini bilen ve söylenmesi gerekeni zamanında ve yerinde söyleme yeteneği ve kararlılğı yanında siyasi tavrından ve geçmişinden ürkmeyenler siyaset yapmada kişisel ya da ideolojik/örgütsel başarı sağlar. Eğer siyaset davranışına bu tarz sindirilemediğinde ve buna rağmen siyaset yapmada ısrarlı olunuyorsa oportinist bir dayanak ya da başka bir tarzdan bahsetmek söz konusudur.

 

‘Kürd sorununa' müdahil/çözüm perspektifiyle yeniden siyaseti tartışacak T-KDP/KİP/ DDKD ve devamı siyasi hereketinin kadrolarının ve taraftarlarının bir araya gelmesin de siyasi/örgütsel aidiyetlik benimsendi . Bununla beraber bir araya gelme yöntem ve tarzı daha sonraki toplantılarda siyasetin yeniden örgütlenmesi yönünde katılım ve tartışmalara büyük ihtimal yeni prensip/ilke ve perspektif gerektirecek. Bunların neler olacağını toplantıların devamı eşliğinde oluşan komisyonlarla siyasetin ve siyaset yapmanın gerekleri olarak ortaya çıkmakla beraber ‘Gelenek' olarak tanımladığımız siyasi geçmişimizin doğrularını ve yanlışlarını tarihe bırakmadan bilimsel ve yaraşır olgunlukta tartışmanın ve tarihe kayıt düşmenin bu prensip ve perspektiflerin önünü açarak doğru siyaset yapmanın koşullarını sağlayacağını düşünüyorum.

 

Neden bugün?

Siyasi tarzın erdemle örtüşmediği yer ve zamanda, tarihine ait bilinmezlerle ve şaibelerle yola devam etmek silik bir siyasi kişilik ortaya çıkar. Karasız ve utangaç olan bu sosyo-siyasi tarz kendini örgütte ısrar ettiği zaman da örgütte populist siyasette oportinist olması önlenemez.

 

Oportinist ve populist davranış bu anlayışla siyasete damgasını vurur ki iflah olmaz siyasi kişilikler toplumsal-siyasal gelişmelerin önünü tıkamasına yol açar. Bu yazımda bir anlayışa, yeniden zaman ve insan kaybına yol açaçak eğilimlere dikkat çekmek istedim. Amacım kişiler değildir. Yukarıda andığım tarza atfen farkında olanlarla olmayanların gelişmelere aynı perspektiften bakarak siyasi kişilik oluşumunu zora sokan bir davranışın bugün değişmesini amaçlıyorum. Bunun tarihsel bir yüzleşmeyle önünün açılabileceğini düşünmekteyim.

 

Burda dikkat çekmek istediğim aktuel çalışmanın argümentleri elbette yukarıda dile getirdiklerim olmamakla beraber siyasi/örgütsel angajmanların sağlam temellere oturması için bir gerekliliktir iddiasındayım. Önceden yapılmayanın bugün aidiyetlik bazın da bir araya gelindiği için kaçınılmaz oldu demek istiyorum. Bu adımın atılmış olması elbette birçok katılımcının yazarak- ifade ettiği gibi bir ‘reorganizasyonu' amaçlamıyor olması bu gerekliliği ortadan kaldırmaz.

 

Elbette siyasal sonucun legal veya illegal vakıf/dernek ya da siyasal parti olmaktan hareketle bağımsızlıktan, feredrasyonun her şekli, otonomi ve AB azınlık Haklarını Koruma Çerçevesi' ni Türkiye'nin iki büyük azınlık sayılabilen Türk ve Kürt' lerden oluşumu tasarlanmasının gündemleşmesine kadar tartışılacak bir süreçle ortaya çıkacak olması da buna engel olmaz. Bu sürecin farklı siyasi argümentlerle farklı siyasi angajmanları herkesin birarada hareket etmesini getirebilir/getirmeyebilir veya mevcut siyasi partilerle yeni perspektiflerle biraraya gelinebilir Deyim yerindeyse sürecin ucu açıktır. Doğrusu süreci hızlandırmak, ülkede etkin çalışma yapacak olan komiteleri ve kadroları ve genç arkadaşları desteklemek ve etkin bir katılım sağlamak doğru olandır. Olabildiğince ülkeye yönelmekte sürecin hızlanmasına katkı sunacaktır.

  

Ancak bu sürecin sağlıklı bir perspektifte ilerlemesinin olmazsa olmazlarını da görmemezlik edemeyiz. Siyaset yapmakla bir halkın kaderine müdahale etmek amaçlanmışsa ve bu bir sorumluluk olarak kabul ediliyorsa sorumluluğun gereklerini bir bütün olarak yerine getirmek durumundayız. Bunun öncellikli anlamı tarihimizle yüzleşme ve eleştiri/özelştiridir. 'Gelenek' tanımını ki herkesin hemfikir olduğu T-KDP başlayarak KİP/DDKD ve günümüze kadar bu 'gelenek' adına oluşan siyasi guruplar-PPKK ve halen varlığını sürdüren ve yeni çalışmaların içinde olduğu anlaşılan PADEK'e kadar oluşan bir süreç olarak yapmak gerekiyor. Ancak bu sürece 'geçmişimizle yüzleşerek' sahiplenebilmemiz mümkündür.

 

Ne demektir bu: Benim anladığım 'dünü yaşanmış' kabul etmektir. Dünü yani geçmişimizle hesaplaşmalıyız ki bugüne ve geleceğe sağlıklı bir başlangıç yapabilelim.

 

Burada bir yanlış anlaşılmaya yol açmamak için düşündüğüm bir konumlamayı belirtmek durumundayım: ‘Birey bazında 'tutuklanmalar sürecinde' gerçekten ağır işkencelere muhattap olan ve yine yaşanılması çok zor ve insanı onursuzlaştırmayı hedeflemiş kötü koşullarda yaşamış kadro ve taraftarların 'çözülme', 'anlatma'; 'direnme', açıklama veya itiraf etme gibi bireysel savunma: ağrı/dayanma, umut/umutsuzluk gibi tamamen biolojik ve fizyolojik ve psikolojik eşiklerle belirlenen hatta mantıksal muhakemesi bile yapılmamış (Ya cüzdanını ya canını diyen gaspçıya tavırda ki...) doğru/doğal birey duruşuna gönderme değildir.

 

Bunun doğallılığı kadar doğal olmayan çözülmenin/teslimiyetin siyasi tavırlar da olmasıdır. Bu tavrın içeride veya dışarıda olması fazla önemli olmaz. Bu tavır hem siyasi hareket için olduğu kadar hareketin mensubu kadrolar için de eş değerdedir. Velev ki hareketin ‘siyasi iradesi' olarak tanımlananların ikircikli siyasi tavırları olması durumunda kadroların gerekeni yapabilmesi örgüt kadrosu olduğu gibi siyaset kadrosu olduğu anlamını tamamlar. Ama gereken yapılmadığında veya yapılmamışsa ancak parti ya da örgüt kadrosu olunabilir. Kendimden örnek vermem gerekirse DDKD'li olduğumdan veya anti-sömürgeci olduğumdan onur duyduğumu mahkeme salonlarında söylemek ve işkencelere muhattap olduğumuzu anlatmam ya da işkencehanelerde direnmemin bireysel tavrı bütünüyle siyasi tavır almanın gereğini yapmak değildir diye düşünüyorum.

 

İşte dünü yaşanmamış kabul etmek ya da ‘unutalım gitsin; yenisine bakalım' dediğimiz zaman yukarıda andığım kişilik ve ideoloji / örgütlenme tipi şekillenir. hem bu populist hem de oportinist kişilik hesapsız, ölçüsüz ve sorgulanmaz bir siyaseti toplumsal/milli ilişkilere sindirir ve tarihin üçüncü bir tekrarının komedi-tarajedisi olmasını kanıtlar.
10.09.2006

 

Vedat GÜZEL

1978-1979 DDKD Diyarbakır Merkez Şb. Kurucu ve Sayman

1979 DDKD Gnl. Ynt. Ydk. Üye

1979-80 Dicle Ünv. Diş Hek. Fak. Öğr. Derneği Bşk.

 

 

 

 

Özkök'ün Çağrısı

Türk solunda Hizbullah ve İsrail meselesi ne kadar Türkiye meselesi...

İsrail ve savaşı

Yeniden siyaset ve gelenek...

Yeniden siyaset ve tercihler!

Anılarını yaşatmak görev olmalı!

‘Verili Çatışma'
Bu yenilginin adı var mı?

DDKD ve çağrıya yanıtlar üzerine...

Çağrıyı davete dönüştürmek...

PKK ve Ayrışma/Farklılaşma

AB ve yeni Kürt sorunu dizaynı

TC açmazı ve PKK-Kürt çıkmazı...

Düşünmüyorsan yoktur!

Kürt siyasetçisi ve ‘‘emekli ’’ olma talebine bir kaç söz

Anti Amerikanizm’ ve Kerkük

YERELLİK ya da SECERELİ SİYASET

ANKARA/İMRALI, BRÜKSEL-DİYARBAKIR

Yahudiler, Kürtler ve antisemitizm!

Verheugen, sistem ve düdük!

Kurtacı mı?

TERSİNE DÜNYA’ ve TÜRKİYE’Yİ TÜTSELEYEN STRATEJİ UZMANLARI!..

‘‘ Kısır Döngü!’’

Türkiye’de kapışma ve karanklıkta atılan kurşunlar kime?

Türkiye iki kimlikli olabilir mi?

Hassasiyetler

Ötekileri algılama erdemi!

Gündemle ilişkilenmek!

Sanık yerine otur!

Kürtler ne istediğini ve neyi yapabileceklerini kendileri bilmeden başkalarına anlatamaz

Albaya hiç mektup yok!

Adı çalınan ülkeye mektup...

DDKD ve KÜRDİSTAN ve GELENEK