Vedat GÜZEL / vedat.g@telia.com

Arşiv

Güven, zaman ve tabu


Yazımı iki konuya ilişkin yazdım. Bunlardan biri geçmişimize eleştirel bir bakışla yeniden bir araya gelme çalışmaları ve sorunları üzerine diğeri ise Vildan Tanrukulu'nun Sait Aydoğmuş'un yazısına ilişkin eleştirisini 'fevren' olarak değerlendirmemdir. Vildan Tanrıkulu siyaset yapabilme yeteneği olan eski bir yol ve hapishane arkadaşım. Yolunun açık olmasını herkesten çok arzu ederim. Ancak 'Kurd Info da' 2006-09-25 tarihli yazısını neden 'fevren' gördüğümü yazımın bütünlüğü içinde vermeye çalışacağım. Ama yazıma nereden bakılırsa bakılsın iki konunun da iç içe geçtiğini ve birbirinden ayrı değerlendirilemez olduğunu baştan teslim etmek istiyorum.

 

İki konu ama ikisi de birbirini içerleyen aynı sürecin farklı zaman boyutlarını ve ilişkilerini temsil/sembolize ediyor. DDKD/KİP ve ardılı tanımlamalarla gündeme gelen siyasi/örgütsel konular/tartışmalar da sürecin öncesi ve sonrası anlaşılıyor. Bu gündem kendine taraftar olarak savunucu, kışkırtıcı, provake edici ve eleştirici; yönlendirici bulduğu kadar umursamaz da bulmaktadır. Bu siyasette doğal olan bir sosyal aktivite. Ama doğal olmayan böyle sosyal bir aktivite ile 26 yıllı ataletle devirmesi. Bu da bu sosyal aktiviteye heyecanla katılanların niyetiyle ilgili olsa gerek. Bu taraftar niyeti yani iradi olan niyet. Lakin diğer yandan iradi olmayan bir mefhum var ki o da aksiyonlaşamayan sosyal aktivitenin taraflarını da kendi gündemine alıyor. Bu mefhumu ben ‘zaman' olarak niteliyorum. İşte ‘o' zamanla örtüğünü zamanla dışarı atıyor.

 

Zamanın sunusundan kaçınılamıyor. Ancak sunumlara vesileler/tepkiler aranırken bu olayları ve şeyleri zaman kavramı dışında kavrayanlara birer tesellidir. Ama sunum neyse yaşanıyor. Yani zamanın dayatması artık andığım ve hayli içerlekleşmiş sosyal aktiveteyi red ediyor. Her red edilişte kaçınmakta mahir olan insanın ‘erteleme' yetisi bir an sonra zaman aşımına uğrar. İşte DDKD/KİP süreci/tarihi de artık bu sosyal yetinin zaman aşımına uğradığı siyasal aksiyonun başladığı andır. Ve artık sözün doğru zamanıdır!

 

Diyarbakır Eyül toplantısı umulanı verdi mi vermedi mi? Sorun buysa Vildan arkadaşın Sait Aydoğmuş'tan farklı tek düşüncesi ‘bekleyelim istediğimiz yere gelmesidir' demesidir. Sait Aydoğmuş'a feveranı, Sait Aydoğmuş'un Diyarbakır toplantısına atfen bu ''tutum ve yöntemle siyasi bir sonuç çıkmıyacağına'' olan kaygısını açık bir dille ifade etmesini bu kez Kürd İnfo sayfalarına' taşırmasıdır. Diyarbakır toplantısına katılanlardan konuştuklarım ve son toplantıda da benzer ifadeler de bulunanlar arasında ‘‘/..Diyarbakır'da kafasında proje olan beş kişiyi...'' dahi bulmakta zorlanmış olduğundan söz eden Vildan arkadaşın söylediklerini bu sayfalarda başka, tekil görüşme ve toplantılar da başka ifade etmesi ne kadar anlamlı olmaktadır.

 

Vildan arkadaş yazının önce kendisine geldiğini söylemeside ne kadar gerekliydi bilmiyorum. Ama Sait Aydoğmuş'un sorumluluk duyduğu ve güvendiği arkdaşlarıyla açık olduğunu bilirim. Bu itibarla olsa gerek yazısını yayından önce Vildan arkadaş'a göndermiştir tıpkı kimi arkadaşlarına ve bu arada banada gönderdiği gibi.

 

Özellikle siyaset yapmakta niyetli Vildan arkadaş'ın Sait Aydoğmuş' a ‘'Hem özel görüşmemizde hem de 12 arkadaşımızın huzurunda (o toplantı da bende bulundum) en azından yakında yapılacak Avrupa Yürütme Kurulu toplantımıza kadar bu yazısının yayınlanmamasını ERTELEMESİNİ özellikle rica ettim! Tam ve toplu bilgilenmeden sonra yazmasını istediğim için! ‘' diye karşılık tediye ettiği yazsının aslında ‘Yazını beklet şimdi erkendir...' demeye getirmesi Sait Aydoğmuş'un yazısının içeriğine karşı çıkmamış olduğunu anlamını vermemektemidir.

 

Vildan arkdaş bu yazıyı aldığında ve değerlendirdiğinde Sait Aydoğmuşa' a düşüncesini yazarak gönderebilir ya da aralarında'' bir yıldır sürdürdüklerini '' söylediği çalışmalar muvacehesinde tartışabilir olması beklenirdi. Bununla beraber bu tür bir cevapta Vildan arkadaşın kendi adına tercihi olarak algılanırmı demek durumunda değilim.

 

Ancak ‘'Sait Aydoğmuş tercihini böyle yaptı. 'Şimdi cevap sırasıdır!' Yazının başlığını hem genel kamuoyu hem de özel olarak da Devrimci Demokratlar ile paylaşmanın zamanıdır!'' diyerek heyecanla sunduğu başlığın ‘ne kadar sır dolu(?)' olduğunu anlatma çabası doğrusu Vildan arkadaşta tanık olmadığım hiddet ve heyecanına geçici bir delalet sunumu kabul etmekteyim. Oysa ki Vildan arkadaşın daralttığı anlamıyla bu ‘'...bir yıllık birlikte çalışmalarının'' son iki toplantısında bulundum ve her iki toplantıda da Sait Aydoğmuş yazdıklarını konuşmuştur. Yine katılımcı bazı arkadaşlar da mevzuu konuya ilişkin ‘'Nasıl bir yöntem/makenizma olmalı?'' Sorularını sormuş ve düşüncelerini dile getirmişlerdir. Bunların toplantılar da konuşulanların yazılmasını ifşa edilen ‘'sır'' gibi sunmanında anlamlı olduğunu düşünmüyorum. Esasen yazmama bu ‘paylaşılmak istenen sır (?)‘ neden oldu.

 

Diğer yandan Vildan arkadaşın: ‘'Sayın Ömer Çetin'in Diyarbakır toplantısına katılımını yazısının ana teması yapmış ve Sait Aydoğmuş'un yaklaşık bir yıldır aktif olarak içinde bulunduğu Devrimci Demokrat'ların siyasal arayışlarının tümünü elinin tersi ile bir kenara bırakmış!' tespiti ne kadar doğru kabul edilir.

 

Kendisi DDKD/KİP ayrışmasında ki siyasi gezintisine rağmen yıllardır emek verdiği siyaseti ‘elinin tersiyle bir kenara ittimi ki bir başkasının da emeğini elinin tersiyle ittiği peşin hükmüne varıyor. Bu ilginç tespitinden anladığım erken dışa vurum olan çalışmalardan tasfiye kararlılığı ‘'hükmünden'' siyaseten bir ‘tabu' yaratmak istediğidir.

 

 

Oysa ki Sait Aydoğmuş'un hem toplantıyla ilgili hem de KİP/DDKD'nin tarihiyle yüzleşmesine ilişkin görüşleri bir çok toplantı da konuşulmuştur. Ayrıca Kürd Info sayfalarında yazılanlara alıcı bir göz atarsa ‘siyasi irade nin suskunluğunu, geçmişi unutmanın ve hatalara hoşgörüyle bakılamıyacağını, 80 li 90 lı yılların es geçildiğini; dünü yaşanmamış kabul etmek ya da ‘unutalım gitsin; yenisine bakalım' dediğimiz zaman opurtinst bir siyasi kişilik ortaya çıkar.'' diye yazan Devrimci demokratların, ellerinin tersiyle ittikleri bir şeyler mi oluyor. Yani Vildan Tanrıkulu'nun kendince vargısı olan tabuyamı dokunuluyor diye düşünmemek elde değil.

 

Oysa ki bu yazıların sahiplerinin siyaset yapma/yapmama gibi bir niyetlerinden önce emeklerine ve geçmişlerine daha doğru sahip çıkma kaygıları var diye düşünüyorum. Siyaset biliminde ne kimse tabudur ne de hiçbir kavram ve ilişki. Siyaset bireyin kendi adına yapmakta olduğu bir edim değildir. Bunun doğal sonucu siyasi ahlakın kendini sorumluluk duymayla entegre etmesidir. Bu da siyaset adına her davranışın ve ilişkinin sorgulanması demektir.

 

Bir toplantı ya da çalışmanın eksiklerini, problemlerini dile getirmek hele kamuya açık bir toplantıyla ilgili görüş ve düşünce belirtmek doğru olandır. Kimin birbirinden saklayacağı var ki ‘kol kırılsın yen için de kalsın'' demeye getiriliyor. Bir halk adına yola çıkmayı iddia edeceksin ama geçmişini dillendirmemeye itina edeceksin ve eksikleri, yanlışları dile getirmekten imtina edeceksin. Ben bunu da zamanın red ettiği bir sosyal aktivite eylemi olarak görüyorum. Toplantıya katılan herkese-madem salt iadiyetlik esas alınmışsa- sorumluluk duyulmalıdır. Eksikler tartışılmalıdır. Eğer bu sorumluluk duyulmuyorsa ve kimse tartışamayacaksa ya da tartıştığında /eleştirdiğinde ‘elinin tersiyle itekliyor...' denilecekse kim hangi sözün kimin arkasına ya da önüne düştüğünü anlayacak. 26 yıl sonra böyle davranmak zamanla boşuna cebelleşmek olur kanaatindeyim. Eyül toplantısına ilşkin sıkıntılar var. Bunun nedenlerini de anlamak lazım.

 

Uzun süredir tartışılan toplantılara katılıma ilişkin prensip ve ilkelerin oluşturulmadığıdır. Katılım prensibi olan ‘aidiyetlik' tam olarak tanımlanmadı. Sıkıntıların kaynağında böylesi bir tutum elbette olabilecektir. Siyasete ve bir halkın kaderini değiştirmeye aday olunuyor. Bu ciddi davranışta elbette dünya da bölge de ve Türkiye/K. Kürdistan da yeni bir siyasi anlayışa eşlik edecek analitik ideolojik/politik tartışmaların ve siyasi vizyonların sürdürülebilir olmasını sağlayacak olması aranır. Diğer yandan siyaset yapmanın olmazsa olmazları vardır. Bunlardan en önemlisi yeniden bir araya gelişin geçmişini değerlendirmek zorunluluğudur. Bundan ürkmemek gerekir. Aksine yanlışlar ve hataları görmek dile getirmek iç açıcı olduğu kadar da yol açıcıdır.

 

Toplantıyı düzenleme komitesinden ve toplantıya katılanlardan düşüncelerine önem verdiğim kimi arkdaşlardan şahsıma gelen e-postalarda Diyarbakır toplantısına ilişkin benzer sıkıntıları ‘'Avrupalı arkadaşlardan duyduklarını ve kendilerini anlamadıklarını ve nedenlerini yazmaktaktadır.‘' Vildan arkadaşın bildiklerini bilmiyor olmak önemli değil. Önemli olan siyasi davranmayı gerektiren açıklık ve siyasi prensiplerin ahlaki ve hukuki uygulanabilirliğidir. Sait Aydoğmuş elbette toplantı ve Ömer Çetin'e ilşkin değerlendirmelerini ayrı yapabilirdi. Ancak Sait arkadaş değerlendirmesini bu yönde ve uslupta yapmış oldu. Kaldı ki Sait Aydoğmuş'un toplantıya herkesin katılım hakkını zaten teslim ediyor. Bana görede Ömer Çetin'in davet edilmesine bile gerek olmayan ve en az Sait Aydoğmuş'un sunduğu katkı ve katılım hakkı kadar hakkı olduğuna inanıyorum. Tabii beklenirdi ki Ömer Çetin'in Eylül toplantısında yapmadığını Bielefeld toplantısında yapmayan Sait Aydoğmuş'un bunun nedenlerini-anılan kırmızı çizgileri- bu eleştirel yazısın da açklamasıydı. Bu noktada Vildan arkadaşın, ‘Sait Aydoğmuş'un kendisine reva gördüğünü başkasına hak görmediği' eleştirisinin afaki cümlelerle oluşturduğu yazısın da kabul edilebilirliliğini boğduğunu düşünüyorum.

 

Kimse kendisini yanlış konumlamasın!

 

Toplantılar da açıklanan toplantı düzenleme/görevlilerinin yetkilerinin, ideolojik/siyasal tartışmaların yapılabilir/sürdürülebilir kapsamlı yeni bir toplantının düzenlenmesiydi...

 

Oysa ki bakın, ‘'/... Devrimci Demokratlar'ın Diyarbakır toplantısı ile artık siyasal arayışlarını kendiliğinden olmaktan çıkarıp örgütlü bir biçimde yürütmeye ve bu arayışı sonuçlandırmaya dair ortaya koydukları SİYASAL İRADE dir. Bunun dışındaki tüm iddialar gerçeklerden uzaktır. Dolayısıyla da KURGU dur. ‘' derken Vildan Tanrıkulu, arkadaşlarından aldığı sınırları belirlenmiş görevi ve sınırlı yetkiyi kendince projelendirmiş ve adını da ‘siyasal irade' olarak bırakmış bile. Şimdi ‘feverani' yazısında 11 kez kullandığı kurgu ile gerçek arasındaki ayrımı nasıl algılatmaya çalışacak bu arkadaşım.

 

Yeni çalışmaların halen biraraya gelme çalışmaları olduğunu ve her katılımın ‘bireysel' olmakla beraber ‘aidiyetlikle' ilişkisi oranın da katılım hukuku olduğu dikkatten kaçırılmış gibi davranmak doğru değildir.

 

Bir mücadale ve yeni bir kader birliği için yola çıkılacaksa elbette bu harekete ya da geleneğe hizmet etmiş, hapis yatmış, işkencelerin bedelini halen bile gecenin bir yarıların da terli ve çığlıkla uyanarak ödemekte olan, işkence tedavileri gören; işsiz, parasız ve pulsuz bir ömür geçirmeye mahküm olanlar, aileleri parçalananlar, hapiste, sınır boylarında, sürgünlerde ve faili meçhul(ler)de şehit (ler) verilerek; sürgünlerde ve ülkesinde iteklenerek yaşamayı kahrolası bir bedel olarak ödeyenler bir şeyleri sormak hakkına sahiptirler ya da bu haktan vazgeçme hakkkına. Eğer insanlar yeniden aynı güzergahta koşacak/yürüyecekse bunu şekillendiren ölçü (ler) de güven olmalıdır diye düşünüyorum.

 

Özellikle bu hareket adına kitleler içinde çalışan, insanları örgütleyen ve siyasi sorumluluk almış ve DDKD ve KİP bağlamın da tutuklanan, sorgularda kalan ve ceza yatanların; Kürd halkı adına yola çıktığı iddasında olmasının sorumluluğuyla kendileriyle/tarihleriyle yüzleşmeleri eğer yeni bir kader birliği yapılacaksa elzemdir. Bu anlamıyla vurgulamak istiyorum sorun kişisel/kişilerin değildir.

 

O tarhimizin kendisi aslında PKK'nin siyasi savunmasıyla dirildiği Diyarbakır zindanın da DDKD'yi boğan siyasi savunmasızlıktır.

 

Bir yüzbini aşan şehid ve sakat; demografisi ve coğrafyası altüst edilen K. Kürdistan da 26 yıl atıl kalmanın esas nedeni üzerimizde ki 12 Eylül tutumu ve zindan savunmasızlığının gölgesidir. Bu nedenle siyasi bir tarih değerlendirmesi bu halka ve ödenen bedellere rağmen yapılmıyorsa açık söyliyeyim yalnızca birlikte yürümek değil siyaset yapmakta zorlaşır.

 

Esasen DDKD' lileri zorlayan ve siyasi olarak gelişiminin önüne çekilen bu duvardır. Malessef bu duvar halen yıkılamadı. Siyasi savunma yapmadan ‘siyasi olmak' doğrusu içimi acıtıyor. Geçmişimizle yüzleşmenin nirengi noktasıdır bu siyasi savunma konusu.

 

 

(Diyarbakır toplantısına istenen ama gönderdiğim ancak bilmediğim bir azizliğe uğrayan mesajımı ilişikte ekliyorum.)

 

Vedat Güzel

2006-10-02

 

 

(Diyarbakır toplantısına istenen ama okunmayan mesajımdır)

Toplantı Düzenleme Komitesi Başkanlığına..
DİYARBAKIR

 

Yeniden bir araya gelen ama hiç bir zaman siyasi olmamak gibi bir lüksü edinmemiş yoldaşlarıma, 1975 ten başlayarak bugüne İstanbul'da, İskenderun da, Diyarbakır'da birlikte siyasi çalışma yaptığım; birlikte duvarlara yazı yazdığım, bildiri yazdığım/dağıttığım, mitinglere katıldığım; işkence tezgahlarında ve yıllarca cezaevlerinde acımı paylaştığım arkadaşlarıma selamlar ve şehid yoldaşlarımın anılarına saygılarımı sunuyorum...

 

Geleneğin, Dr. Şıvan'la başlayan 40 yılı aşkın özlemlerinin halen canlılığını koruduğunu ve bugünde Kürd sorunun çözümüne ve mücadale ihtiyaçlarına cevap verecek bir siyasi hareketin zemini olabileceğine inanıyorum.

 

T-KDP/KİP /DDKD/ geleneğinin eksikleriyle beraber günümüze taşımaya yol açan faktörler vardır. Bunlar arasında bu hereketin Kuzey Kürdistan'ın ilklerine imza atmasının yanında dün DDKD'li olma ayrıcalığını, Kurdistani duruş ve Kadrolarının/taraftarlarının siyasi olgunlukla ve kararlılıkla bugüne taşımış olmasıdır.

 

Bu siyasal davranışın tarihsel misyonunun ulusun kaderini değiştirmesini onaylayanların öncelikli işlevi: Olaylara/gelişmelere farkında olanlarla, olmayanların aynı perspektiften bakma poitikasızlığıyla siyasi kişilikte oluşan erezyonun çalışmalara yansımasının önlenmesi olacaktır düşüncesindeyim. Bunun yolununda ‘Gelenek' dediğimiz ve neredeyse kimlikleştirdiğimiz siyasi anlayışın tarihsel eleştirisi olacak bir davranışın onaylanmasıyla mümkün olabilecektir. Diğer bir deyişle kendi tarihimizle yüzleşerek ve ‘gelenek' tanımını tarihsel olarakta tarifleyerek Kuzey Kurdistanı'ın siyasi mirası olarak tarihlemek önemlidir. Aksi davranışın yani yeniden siyaset yapmanın yeni pespektiflerini olayları/şeyleri yaşanmamış kabul edecek bir ‘gelenekçi' tutumun örgütsel olarak popülizme, siyasal olarakta opurtinizme yol açması önlenemez.

 

Yeni siyasi duruşun günümüz dünyasının ve Kürtlerin ulusal ihtiyaçlarını cevaplayacak ve Kürd muhalefetini örgütleyecek/kucakayacak politikaları oluşturacak ilk adım olması vesilesiyle tarihselidir.

Başarılar...

 

Vedat Güzel/

 

01092006

 

1979 DDKD Gnl. Ynt. Yd.üyesi

1978 DDKD Diyarbakır Merkez Şube kurucu ve Yn. Krl. üyesi

1979-1980 Dicle Ünv. Diş. Hek. Fak. Ögr. Dernek Başk.

(Not: Mesajimım hem içerik hem hukuki olarak tüm sorumluluğu bana aittir. Vedat güzel)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Siyasette erdem

Özkök'ün Çağrısı

Türk solunda Hizbullah ve İsrail meselesi ne kadar Türkiye meselesi...

İsrail ve savaşı

Yeniden siyaset ve gelenek...

Yeniden siyaset ve tercihler!

Anılarını yaşatmak görev olmalı!

‘Verili Çatışma'
Bu yenilginin adı var mı?

DDKD ve çağrıya yanıtlar üzerine...

Çağrıyı davete dönüştürmek...

PKK ve Ayrışma/Farklılaşma

AB ve yeni Kürt sorunu dizaynı

TC açmazı ve PKK-Kürt çıkmazı...

Düşünmüyorsan yoktur!

Kürt siyasetçisi ve ‘‘emekli ’’ olma talebine bir kaç söz

Anti Amerikanizm’ ve Kerkük

YERELLİK ya da SECERELİ SİYASET

ANKARA/İMRALI, BRÜKSEL-DİYARBAKIR

Yahudiler, Kürtler ve antisemitizm!

Verheugen, sistem ve düdük!

Kurtacı mı?

TERSİNE DÜNYA’ ve TÜRKİYE’Yİ TÜTSELEYEN STRATEJİ UZMANLARI!..

‘‘ Kısır Döngü!’’

Türkiye’de kapışma ve karanklıkta atılan kurşunlar kime?

Türkiye iki kimlikli olabilir mi?

Hassasiyetler

Ötekileri algılama erdemi!

Gündemle ilişkilenmek!

Sanık yerine otur!

Kürtler ne istediğini ve neyi yapabileceklerini kendileri bilmeden başkalarına anlatamaz

Albaya hiç mektup yok!

Adı çalınan ülkeye mektup...

DDKD ve KÜRDİSTAN ve GELENEK