Yeni Anayasa çalişmalarinda Kürt kimliği tanimlanacak mi?..
Türkiye ekonomik ve siyasal gelişmeleri belirleyen küresel ilişkilere aday bir devlet olma kararlılığında yeni bir sürece girmektedir. Bu başlangıcın devletin niteliklerinin modern ve çağa uygunlaştırılmasıyla başlamak arzusunda/zorunluluğunda. Bu niteliksel değişim siyasal bakışla devrimci sayılmakla beraber anılan küresel ilişkilerin destek ve sınırlarını belirlemesi onu devrimci olma karekterinden uzaklaştırmaktadır. Ancak bu değişimi daha toplumsal ya da olabileceğinden daha ileri dönüşümlere yol açmasıda mümkün.
Bu değişimi Türkiye yeni bir ‘sivil' anayasayla başlatacağını aslında ilan etti. Bu başlangıcın sancılı olacağı kuşkusuzdur. Bu değişimden elbette Kürtler hem vatandaşlık statüsü gereği hem de etnik olarak etkilenecektir. Bu kaçınılmaz etkilenmeyi umursamamak anlamsız ve sıradan olur.
Türkiye de yeni bir değişim süreci başlatacak olan yeni anayasada her ne kadar devletin niteliklerini değiştirebildiği oranda devrimci/ilerici bir değişim karekteri taşıyacağı savlansa bile bunun Kürt sorunuyla ilişkisi oranında olabileceğini iddia etmek doğru olur.
Türkiye de değişim nasıl olabilir ve bu Kürtlere nasıl yansır diye tartışmak gerekiyor. Bu değişimin sınırları değiştirilebilecek devletin nitelikleriyle beraber genişletilmiş birey haklarıyla gündemleştirilecektir. Eğilimin yeni anaysa da hükümleşecek genişletilmiş birey haklarıyla Kürtlerin talepleri ve etnik tanımına yer verilmeyecek olmasıdır.
Bu anlamda tartışmanın boyutlarını günümüzde Türkiye de gelişen ve gündemi alacak olan ‘yeni anayasa' tartışmalarına önemli bir başlıkla katılmak gerekiyor: Bu yeni Anayasa da Kürt başlığı olmalıdır.
Kendini temsil edeni, ulusal davranan ve sorununu haklar çerçevesinde dile getirenlerin siyasal/demokratik konsensusuyla tanıyacak olan Kürtlerin, doğru sonuçlara ulaşabileceğini varsayabiliriz.Temsil sorunun reel değil ama doğru çözümünü bu paragrafa içselleştirmenin anlamını herkes çoğaltabilir demek isterken olmayan sivil toplum örgütlerimizin işlevini de yüklenmek zorunda kalmış olan siyasi örgütlerimizin bu işlevi hakkıyla yerine getirmediğini/getiremediğini ama umut edilir ki konsensusun bu işlevi yerine getirme adına da olsa sağlayabileceğidir .
Diğer yandan doğru düşünüp doğru yapma olanaksızlıklarıyla hercü-merc olan Kürt siyasetçilerinin doğru değerlendirip/düşünüp reel davranma yetisi edinmeleride bir çok konuda olduğu gibi yeni anayasa çalışmaları/tartışmalarında gereklidr. Düşünelim ki önümüzde ki on yıl yeni anayasa hükümleriyle/şartlarıyla şekillendirilecek. Bu hükümler Türkiye de yalnızca ögürlükleri ve siyasal davranışları belirlemeyecek milli ya da ulusal kimlik tekliğini de bir şekilde belirleyecek ya da farklılaştıracaktır/çoklayacaktır. Anayasanın niteliğini tek başına bile anlatımı olacak olan bu tanımlama nasıl olmalıdır tartışmasını elbette Kürtler yapabilmelidir.
Basın haberleri doğruysa, Başbakan Erdoğan, vatandaşlık tanımını yeni anayasaya göre tanımlarken, ‘‘Türkiye Cumhuriyetine vatndaşlık bağı ile bağı ile bağlı olan herkes Türktür. '' dedi. Bugün ki anayasa 66. maddesi: ‘Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür' demekte.. Bir düşünülen anayasa ve bir değiştirilmek istenen anayasa maddesi arasında ki fark: Anayasanın 3 maddesinde ki ‘Dili türkçedir' ile değişik resmi dili türkçedir diyemiyecek kadar ‘‘demokrat'' değişim yanlılarıyla sürdürülüyor gibi.. Bu ne kadar değişim ne kadar demokratiktik/demokrasi demek gibi bir yeti kaybıyla tartışılmayacaksa, Kürtler kendi gündemini oluşturmalı. Kürt başlığıyla olası talepleri anayasa çalışmalarına dayatmalıdır. Bu değişim anlayışının demokrasi ve demokratik dönüşümlere ihtiyacı olan Türk halkının gerçek gündeminin Kürt taleplerle ilintili olduğuda gerekçelenidirilerek anlatılabilmelidir..
Diğer yandan Kürtler de bu anayasa çalışma sürecinin önemini bütün boyutlarıyla kavramak durumunda. Türklerin sıkıntısının en az Kürtler kadar olduğunu farkedebilirsek Anayasa' ya ilişkin taleplerde daha deneyimsel ve siyasal davranmak mümkün olabilir mi demekte gerekiyor. Bilinen odur ki demokrasi ve demokratikleşme sorunu yaşayan Türkiye/Türkler, ne kendi sosyal ve bireysel özgürlüklere ilişkin hukuki altyapısını dönüştürebilmiş ne de Kürt sorununu ‘derin devlet' erbabının yaklaşımı/çözümsüzlüğü dışında kavrayabilmiştir . Bu doğru kavrayamamanın 1980 Eyül darbesiyle ve 1982 anayasasıyla Türk aydın hareketlerinin ve solun tasfiye edilme süreciyle daha derinlere kök saldığını ve ensest ırkçılıkla yaygınlaştırıldığını Kürt tarafı olarak görmek durumundayız. Bunun aşılmasının doğru çözüm perspektiflerinin kansız/kavgasız tartışılabileceğine inanmak durumundaysak -ki ben inanıyorum daha güçlü ve akılcı taleplerle gündemi şekillendirebilmek mümkün.
Türkiye de gerçek bir demokrasi ve devletin hukuk normlarıyla yeniden yapılandırılmasının, öncellikli olarak Türkiye de hep aktuel asker-sivil kavgasını ve dolayısıyle bu kuvvetler arası güç dengelerine etki sağlayan “irtica” , Kürt sorunu ve benzeri klasik/geleneksel sorunların yanlış kullanılması, yansıtılması ve pojelendirilmesinin önlenebilmeside mümkün demek yanlış olmasa gerekir.
Böylesi bir zeminde sorunun doğru ve pravakasyonsuz tartışılması hem de bilinen ‘derin devlet' anlayışını red ederek yeni anayasanın zamana yayılacak ve kamuya açık bir zaminde şiddeti red eden bir kültürel formasyonla tartışmak Türk aydınları, demokratik kuruluşları ve siyasi legal/illegal örgütlerinin tarihi görevi olduğunu düşünüyorum.
Diğer taraftan Kürt aydınları, siyasi hareketleri; ulusalcı demokrat ve devrimcileri ve islam-i görüş /siyasetçileride ortak kosensuslarını oluşturup yeni ve modern Kürt siyasasınında önünü açabilecek anayasal teleplerini gündeme taşıyabilmelidir. Son birkaç yıldır legalliteyi tartışan, şiddeti red eden yeni ve modern bir siyasallaşma diyerek bunun adımlarınıda atmış olan Kürtlerin bu konsensusu başarabilecekleri beklenir .
Önümüde ki aylarda hukuki ve siyasal itirazlar olmazsa -ki askerin tepkileri beklenmektedir. anayasa referandumu olabilir. Bu asker/ ”laik” tartışmasında ve İmralı kaynaklı olası verili çatışmaların verili etkileriyle sınırlandırılmış ya da Kürt sorunun tartışılmasını ve taleplerini gözardı etmiş bir anayasa referandumu gerçekleşebilir. Bu süreci hem Türkiye de daha çok demokrasi ve haklar hem de Kürt sorununun verileriyle doğru zeminlerde ve hak-ı temsiliye adına değerlendirmek doğru olacaktır.
Kürt kamuoyunun taleplerine ilişkin gündem de Kürt hukukçu, aydın ve siyasetçilerin Kürt kamuoyuna açık tartışacakları ciddi plartformlarla ve kendi basını ve yayın araçlarıyla olmalıdır.
Bu tartışmalara neden Avrupa Birliği Azınlıkları Koruma Çerçeve Anlaşmasıyla başlatmıyalım. Bask, Katalan örnekleri ve Belçika anayasası Kürt basınında yayınlanabilir demekte yanlış olmaz. Bunda amaç elbette olabildiğince anayasa tartışmalarında Kürtlerin doğru bilgi donanımını sağlamak yanında doğru ya da reel taleplerin ortaya çıkmasına zemin olmalıdır.
Eğer taraf olacaksak kendimizi tanımlayabilecek siyasal ve meşru argümentlerin yanında tanımlanmış yasal/hukuki argümentlere de ihtiyacımız olacağını kabul etmek durumundayız. Türkiyenin yeni bir anayasa ihtiyacı elbette vardır ama Kürtlerinde bir o kadar siyasi ve haklar hukukuyla anayasal tanımlamalara ihtiyacı olduğuda bir gerçektir. Bu tanımlama yeni ve demokratik bir anayasada Kürt başlığıyla mümkün olabilir.
Bügünün koşulları ve Türkiyenin AB ilişkiler süreci, bu başlık içinde zamanlama olarakta uygundur. Daha uygun bir ilişki atmosferi DTP' nin Kürt kimliğini ‘İmralıya' rağmen öne çıkararak Kürtler arası yapılabilecek/çalışılıabilecek konsensusa katılması önemlidir. Anayasa'da Kürt başlığını tartışmayı ve AB plartformlarına taşımayı da önüne koyacak bir çalışma sonuç alıcı alabolecktir.
7 Nisan 2007 tarihli İsveç gazetesi Dagens Nyheter haber/makalesinde, Türkiyenin sonbahar AB görüşmelerine dikkat çekerken:Avrupa Birliği Türkiye ile üyelik tartışmalarında her zaman: Askerin ülke yönetiminde ki rolünün azaltılması ve azınlık haklarının Kürtlere ve diğer etnik gruplara verilmesinin tartışıldığını yazmaktadır.
Ancak kısmen basına yansıyan yeni anayasa çalışmalarında ki gizlilik Öyle anlaşılıyor ki Kürt sorununu ve demokratik taleplerini etnik anlamından soyutlanarak genişletilecek birey hakları bünyesine alınacak bir AKP/devlet oldu bittisiyle sonbahar görüşmelerine katılmayı programlamış. Ama unutulan odur ki referanduma Kürd başlıksız bir anaysa ile andıkları misalden Güneydoğuda bir tek oy bile alamıyacak olmalarının Kürtler için onur neselesi olması gerektiğidir. Bu ulusal bir kaygı olmalıdır. Ne dinsel bir bakışın ya da müslüman olmanın tarikatlar birliğine tevecühü ne de iktidar ilişkisini cazibesi olmamalıdır..
Kürt başlığı olmayan neden anayasa refrandumu boykot edilmesin ki...
Hatırlatmak ta fayda olacaktır ki kimi Türk aydın ve anayasa hukuçularının ‘yeni anayasa' çalışmalarına altrnatif taslağında açık olmamakla beraber Kürtlerin Lozan' da dini azınlıklar gibi ‘gayri müslim akkalliyetler' olarak tanımlanan belirsiz bir etnisite tanımına düşürülmesine izin verilmemelidir.
Vedat Güzel
11.09.07