Vedat GÜZEL / internet_word@hotmail.com

Arşiv

Sanık yerine otur!

Kültür; toplumların varoluşları boyunca ürettikleri-sanat, edebiyat, bilim vb. varlıksal ilişkilerini şekillendirdikleri-birey, aile, toplum, devlet- değerler toplamının ortaya çıkardığı toplumsal kişilik ve davranış bütünlüğüdür. Bu anlamda geçirdiği süreçlerin sosyo-ekonomik yapılarının derin izlerini taşır.

Kültür bireyi kendi toplumsal ve ulusal değerleriyle ifade edebildiği yegane farklılığıdır. Arabın Arap olarak anılması; bir Türkün Türk ya da bir Almanın Alman olarak anılması gibi yaşamış olduğu coğrfayadan önce kültürel yanını düşündürtür. Kültürler muhakakki evrimleştiği coğrafyayı yansıtmakla beraber topluma bir takım sosyal ögeleride verirki buda o kültürel yapının insanında belirgin özellikler ortaya çıkarır.

Kürtlerinde, yüzyıllara dayalı baskı ve sömürgeciliğe karşı duran bir direnişin ortaya çıkardığı kültürün sahibi olmadığını kim iddia edebilir ki...

Bügün İsveç' te olduğu gibi Kürtlerin farklılığı '' kültürel ögeleriyle'' anılması gibi değil elbette kürd kültürü.

Kürdü kürd olarak değilde yanılsamalı filozofik bir oyunbazlıkla birey olarak algılatılmaya çalışılan içi boşaltılmış, kimliksizleştirilmiş bir birey-insan kavramı içine sokulmaya çalışılmaktadır.

İsveçliyi bir birey olarak düşündüğümde aklıma gelen: Özgürce dilini, dinini ve kültürünü yaşayabilen; toplumsal üretkenlik ve etkinliğe katılabilen insan olmakta. Ama kürdü, kültürünün dışında düşündüğüm de bu tam olarak ta ' birey' resmini vermiyor bana. Bireyin resminde ki esas fon bulanık kalıyor. Resimdeki renksizlik sırıtıyor. Resimdeki bireyin yüzünde pişmanlık gölgeleri altında kalan bir zoraki tebesüm var.

İsteksiz, küskün ve kaybolmuşluk korkusu halellenmiş gibi resmin donukluğunda. Birey gibi davranmak ve birey olmak arasında ki filozofik yanılgılı yanılsama da kimliksizlik gerekçelendiriliyor. İşte tamda söylemek istediğim buydu. Birey ve kimlik; kimliksiz kişilik ve kişiliksiz kimliklenme.

Kürtler ve kültürü bugün böylesine bir alaboranın yıkıcı dalagalarına itilmekte gibi. Ve Kürtler İsveç kamuoyunu meşgul ediyor. Tıpkı Palme cinayetinin '' SANIĞI'' olarak lanse edilip mahkemelerde değil ama İsveç ve avrupa kamuoyunda mahkum edilişi gibi. Bu olayla ''terörist'' gibi algılatılan Kürtler Avrupa da izole edildi. Kürtlerin en çokta Faşist Eylül diktatörlüğünün Kürt halkına yapmış olduğu zülme ve kirliliğe karşı kamuoyu yaratmasının en gerekli olduğu bir dönemde bu yaşandı.

Bugünlerde Fadime cinayetinde de benzer bir oyun sahneleniyor. Türkiye Avrupa birliğine üyelik konusu martta Brükselde ele alınacakken ve Türkiyede ' kürtçe eğitim dili' olarak gündemleşmişken...

Öyle ki boyutları neredeyse hükümet krizine yol açtı açacak gibi oldu. Daha şimdilerden ' Fadime olayı' nın Kürt kültürüyle ilgisi olmadığını söyleyen Vänster parti lideri Gudrun Shyman eleştirilerin hedefi olmaktan kurtulamıyor. Kürt kültürünün '' patriatik'' olmadığına demeye getiriyor gibi bir izlenimle değil, net olarak '' ... Fadime kürt kültürünün kurbanı değildir.'' dedi. Bu açıklama sıradan veya ayak üstü ilgi toplamak için yapılan popülist politikacı açıklaması değildi. Parti kongresinde açıklamıştı bunu. Yani resmi bir tutumdu bu. Bu açıklama büyük bir rahatsızlığa yol açtı kimi çevrelerde.

Belki tepkiler Kürd kültürünün ''partriatik'' olup olmadığnı da aşarak kadın-erkek sorunu ya da eşitliği ve/eşitsizliği meselesi Kürtlerin ''patriatik'' kültüründen yana ve/ karşı olmakla tanımlanır da Vänster parti tabanı sosyal demokratlara kayar. Ya da iktidar partisi sosyal demokratlar kadın haklarından yana oldukalarını bu vesileyle tescil ettirip hem İsveçli kadınların hem de ''göçmen '' kadınların oylarını potalayabilirler.

Parlemantoda hükümetin entegrasyon politikası ve bu işin paralı projelendirmelerle ' gerçekleştirme' çalışmaları masaya yatırıldı. İktidar partisinin göçmen ve entegarasyon bakanları birden bire kürtleri, kürd kültüründen korumak yönünde açıklamalara başladılar, ''üzüntüleriyle'' birlikte. Aile içi çatışmanın kurbanı olan ' Fadime' Kürt kültürünün karşısına konarak, kınanması gereken adli bir olay Kürd kültürüyle boyanıp Kürtler suskunluğa itilmektedir.

Gazeteler ve televizyonlarda soğuk, heyecansız, iteklenmiş tartışmalar ve Kürtlere ilişkin çok bilmiş tartışmacılar günlerdir izlendi. Olay gına getirmedi de neredeyse Fredinin kabusuna dönüştü demem gerekiyor.

Herkes tartışıyor. Okullarda, üniversitelerde, sokalarda iş yerlerinde; barlarda ve heryerde. Bilen bilmeyen Kürt kültürüyle atışıp duruyor ve İsveçliler kültirüyle kendi deyimleriyle ' stolt över' oluyorlar. Kürtlere ilişkin ise ''Göçebe halk'' , '' onur kavramı, kendi çocuklarını öldürmeye hazır bir kültürün insanları'' , ''Fadime cinayetinin asıl nedeni Kürd kültürüdür'' , '' babaerkil kültür'' vb açıklamalar. Ve Göçmen kadının özgürlüğünü istediği elbiseyi seçme ve evlilk öncesi sex özgürlüğüne düşüren bir anlayışın salvosunda Kürt toplumu.

Kendisiyle konuşmaktan ve yabancıya bile bakmaktan üşengeç bu toplum duygularını örterek ''yabancı dostu'' olmanın da ötesinde kurtarıcısı olma tarzında yorumlar ve konuşmalar yapıyor. Hatta Danimarka' a örneklenerek ne anlatılmak isteniyorsa leb demeden leblebi dedirtircesine 'aya baya' yapılıyor, suskun bakışlarla dilsizlendirilmişlere.

Tartışma ve haberler hep tek yanlı sunularak adeta bir Kürt aleyhtarlı kampanya sürdürüldü. Bu kampanya içine sokulmuş bazı Kürtler kendinde Kürtler adına konuşma 'hak ve yetkisi' görenler diyet öder gibi kürtlüğe yönelmekten geri kalmadılar. Bu tipler genelikle Kürt kamuoyutarafından tanıdık olmaları açısından kayda değer olmamakla beraber üzücü olan kürt özgürlükleri ya da ''bağımsızlığı'' adına var olduğunu iddia eden tüm siyasi hareket, gurup ve partiler süt dökmüş kedi misali sessiz kalmalarıdır.

Bin Ladin olayı ya da Asrtrid Lindgren vefatı bu kadar oyalamadı bu toplumu.

Kürtlerin özgürlükleri adına bedenlerini ateşe vermesine tınmadı bu toplum. Kürtleri terörist yaftalarıyla terörize etmekten geri durmayan bu toplum ne kadar da duyarlı olmuş (!?) Kürdü, Kürd kültüründen korumaya hatta kurtarmaya çalışıyorlar. Tıpkı Türkiye' nin Kürdü imha politikasındaki motivi olan '' Kürdü, Kürd teröristen koruyor olması'' (!!??) lafzında.

Kürtlerin en insani hakkı olan ana dilinde eğitim için bir dilekçe vermesine gösterilen tepkiler ve tutuklamalar görülmüyor. İşkencehanelerde Kürt genç kızlarının cinsel oraganlarına cop sokulması adli vakalar olarak algılanıyor. Savaşçı Kürt kızlarının cesedlerıne bile tecavüz etmekten geri kalmayan Türk askerinin, öldürülen Kürt gerilasının kulağını ve burnunu kesme sadizmi es geçiliyor; kimse ayaklanıp bunu kınamıyor. Trajik görüntülerle sergilenen seromonilerle acı bir adli vaka etrafında Kürt kültürü 'patriatik'' diye yerlere çalınıyor ve kadına şiddetin merkezinde gösteriliyor.

Oysaki İsveç'te her 4 kadından biri istatiksel olarak şiddete maruz kalmaktadır. Brottsofferin rakamlarına göre Şiddete ve aşağılanmaya maruz kalan kadınlardan resmi başvuruların sayısı: 1999 da 20 900, 2000 de 20 517, 2001 de ise 20 312 bu rakamlar görülebilir rakamlar olduğu dikkate alınırsa İsveç' te kadına şiddetin boyutların ürkütücülüğü ortaya çıkmaktadır.

Bu resmi başvurulara birde kadını ruhen öldüren aşağılayıcı, eziyet edici ve terörize eden işkencenin bir biçimi olan tecavüzün ve seks suçlarının rakamlarıda eklenirse ki yine Brotts Offer' in son üç yılın rakamlarına göre: 1999 da seks içeren suç: 9081, tecavüz: 2104. 2000 de seks içeren suç: 8734, tecavüz: 2024. 2001 de seks suçu 9026 tecavüz: 2078.

Bu pisliğin dizboyu olduğu açık. Ancak Fadime' olayıyla başlatılan kampanyaya bakılırsa buna neden ''Patriarkisk Kürt Kültürü''. Neyin 'patriartisk' olup olmadığını en iyi Kürtler bilir bilmesine de bunu Kürde soran olmaz. Başkaları Kürtler adına konuşur sanır bizlerde dinler gibi yaparız ya...

Bir İsveçlinin kendi kültürüyle övünmesinden az değildir Kürdün kültürüyle övünmesi. Kürtler bin yıllardır kendi kültürü ve kültürünün dinamik ögeleriyle ve bu dinamizmin akışanlığını sağlayan diliyle bugünlere geldi.

Kendi kültürü yerine, topraklarını parçalayan, sömürgeleştiren ve her türlü zorbalıkla asıl entegrasyonu gerçekleştirmeye çalışan sömürgecilerin kültürünü yaşamış olsaydı bugün Kürdün esamesinden dahi söz edilemezdi.

Binyıllar sonra kimsenin haddine değildir Kürt kültürünü aşağılamak.

Kürtlerin devleti yok!

Kürtletrin dili yasak!

Kürtlerin halk olarak varlığı yok sayılır!

Ama kültürü var sayılarak yerlere çalınır!

Bu kültürde kadının belirleyici bir yeri vardır.

Kürt kültürün de kadınlara türküler yakılmıştır, kadın sevdasına her daim boyun eğilmiştir. Kürt kültüründe kadın hep ana figüründedirr. Kürtlerde kadına hep hürmet edilmiştir bu bir gelenektir; bu halende böyledir. Kadın bir sevgilidir, kadın bir anadır, kadın bir bacıdır Kürtlerde ve önemlisi de Kürt kadını tarih boyunca mücadale alanlarında hep önde olmuştur. Yine ulusal kurtuluş savaşları tarihinde kolay rastlanmayan bir kadın gerilla hareketiyle de bunu kanıtlamıştır. Biz kadınlarımızla övünürüz de; Leyla Kasım bizim kızımzdı. 1938' de bastırılan Dersim Kürt isyanıında Türk askerlerinin eline geçmemek için kafile kafile İksor uçurumlarından atlıyan Kürt kadınları bizimdir. Kocasını, oğlunu yarı yolda bırakmayan cefekar ve vefakar kadınlarımız hapishane yıllarımızda, sürgünlerimizde ve her türden zorluklarda yol göstericimizdir. Terketmeyen sevdaları kadınlarımız da yaşadık ve öğrendik.

Kürt kadınlarının fedakarlıklarıyla büyüdüm ve mücadalemizde ki savaşkan ruhlarıyla bu kültürde bilendim. Bu bana övünç kaynağıdır; bunu kimse ve hiç bir yasa elimden alamaz. Buna gücü de yetmez.

Lokal bir olayı ve aile içi çatışmaların sonucu üzücü ve hiçte istenmeyen acı adli bir vakayı kullanarak Kürd kültürüne saldırma ve onu aşağılama en az yaptığı işin sorumsuzluğu oranında bir halka düşman davranıştan başka bir şey olmadığını düşünüyorum.

Özelliklede Kürt meselesini şiddetin dışında gündeme gelmesinin yaşandığı bu süreçte Kürtlere ilişkin bu kadar olumsuz ve yanlış bir karalama kampanyasının başlatılması bazı adresleri ve politikları akla getiriyor.

Bütün bunların yanın da Kürtlerin kendiliğinden bir halk olmadığını tam da anlatma zamanıdır diye düşünüyorum.

Bir halkın halk olmasının en önemli göstergesi tüm ulusu hedef alan ve onuru olan özgürlük mücadalesinden alı koymaya dönük ve ulusal aşağılama içeren her davranışa ve etkinliğe karşı ortaya konulan milli reaksiyonlardır.

Bunu örgütleyebilmek ve halkın kendiliğinden bir halk olmamasını sağlamanın en etkili temalarından biri olması da kuşkusuzdur. Buna sorumluluğu olanların bir adım öne çıkması gerekir diyede düşünüyorum.

İsveçte bu aşağlanmayı Kürtler hak etmedi demek gerekiyor ve buna tavrım olmalı diyecek kadar da kürt halkına ve kültürüne karşı sorumlu olunması gerekir diye düşünüyorum.

Stockholm 11.02.2002

Kaynaklar: DN: 020202, 020126, 020129, 020130 ve Brottsförebyggande rådet yıllık suç istatistkleri

Kürt siyasetçisi ve ‘‘emekli ’’ olma talebine bir kaç söz

‘Anti Amerikanizm’ ve Kerkük

YERELLİK ya da SECERELİ SİYASET

ANKARA/İMRALI, BRÜKSEL-DİYARBAKIR

Yahudiler, Kürtler ve antisemitizm!

Verheugen, sistem ve düdük!

Kurtacı mı?

TERSİNE DÜNYA’ ve TÜRKİYE’Yİ TÜTSELEYEN STRATEJİ UZMANLARI!..

‘‘ Kısır Döngü!’’

Türkiye’de kapışma ve karanklıkta atılan kurşunlar kime?

Türkiye iki kimlikli olabilir mi?

Hassasiyetler!

Ötekileri algılama erdemi!

Gündemle ilişkilenmek!

Kürtler ne istediğini ve neyi yapabileceklerini kendileri bilmeden başkalarına anlatamaz

Albaya hiç mektup yok!

Perdenin arkasındaki...

Adı çalınan ülkeye mektup...

DDKD ve KÜRDİSTAN ve GELENEK