Kültür; toplumların varoluşları boyunca ürettikleri-sanat,
edebiyat, bilim vb. varlıksal ilişkilerini şekillendirdikleri-birey, aile,
toplum, devlet- değerler toplamının ortaya çıkardığı toplumsal kişilik ve
davranış bütünlüğüdür. Bu anlamda geçirdiği süreçlerin sosyo-ekonomik
yapılarının derin izlerini taşır.
Kültür bireyi kendi toplumsal ve ulusal değerleriyle ifade
edebildiği yegane farklılığıdır. Arabın Arap olarak anılması; bir Türkün
Türk ya da bir Almanın Alman olarak anılması gibi yaşamış olduğu coğrfayadan
önce kültürel yanını düşündürtür. Kültürler muhakakki evrimleştiği
coğrafyayı yansıtmakla beraber topluma bir takım sosyal ögeleride verirki
buda o kültürel yapının insanında belirgin özellikler ortaya çıkarır.
Kürtlerinde, yüzyıllara dayalı baskı ve sömürgeciliğe
karşı duran bir direnişin ortaya çıkardığı kültürün sahibi olmadığını kim
iddia edebilir ki...
Bügün İsveç' te olduğu gibi Kürtlerin farklılığı ''
kültürel ögeleriyle'' anılması gibi değil elbette kürd kültürü.
Kürdü kürd olarak değilde yanılsamalı filozofik bir
oyunbazlıkla birey olarak algılatılmaya çalışılan içi boşaltılmış,
kimliksizleştirilmiş bir birey-insan kavramı içine sokulmaya çalışılmaktadır.
İsveçliyi bir birey olarak düşündüğümde aklıma gelen:
Özgürce dilini, dinini ve kültürünü yaşayabilen; toplumsal üretkenlik ve
etkinliğe katılabilen insan olmakta. Ama kürdü, kültürünün dışında
düşündüğüm de bu tam olarak ta ' birey' resmini vermiyor bana. Bireyin
resminde ki esas fon bulanık kalıyor. Resimdeki renksizlik sırıtıyor.
Resimdeki bireyin yüzünde pişmanlık gölgeleri altında kalan bir zoraki
tebesüm var.
İsteksiz, küskün ve kaybolmuşluk korkusu halellenmiş gibi
resmin donukluğunda. Birey gibi davranmak ve birey olmak arasında ki
filozofik yanılgılı yanılsama da kimliksizlik gerekçelendiriliyor. İşte
tamda söylemek istediğim buydu. Birey ve kimlik; kimliksiz kişilik ve
kişiliksiz kimliklenme.
Kürtler ve kültürü bugün böylesine bir alaboranın yıkıcı
dalagalarına itilmekte gibi. Ve Kürtler İsveç kamuoyunu meşgul ediyor. Tıpkı
Palme cinayetinin '' SANIĞI'' olarak lanse edilip mahkemelerde değil ama
İsveç ve avrupa kamuoyunda mahkum edilişi gibi. Bu olayla ''terörist'' gibi
algılatılan Kürtler Avrupa da izole edildi. Kürtlerin en çokta Faşist Eylül
diktatörlüğünün Kürt halkına yapmış olduğu zülme ve kirliliğe karşı kamuoyu
yaratmasının en gerekli olduğu bir dönemde bu yaşandı.
Bugünlerde Fadime cinayetinde de benzer bir oyun
sahneleniyor. Türkiye Avrupa birliğine üyelik konusu martta Brükselde ele
alınacakken ve Türkiyede ' kürtçe eğitim dili' olarak gündemleşmişken...
Öyle ki boyutları neredeyse hükümet krizine yol açtı
açacak gibi oldu. Daha şimdilerden ' Fadime olayı' nın Kürt kültürüyle
ilgisi olmadığını söyleyen Vänster parti lideri Gudrun Shyman eleştirilerin
hedefi olmaktan kurtulamıyor. Kürt kültürünün '' patriatik'' olmadığına
demeye getiriyor gibi bir izlenimle değil, net olarak '' ... Fadime kürt
kültürünün kurbanı değildir.'' dedi. Bu açıklama sıradan veya ayak üstü ilgi
toplamak için yapılan popülist politikacı açıklaması değildi. Parti
kongresinde açıklamıştı bunu. Yani resmi bir tutumdu bu. Bu açıklama büyük
bir rahatsızlığa yol açtı kimi çevrelerde.
Belki tepkiler Kürd kültürünün ''partriatik'' olup
olmadığnı da aşarak kadın-erkek sorunu ya da eşitliği ve/eşitsizliği
meselesi Kürtlerin ''patriatik'' kültüründen yana ve/ karşı olmakla
tanımlanır da Vänster parti tabanı sosyal demokratlara kayar. Ya da iktidar
partisi sosyal demokratlar kadın haklarından yana oldukalarını bu vesileyle
tescil ettirip hem İsveçli kadınların hem de ''göçmen '' kadınların oylarını
potalayabilirler.
Parlemantoda hükümetin entegrasyon politikası ve bu işin
paralı projelendirmelerle ' gerçekleştirme' çalışmaları masaya yatırıldı.
İktidar partisinin göçmen ve entegarasyon bakanları birden bire kürtleri,
kürd kültüründen korumak yönünde açıklamalara başladılar, ''üzüntüleriyle''
birlikte. Aile içi çatışmanın kurbanı olan ' Fadime' Kürt kültürünün
karşısına konarak, kınanması gereken adli bir olay Kürd kültürüyle boyanıp
Kürtler suskunluğa itilmektedir.
Gazeteler ve televizyonlarda soğuk, heyecansız, iteklenmiş
tartışmalar ve Kürtlere ilişkin çok bilmiş tartışmacılar günlerdir izlendi.
Olay gına getirmedi de neredeyse Fredinin kabusuna dönüştü demem gerekiyor.
Herkes tartışıyor. Okullarda, üniversitelerde, sokalarda
iş yerlerinde; barlarda ve heryerde. Bilen bilmeyen Kürt kültürüyle atışıp
duruyor ve İsveçliler kültirüyle kendi deyimleriyle ' stolt över' oluyorlar.
Kürtlere ilişkin ise ''Göçebe halk'' , '' onur kavramı, kendi çocuklarını
öldürmeye hazır bir kültürün insanları'' , ''Fadime cinayetinin asıl nedeni
Kürd kültürüdür'' , '' babaerkil kültür'' vb açıklamalar. Ve Göçmen kadının
özgürlüğünü istediği elbiseyi seçme ve evlilk öncesi sex özgürlüğüne düşüren
bir anlayışın salvosunda Kürt toplumu.
Kendisiyle konuşmaktan ve yabancıya bile bakmaktan üşengeç
bu toplum duygularını örterek ''yabancı dostu'' olmanın da ötesinde
kurtarıcısı olma tarzında yorumlar ve konuşmalar yapıyor. Hatta Danimarka' a
örneklenerek ne anlatılmak isteniyorsa leb demeden leblebi dedirtircesine 'aya
baya' yapılıyor, suskun bakışlarla dilsizlendirilmişlere.
Tartışma ve haberler hep tek yanlı sunularak adeta bir
Kürt aleyhtarlı kampanya sürdürüldü. Bu kampanya içine sokulmuş bazı Kürtler
kendinde Kürtler adına konuşma 'hak ve yetkisi' görenler diyet öder gibi
kürtlüğe yönelmekten geri kalmadılar. Bu tipler genelikle Kürt
kamuoyutarafından tanıdık olmaları açısından kayda değer olmamakla beraber
üzücü olan kürt özgürlükleri ya da ''bağımsızlığı'' adına var olduğunu iddia
eden tüm siyasi hareket, gurup ve partiler süt dökmüş kedi misali sessiz
kalmalarıdır.
Bin Ladin olayı ya da Asrtrid Lindgren vefatı bu kadar
oyalamadı bu toplumu.
Kürtlerin özgürlükleri adına bedenlerini ateşe vermesine
tınmadı bu toplum. Kürtleri terörist yaftalarıyla terörize etmekten geri
durmayan bu toplum ne kadar da duyarlı olmuş (!?) Kürdü, Kürd kültüründen
korumaya hatta kurtarmaya çalışıyorlar. Tıpkı Türkiye' nin Kürdü imha
politikasındaki motivi olan '' Kürdü, Kürd teröristen koruyor olması''
(!!??) lafzında.
Kürtlerin en insani hakkı olan ana dilinde eğitim için bir
dilekçe vermesine gösterilen tepkiler ve tutuklamalar görülmüyor.
İşkencehanelerde Kürt genç kızlarının cinsel oraganlarına cop sokulması adli
vakalar olarak algılanıyor. Savaşçı Kürt kızlarının cesedlerıne bile tecavüz
etmekten geri kalmayan Türk askerinin, öldürülen Kürt gerilasının kulağını
ve burnunu kesme sadizmi es geçiliyor; kimse ayaklanıp bunu kınamıyor.
Trajik görüntülerle sergilenen seromonilerle acı bir adli vaka etrafında
Kürt kültürü 'patriatik'' diye yerlere çalınıyor ve kadına şiddetin
merkezinde gösteriliyor.
Oysaki İsveç'te her 4 kadından biri istatiksel olarak
şiddete maruz kalmaktadır. Brottsofferin rakamlarına göre Şiddete ve
aşağılanmaya maruz kalan kadınlardan resmi başvuruların sayısı: 1999 da 20
900, 2000 de 20 517, 2001 de ise 20 312 bu rakamlar görülebilir rakamlar
olduğu dikkate alınırsa İsveç' te kadına şiddetin boyutların ürkütücülüğü
ortaya çıkmaktadır.
Bu resmi başvurulara birde kadını ruhen öldüren
aşağılayıcı, eziyet edici ve terörize eden işkencenin bir biçimi olan
tecavüzün ve seks suçlarının rakamlarıda eklenirse ki yine Brotts Offer' in
son üç yılın rakamlarına göre: 1999 da seks içeren suç: 9081, tecavüz: 2104.
2000 de seks içeren suç: 8734, tecavüz: 2024. 2001 de seks suçu 9026 tecavüz:
2078.
Bu pisliğin dizboyu olduğu açık. Ancak Fadime' olayıyla
başlatılan kampanyaya bakılırsa buna neden ''Patriarkisk Kürt Kültürü''.
Neyin 'patriartisk' olup olmadığını en iyi Kürtler bilir bilmesine de bunu
Kürde soran olmaz. Başkaları Kürtler adına konuşur sanır bizlerde dinler
gibi yaparız ya...
Bir İsveçlinin kendi kültürüyle övünmesinden az değildir
Kürdün kültürüyle övünmesi. Kürtler bin yıllardır kendi kültürü ve
kültürünün dinamik ögeleriyle ve bu dinamizmin akışanlığını sağlayan diliyle
bugünlere geldi.
Kendi kültürü yerine, topraklarını parçalayan,
sömürgeleştiren ve her türlü zorbalıkla asıl entegrasyonu gerçekleştirmeye
çalışan sömürgecilerin kültürünü yaşamış olsaydı bugün Kürdün esamesinden
dahi söz edilemezdi.
Binyıllar sonra kimsenin haddine değildir Kürt kültürünü
aşağılamak.
Kürtlerin devleti yok!
Kürtletrin dili yasak!
Kürtlerin halk olarak varlığı yok sayılır!
Ama kültürü var sayılarak yerlere çalınır!
Bu kültürde kadının belirleyici bir yeri vardır.
Kürt kültürün de kadınlara türküler yakılmıştır, kadın
sevdasına her daim boyun eğilmiştir. Kürt kültüründe kadın hep ana
figüründedirr. Kürtlerde kadına hep hürmet edilmiştir bu bir gelenektir; bu
halende böyledir. Kadın bir sevgilidir, kadın bir anadır, kadın bir bacıdır
Kürtlerde ve önemlisi de Kürt kadını tarih boyunca mücadale alanlarında hep
önde olmuştur. Yine ulusal kurtuluş savaşları tarihinde kolay rastlanmayan
bir kadın gerilla hareketiyle de bunu kanıtlamıştır. Biz kadınlarımızla
övünürüz de; Leyla Kasım bizim kızımzdı. 1938' de bastırılan Dersim Kürt
isyanıında Türk askerlerinin eline geçmemek için kafile kafile İksor
uçurumlarından atlıyan Kürt kadınları bizimdir. Kocasını, oğlunu yarı yolda
bırakmayan cefekar ve vefakar kadınlarımız hapishane yıllarımızda,
sürgünlerimizde ve her türden zorluklarda yol göstericimizdir. Terketmeyen
sevdaları kadınlarımız da yaşadık ve öğrendik.
Kürt kadınlarının fedakarlıklarıyla büyüdüm ve
mücadalemizde ki savaşkan ruhlarıyla bu kültürde bilendim. Bu bana övünç
kaynağıdır; bunu kimse ve hiç bir yasa elimden alamaz. Buna gücü de yetmez.
Lokal bir olayı ve aile içi çatışmaların sonucu üzücü ve
hiçte istenmeyen acı adli bir vakayı kullanarak Kürd kültürüne saldırma ve
onu aşağılama en az yaptığı işin sorumsuzluğu oranında bir halka düşman
davranıştan başka bir şey olmadığını düşünüyorum.
Özelliklede Kürt meselesini şiddetin dışında gündeme
gelmesinin yaşandığı bu süreçte Kürtlere ilişkin bu kadar olumsuz ve yanlış
bir karalama kampanyasının başlatılması bazı adresleri ve politikları akla
getiriyor.
Bütün bunların yanın da Kürtlerin kendiliğinden bir halk
olmadığını tam da anlatma zamanıdır diye düşünüyorum.
Bir halkın halk olmasının en önemli göstergesi tüm ulusu
hedef alan ve onuru olan özgürlük mücadalesinden alı koymaya dönük ve ulusal
aşağılama içeren her davranışa ve etkinliğe karşı ortaya konulan milli
reaksiyonlardır.
Bunu örgütleyebilmek ve halkın kendiliğinden bir halk
olmamasını sağlamanın en etkili temalarından biri olması da kuşkusuzdur.
Buna sorumluluğu olanların bir adım öne çıkması gerekir diyede düşünüyorum.
İsveçte bu aşağlanmayı Kürtler hak etmedi demek gerekiyor
ve buna tavrım olmalı diyecek kadar da kürt halkına ve kültürüne karşı
sorumlu olunması gerekir diye düşünüyorum.