Türkiye AB
uyum yasaları konusunda beklenmedik hızda bir reflex gösterdi. Her şeyden
önce TBMM' si tarihi bir gelişmeyi yaşadı. TBMM' inde üç gün yoğun geçen
görüşmeler izlendiyse eğer, bir yandan tartışmaların merkezinde AB
standartları ya da Türkiye'nin gelişmesi ve çağa uygun toplumsal bir
konsensus yani çağdaşlaşması gerektiği dile getirildi.
Bir yandanda Türkiyenin hassasiyet ve kaygıları tartışıldı. Bilindiği
gibi 'hassasiyetler' Kürt sorununun uç vermiş haliyle 'Kürtçe' kaygılar ise
Avrupanın 'Türkiye'yi bölme niyetidir.' Herşeye rağmen Türkiye geç ve
yetersizde olsa 'hassasiyet' ve 'kaygılar' gölgesinde ileri adım attı. Bu
adımı küçümsemeden ama abartmadanda Kürt tarafının başarısı, Türkün değişimi
ve Türkiyenin kazanımı olabilecek bir trend taşıyor denebilir. Bedel ağır
olmakla beraber bu bir gerçektir. Daha bir kaç hafta öncesine kadar kimi
politikacılar ve '' bilim adamları-dil uzmanları'' Kürtçenin, Farsçanın ya
da Türkçenin bir dialekti olduğu iddiasındaydılar. Yine devlet politikası
'inkar' temelinde şekillenmişti.
Çağdaşlaşmanın ve Türkiye'nin sorunlarının ilk kez bu kadar gerçekçi ele
alma becerisi gösteren az sayıda politikacı, değişimin ve kazanımın gelecek
açısından referansı olabilecekleri izlenimi verdiler. Kürtçe, Türkiye' de
resmi statülü bir dil oldu ve özgürlüklerde sınırlıda olsa ileri adımlar
atıldı. Türkiye yeni bir süreci fiili olarak yaşamaya başladı. Yaşanacak
olan süreçte yeni sorumluluklar ve özveriler öne çıkacak.
Her yeni süreçte olduğu gibi bu demokratik değişim ve gelişim sürecide
kendi iç dinamiklerini yaratacaktır. Bu karşıtlıkları içerecektir elbette.
Özcesi Kürt sorununu dışlamayan bir demokratikleşme sürecine uyan,
sahiplenen ve ilerletenlerle; uymayan, gelişimi sağlayacak dinamikleri
pasifize eden ve geri dönüşümü isteyenler arasında uzun zamana yayılacak bir
kavga olacaktır. Ancak bu kavganın demokratik ölçülerle sürdürülebilirliği
mümkün görünmektedir. Çünkü Türkiye' de yaşam artık kavga istemiyor. Kavga
onu aç ve sefil bıraktı. Kurtların dansına zoraki çengi edildi. Buna rağmen
olasıdır kavga demokratik ölçüleri zorlayabilir veya aşabilir. Ancak bu
tarafların sürece duydukları sorumluluğa bağlı olacaktır.
Karşılıklı sorumlulukta esas olan Türkiyenin öncelikli hassasiyeti uç
vermiş haliyle 'Kürtçe' değil bütün yönleriyle Kürt sorunu ve sonuçlarıdır.
Kürt tarafıda bunu entegre olma siyasetine bağlıyarak çözemeyeceğinin
bilincinde olmalıdır. Bu nedenle de varlık nedenine uyumlu davranmayı bilmek
zorundadır. Bütün konuyu 'Kürt sorununu' günümüze yansıyışı sanısıyla
'Kürtçe' olarak yansıtılmamalıdır.
Bundan sonraki gelişmeler, Türkiye' nin yakaladığı değişimi devam
ettirmesinde ısrarı kadar Kürtlerinde sürece vereceği cevabada bağlıdır.
Yaşanacak süreçte eğer sorunlar tek başına 'AB uyum yasaları' çerçevesinde
değerlendirilirse ya da Türkiye devlet politikası olan 'yaz rafa kaldır,
bildiğin gibi yap' tutumunu sergilerse elbette Kürtlerde bu politikaya uygun
davranmak durumunda olmalıdır. Bu davranış muhakkak ki Kürt ulusal sorununu
merkezine almasının yanında sorunun çözümüne ilişkin uygun politikaları öne
çıkarmak durumundadır. Bu kavgayı reddeden ama karşılığı demokratik
teamülleri içine sindiren bir Türkiye koşullarında özgürlüklerini
dillendirmeyi ve doğru mevzilenmeyi başarabilmelidir.
Türkiye ileri ve doğru bir adım attı. Bu adım elbette yetersizdir. Ama
doğru karşılamakta önemlidir. Sürece katkı sunulmalıdır. Kürt kurum ve
şahsiyetlerinin yanında Kürt sermayesi de Kürtçe yayın ve basın alanında
gerekli girişimleri yapmalıdır. Bunun yanında devlet de vermek istediği
mesaja uygun bir süreç geliştirmek istiyorsa buna uygun adımlar atmalıdır.
Kürtçenin hukuki güvenceye kavuşturularak eğitim-öğretim kurumlarında
seçmeli dil olması önemlidir ve dağda ki Kürdü de içine alan kapsamlı bir
'siyasi af' gelişmelerin doğru seyirde yol almasını sağlayacaktır. Diğer
yandan Irak politikasında değişiklik yaparak Irak Kürdistan'ına ilişkin katı
tutumundan vazgeçmesi; bölgede Kürtlerin ulus-devlet talebi varsa
tartışmalıdır. Bu yaklaşımTürkiyeyi güçlendirmekle kalmayacak Kürdistan
meselesinde yeni ve gerçekçi politikalar edinebilecektir. Bunun imkanı
vardır. Türkiyenin batıya dönük durmaya başlaması hızlandırabilir. Başarıyı,
değişim ve kazanımı sürecin izleyeceği gelişim ortaya çıkaracaktır.
Not: