Vedat GÜZEL / internet_word@hotmail.com

Arşiv

Hassasiyetler!

 Türkiye AB uyum yasaları konusunda beklenmedik hızda bir reflex gösterdi. Her şeyden önce TBMM' si tarihi bir gelişmeyi yaşadı. TBMM' inde üç gün yoğun geçen görüşmeler izlendiyse eğer, bir yandan tartışmaların merkezinde AB standartları ya da Türkiye'nin gelişmesi ve çağa uygun toplumsal bir konsensus yani çağdaşlaşması gerektiği dile getirildi.

Bir yandanda Türkiyenin hassasiyet ve kaygıları tartışıldı. Bilindiği gibi 'hassasiyetler' Kürt sorununun uç vermiş haliyle 'Kürtçe' kaygılar ise Avrupanın 'Türkiye'yi bölme niyetidir.' Herşeye rağmen Türkiye geç ve yetersizde olsa 'hassasiyet' ve 'kaygılar' gölgesinde ileri adım attı. Bu adımı küçümsemeden ama abartmadanda Kürt tarafının başarısı, Türkün değişimi ve Türkiyenin kazanımı olabilecek bir trend taşıyor denebilir. Bedel ağır olmakla beraber bu bir gerçektir. Daha bir kaç hafta öncesine kadar kimi politikacılar ve '' bilim adamları-dil uzmanları'' Kürtçenin, Farsçanın ya da Türkçenin bir dialekti olduğu iddiasındaydılar. Yine devlet politikası 'inkar' temelinde şekillenmişti.

Çağdaşlaşmanın ve Türkiye'nin sorunlarının ilk kez bu kadar gerçekçi ele alma becerisi gösteren az sayıda politikacı, değişimin ve kazanımın gelecek açısından referansı olabilecekleri izlenimi verdiler. Kürtçe, Türkiye' de resmi statülü bir dil oldu ve özgürlüklerde sınırlıda olsa ileri adımlar atıldı. Türkiye yeni bir süreci fiili olarak yaşamaya başladı. Yaşanacak olan süreçte yeni sorumluluklar ve özveriler öne çıkacak.

Her yeni süreçte olduğu gibi bu demokratik değişim ve gelişim sürecide kendi iç dinamiklerini yaratacaktır. Bu karşıtlıkları içerecektir elbette. Özcesi Kürt sorununu dışlamayan bir demokratikleşme sürecine uyan, sahiplenen ve ilerletenlerle; uymayan, gelişimi sağlayacak dinamikleri pasifize eden ve geri dönüşümü isteyenler arasında uzun zamana yayılacak bir kavga olacaktır. Ancak bu kavganın demokratik ölçülerle sürdürülebilirliği mümkün görünmektedir. Çünkü Türkiye' de yaşam artık kavga istemiyor. Kavga onu aç ve sefil bıraktı. Kurtların dansına zoraki çengi edildi. Buna rağmen olasıdır kavga demokratik ölçüleri zorlayabilir veya aşabilir. Ancak bu tarafların sürece duydukları sorumluluğa bağlı olacaktır.

Karşılıklı sorumlulukta esas olan Türkiyenin öncelikli hassasiyeti uç vermiş haliyle 'Kürtçe' değil bütün yönleriyle Kürt sorunu ve sonuçlarıdır. Kürt tarafıda bunu entegre olma siyasetine bağlıyarak çözemeyeceğinin bilincinde olmalıdır. Bu nedenle de varlık nedenine uyumlu davranmayı bilmek zorundadır. Bütün konuyu 'Kürt sorununu' günümüze yansıyışı sanısıyla 'Kürtçe' olarak yansıtılmamalıdır.

 

Bundan sonraki gelişmeler, Türkiye' nin yakaladığı değişimi devam ettirmesinde ısrarı kadar Kürtlerinde sürece vereceği cevabada bağlıdır. Yaşanacak süreçte eğer sorunlar tek başına 'AB uyum yasaları' çerçevesinde değerlendirilirse ya da Türkiye devlet politikası olan 'yaz rafa kaldır, bildiğin gibi yap' tutumunu sergilerse elbette Kürtlerde bu politikaya uygun davranmak durumunda olmalıdır. Bu davranış muhakkak ki Kürt ulusal sorununu merkezine almasının yanında sorunun çözümüne ilişkin uygun politikaları öne çıkarmak durumundadır. Bu kavgayı reddeden ama karşılığı demokratik teamülleri içine sindiren bir Türkiye koşullarında özgürlüklerini dillendirmeyi ve doğru mevzilenmeyi başarabilmelidir.

Türkiye ileri ve doğru bir adım attı. Bu adım elbette yetersizdir. Ama doğru karşılamakta önemlidir. Sürece katkı sunulmalıdır. Kürt kurum ve şahsiyetlerinin yanında Kürt sermayesi de Kürtçe yayın ve basın alanında gerekli girişimleri yapmalıdır. Bunun yanında devlet de vermek istediği mesaja uygun bir süreç geliştirmek istiyorsa buna uygun adımlar atmalıdır. Kürtçenin hukuki güvenceye kavuşturularak eğitim-öğretim kurumlarında seçmeli dil olması önemlidir ve dağda ki Kürdü de içine alan kapsamlı bir 'siyasi af' gelişmelerin doğru seyirde yol almasını sağlayacaktır. Diğer yandan Irak politikasında değişiklik yaparak Irak Kürdistan'ına ilişkin katı tutumundan vazgeçmesi; bölgede Kürtlerin ulus-devlet talebi varsa tartışmalıdır. Bu yaklaşımTürkiyeyi güçlendirmekle kalmayacak Kürdistan meselesinde yeni ve gerçekçi politikalar edinebilecektir. Bunun imkanı vardır. Türkiyenin batıya dönük durmaya başlaması hızlandırabilir. Başarıyı, değişim ve kazanımı sürecin izleyeceği gelişim ortaya çıkaracaktır.

Not: Arada bir umut kuzu rumuzuyla bana e-mail göndererek anama küfreden kuzu, bana göstermiş olduğu bu yakın iltifatları(!) esnasında annem ağır bir ameliyat geçiriyordu. Bu nedenle cevap yazamadım. Ancak bu yazım vesilesiyle bir cümleyle cevabımı vermek istiyorum. Milliyetçi ve şöven beyinlerin gerçekte kendi halkına düşmanlık yaptığını anladıkları zaman küfürlerin ve tehditlerin yerini, neden sorularına cevap arayışları alacaktır. Bunu anlamasını umduğum kuzuların, umudunu bu cevaplarda bulmalarını temenni ederim...

17.08.2002

Kürt siyasetçisi ve ‘‘emekli ’’ olma talebine bir kaç söz

‘Anti Amerikanizm’ ve Kerkük

YERELLİK ya da SECERELİ SİYASET

ANKARA/İMRALI, BRÜKSEL-DİYARBAKIR

Yahudiler, Kürtler ve antisemitizm!

Verheugen, sistem ve düdük!

Kurtacı mı?

TERSİNE DÜNYA’ ve TÜRKİYE’Yİ TÜTSELEYEN STRATEJİ UZMANLARI!..

‘‘ Kısır Döngü!’’

Türkiye’de kapışma ve karanklıkta atılan kurşunlar kime?

Türkiye iki kimlikli olabilir mi?

Ötekileri algılama erdemi!

Gündemle ilişkilenmek!

Sanık yerine otur!

Kürtler ne istediğini ve neyi yapabileceklerini kendileri bilmeden başkalarına anlatamaz

Albaya hiç mektup yok!

Perdenin arkasındaki...

Adı çalınan ülkeye mektup...

DDKD ve KÜRDİSTAN ve GELENEK