Vedat GÜZEL / internet_word@hotmail.com

Arşiv

Türkiye iki kimlikli olabilir mi?

Türkiye gündemini hızla Avrupa birliğine kaydırdı. Başarılı bir diplomasi kamuoyu desteğiyle sürüyor. Avrupa devletleriyle yapılan görüşmeleri Türk ve yabancı medyadan izlemek olanaklı. Bu konuda Türk ve Avrupa basını fazla ayrıntıya girmeden olumlu bir görüntü veriyor. Başarının kendisi bu görüntü mü? Yoksa birlik üyeliği yolunda ciddi ilerleme midir? Bu yanılgı payı fazla olan ilk görüntülerin arkasından ilerlemenin ciddi sorunlarda olduğu ortaya çıkmaya başladı.

Performansta ki başarı öyle anlaşılıyor ki ciddi sorunları aşmaya yönelik. Bunlardan 12 aralıkta öne çıkan Kıbrıs meslesidir. Kıbrıs bugünkü sorunun çözülme noktasıdır. Türkiye bunun farkında ancak ileri sürebileceği fazla da iddia yok gibi. Aksine birlik dışında kalmasını gerektiren ekonomik, siyasal, hukuki ve sosyo-kültürel faktörlerle donanmış durumda. Bunları aşabilmesinin kısa sürede mümkün olamıyacağını iki tarafta biliyor.

Örneğin bugün AB devletlerinde kişi başına düşen yıllık gelir ortalaması 23 200 Dolar, işsizlik oranı 7,4. 10 üye adayı devletin ortalama rakamları ise kişi başına gelir 10 440 dolar, işsizlik 10,8 % , nufus 75 milj. Bunlardan en yüksek rakamlar: 18 500 dolar kişi başına gelir, 4,0 %işsizlik ve 0,8 milj. nufus ile Kıbrısa, en düşük rakamlar ise 9 200 dolar kişi başına gelir, 18,4 % işsizlik 38,6 mlj.nufusla Polonya’ya aittir. (Tempus 41) Türkiye’de ise kişi başına düşen yıllık gelir 1 500-2 000 dolar, İşsizlik 16 % Nufus 70 milj. Bu rakamlara denkte coplu bir demokrasi var.

Buna rağmen süren bir ilişki var. Bu ilişkide Avrupa’nın amacı anlaşılır durumda. Ancak Türkiye neyi amaçlıyor bu halen net değildir. ‘demokrasi ile buluşma’ ya da ‘Avrupalı’ olmak söylemi anlaşılamıyan amacını örtmektedir. Bu örtü. 40 yıllık umursamazlık ve son 20 yılında Kürt savaşı rantının iç politikada bir boyutu olarak ‘4 Kasıma’ kadar sürdü...

Elbette AB için sorunun siyasal ifadesi demokrasiydi. Kürtlerin de bu söylemin arkasında durması ise hem herkesten daha çok ihtiyacıydı hem de yapması gerekendi. Bunu dün yaptı. Bugünde yapabileceğini düşünüyorum. Ancak garip olan Türkiye’nin batıyla olan ilişkisinde ki tutumuydu. 1998 yılında ‘AB’ adayı iken üyelikten çıkarılma kararının gerekçesi ‘Türkiye vatandaşına işkence yapıyor. Vatandaşına işkence yapan bir devlet Avrupa birliğine giremez!.’ Bu karar tek başına bile Türkiye rejiminin demokrasiden ne kadar uzak olduğunu kuşkusuz anlatıyordu.

Oysa ki Türkiye Avrupa Birliğini oluşturan devletlerin birer demokrasi ve hukuk devleti olduğunu biliyor elbette. Ama o kadar gariptir ki yeni hükümet Avrupa başkentlerinde mekik dokurken ve demokrasi sözleri verirken, Türkiye’de işkence görüntüleri ve polisin hışımı ayukka çıkıyor. Bu son gelişmeler bile Türkiye’nin 40 yıldır taşıdığı ‘medeni bir devlet’ olma iddiasının amacını bulanıklaştırmaya yetiyor. Fakat yolun sonu göründü. Türkiye netleşmek zorunda. Bundan sonrası kartların açık oynanacağıdır. Türkiye AB üyeliğine nasıl ulaşacak? Ya da İsveç, Finlandiya, Danimarka veya Yunanistan’ın birliğe katıldığı koşulların Türkiye için geçerli olmadığını iddia edilebilir mi?

Avrupa’nın dün olduğu gibi ne Türk tarafını oyalama ne de Türk tarafının konuyu iç politika malzemesi olarak kullanma şansı kalmamıştır. 12 aralık AB’nin genişleme ile ilgili politikasının kararlaştırılacaği ve Türkiye ile ilişkilerini netleştireceği bir zirve olacaktır. Kopenhang zirvesinin önemi Avrupalının bu yönde hesaplaşmasına sahne olacağıdır. Bu hesaplaşmada Türkiye’nin de olması onun genişlemenin önünde ki engellerin tamamen aşılamamış olmasının Türkiye ile ilintisi.

Bu engellerden biri İrlanda’nın tutumuydu.Genişlemenin birliğin militarize olmasına, küçük devletlerin marjinalleşmesine ve sonucu olarak güç paylaşımında ki dengenin küçük Avrupa ülkeleri aleyhine olacağı nedeniyle karşı çıkmaktaydı. Bir diğer engel ise Almanya ve Avusturya’nın serbest dolaşımın ucuz iş gücüne yol açacağı ve işsizlik sorunu olan Avrupa için riskler taşıdığı endişesidir. Serbest dolaşım ve ucuz işgücünün eşitsiz rekabete yol açacağı endişesi büyük ortak Almanya ve Avusturya’ nında genişlemeye karşı çekincesidir. İrlanda engeli 19 ekimde yapılan halk oylamasıyla kıl payı aşıldı. Almanya ve Avusturyanın çekinceside üyeliği onaylanacak ülkeler için, serbest dolaşıma getirilecek kısıtlamayla aşılacak görünüyor.

Üçüncü ve en sorunlu engel ise Kıbrıs. Türkiyenin yeni hükümetle gösterdiği başarılı performans ve Kıbrıs kararlılığına duyulan endişe bununla bağlantılı. Türkiye bu engele takılmış durumda. Engel ise AB’nin genişleme politikasını tümden değiştirecek özellikte. Bu nedenle Avrupa liderleriyle tek tek görüşen Erdoğan Kıbrıs konusunu 12 aralık sonrasına erteletmeye çalışmaktadır. Ancak Yunanistan’ın tavrı çok net. Kıbrıs üye olarak kabul edilmezse diğer aday ülkelerin üyeliğine veto kullanacak. Bu ise genişlemenin belirsizliğe itilmesi demek olacaktır.

Türkiye’nin Kıbrıs konusunda ki tavrıda çok net. Eğer Kıbrıs üyeliğe alınırsa Kıbrıs ‘Türk’ tarafına el koyacaktır. BM’in aceleyle yeni plan ileri sürmesi ve bu konuda tarafların Kopenhang öncesi karar vermesini istemesi, bu yönde bir gelişmenin önüne geçmektir. Yine bu yönde gelişmeler gelecekte Türkiye ve Avrupa Birlğinin Kıbrıs’ta karşı karşıya getireceği endişesidir. Bu sıkıntıya ne Türkiye girmek istiyor ne de birlik üyeleri. Bu karşılıklı restleşme 12 aralık’ta iki tarafıda tatmin edecek bir kararın çıkmasına yardım edeceğe benziyor.

 

Ama herşeye rağmen Türkiye Kopenghang’dan umutla dönmelidir. Bu Türkiye’nin batılı olma iddiasında ki amacını ve kimlik arayışını netleştirebilmesine tanınan yeni bir şans olacaktır. Türkiye’de değişim var! Değişimi isteyen vatandaşın omuz verdiği yeni hükümet değişimi sağlayabileceği ve Türkiye’nin AB üyeliğinin öngördüğü kriterlere kesinlikle uyacağını iddia etmektedir. Bunun için zamana ihtiyacı olduğunun anlaşılmasına çalışmaktadır. Yoksa üyelik için tarihin verilip verilmemesi noktasında olmadığını bilmektedir. Aksine ilişkilerin yeni bir prosedürle yeni bir takvime bağlanması görüntüsü vardır.

Büyük olasılıkla da çıkacak tatmin edici kararın merkezine Türkiye’de Kıbrıs meselesinden daha çok direnç gösterilecek ‘AZINLIK EKSENLİ DEMOKRASİ’ alınacaktır. Bu karar yeni bir tarihten çok, ağırlıklı olarak Türkiye özel statüde bir izleme kıskacına alınabileceği yönündedir. Bunun Türkiye’de ‘Demokrasi sürecinin hızlanmasına yardım edeceği kuşkusuzdur. Bunun yanında yeni hükümetin ağzı yanarcasına anmaktan kaçındığı Kürt meselesine bakışınıda netleştirecektir. Devlet Kürt sorununda yükümlendiği sorumluluklarına uygun davranmaktan kaçınamıyacaktır. Demokratik ve şeffaf bir Türkiye’de ekonomik göstergelerin hızla değişmeside mümkündür. Türkiyenin ekonomik kaynakları buna oldukça elverişlidir. Artık Türkiye’nin de kendisini bu ilişkilerle kimliklendirmesinin kaçınılmaz olduğunun bilincinde olması beklenmektedir. Türkiye batılı olma iddiasını kendi dinamikleriyle harekete geçirebilme yeteneğine yine demokrasi ile ulaşabilecektir. Demokrasinin yerleştiği ve özgürlüklerin var olduğu bir Türkiye AB ilişkileriyle batılı yeni bir satatü edinebilir. Bu batılı kimlikle, İslam siyasal değil inanç boyutlu dinsel bir bir kimlik olarak batılı kimlikle örtüşebilecektir.

Ancak gelişmeler Avrupa yakasında bu mecrada olması arzulanırken, Türkiye de endişe verici gelişmeler söz konusu. Buda Türkiye’nin önümüzde ki günlerde hızla ‘Kürt devleti ve Başörtüsü’ tartışmasına çekileceğidir. Bu esnada Amerika Irak’a saldırmayı Türkiye desteğinde geliştirmeye çalışırken, Türkiyenin Orta-Doğu’ya kaydırabileceğine dikkat etmek gerekiyor. Bu gelişme Türkiyeye Avrupalı olmaktan çok uzak bir kimlik edinmesine yol açacaktır. Bu siyasal İslamın devleti dizayn edeceği bir kimlik olacaktır.

Türkiye batıya dönük duruşunu Orta-Doğu macerasına tercih etmeli...

10.12.2002

Kürt siyasetçisi ve ‘‘emekli ’’ olma talebine bir kaç söz

‘Anti Amerikanizm’ ve Kerkük

YERELLİK ya da SECERELİ SİYASET

Yahudiler, Kürtler ve antisemitizm!

Verheugen, sistem ve düdük!

Kurtacı mı?

TERSİNE DÜNYA’ ve TÜRKİYE’Yİ TÜTSELEYEN STRATEJİ UZMANLARI!..

‘‘ Kısır Döngü!’’

Türkiye’de kapışma ve karanklıkta atılan kurşunlar kime?

Hassasiyetler!

Ötekileri algılama erdemi!

Gündemle ilişkilenmek!

Sanık yerine otur!

Kürtler ne istediğini ve neyi yapabileceklerini kendileri bilmeden başkalarına anlatamaz

Albaya hiç mektup yok!

Perdenin arkasındaki...

Adı çalınan ülkeye mektup...

DDKD ve KÜRDİSTAN ve GELENEK