Ben yaşamım boyunca Kürtler arası
polemiklerden hep kaçındım. Kim nasıl yorumlarsa yorumlasın biz Kürtlerde
daha uygarca tartışma kültürü yerleşmemiştir. Ama buna rağmen ister istemez
kendimizi bazen tartışmanın içinde buluyoruz.
Tarihte iz bırakan
kişiler kim olursa olsun çok ilgi duymuşumdur. Bunlar Türkiye’de Nadir Nadi,
Ş.Sureya Aydemir, DR. Abdullah Cevdet veya Platon, Aritoteles, William
Shakespeare olabilir. Bilindiği gibi Nadir Nadi bir Atatürk yaratıcısıdır.
N.Nadi 1938’ın 14 Kasımında bir manşet atıyor ve Cumhuriyet Gazetesi’nde
diyor ki; ‘’Ebedi şef hayata gözlerini yumdu". Ertesi gün bütün gazeteler
aynı manşeti atıyor ve öylece milli şef ünvanı Türk siyasi
literatürüne geçiyor. Ş. Süreyya Aydemir de İsmet Paşa için İkinci Adam
ünvanını yine Türk siyasi literatürüne bilinçli olarak ortaya atıyor.
Ondan sonra Nadir Nadi; herkesın sahte Atatürkçü olduğunu görünce "Ben
Atatürkçü değilim" dedi.
Şimdi gel gelelim bizim
Kürt cephesine. İmralı sürecinden sonra halk tabiriyle Kürtler gün
görmemiş yeni kavramlarla tanıştı. Önceleri Demokratik Cumhuriyet
kavramı ortaya atıldı. Çok aceleleri olan bazı ünlü Kürt şahsiyetleri hemen
ardından aynı paralelde Demokrasi Hareketi’ni kurdular. Ben bu
kişileri uzun zamandan beri tanıdığım için; bazen kendilerine takılır; bazen
de platformlarda ciddi olarak, ‘’bu işin olmayacağını bile bile
yapmak zamana yazık olmuyor mu?’’ diye eleştirirdim. Neyse ki
kendileri Demokrasi Hareketi’ni fesh edip; Mehmet Metiner sözcülüğünde Medya
TV'de HADEP'e katıldıklarını kamuoyuna duyurdular. Tabiki bu arada HADEP'ın
kendilerine çağrı yaptıklarını söylemeyi ihmal etmedi!.. Ben HADEP’lilerin
yerinde olsaydım doğrusu öyle bir çağrı yapmazdım. Platformlarda onlara
karşı hep HADEP'i tercih ettim.
Daha sonra yeni bir
icat daha ortaya atıldı: Lozan ve Demokratik Cumhuriyet. Yer yer bu
iki kavramın Kürt sorununa monte edilemiyeceğini; eğer bu iki kavram
arasında sıkışırsak Kürt sorununun restore ve izole edilmesi anlamına
geleceğini platformlarda dile getirdik.
Neyseki o da tutmadı. Bir baktık ki karşımıza
bu kez daha çok can alıcı bir şey çıktı. Yıllardır her yurtseverin
büyük bedeller ödeyerek koruduğu ulusal kimliklerine sahip çıkmalarına İlkel
Milliyetçilik olarak karşı çıktılar. İşte tam Nadir Nadir’in tersıne,
yani o ‘’Ben Atatürkçü değilim diyor’’, ben ise ‘’BİR KÜRT MİLLİYETÇİSİYİM’’
diyorum.
Bir Fransız atasözü var: "Ben zafere zafer demem; düşman yenilgiyi kabul
etmedikçe" (Montaigne Denemeleri). William Shakespeare’ın ünlü trajedisinde
Prens Hamlet şöyle diyor: "Olmak ya da olmamak". Yine Aristoteles,
Platon diyorlar ki; ’’öncellikle insanların ruh hallerini tahlil
etmek lazım’’.
Çoğumuz Dr. Abdullah Cevdet’i
okumuşuzdur. Abdullah Cevdet Hêvi Derneği üyesi olup Rojî Kurd gibi
dergilerde yazı yazarak mütareke
yıllarında ateşli bir Kürt milliyetçisiydi. 1899'de İsviçre'ye sığınır.
Osmanlı baskısı sonucu Almanya’ya geçer; orada da sınır dışı edilir. Daha
sonra Abdulhamit’le anlaşır; Abdullah Cevdet, Viyana’ya; İshak Sükuti
se Roma sefareti doktoru görevine atanırlar. Daha sonra Abdullah Cevdet
23-teşrin-1922 tarihinde M. Kemal hareketinin başarıya ulaşacağını
görünce M. Kemala övgüler dizer. O yine 1925'te içtihad’ta şöyle yazar: "Halkımızın
30 yıldır beklediği gün gerçekleşmiştir" der.
Bu
dönemde Kemalistlere en büyük destek batı emperyalizminden gelmiştir.
Yine bu dönemde Türk milliyetçiliği barışçı olarak yansıtılmak
istenmiştir.
12 Eylül mimarı Kenan Evren, bu ülkeyi ancak
Atatürk milliyetçileri kurtarır;biz milliyetçiler olarak yönetime el koyduk
diyordu. Ayni Evren bir hafta sonra şunları söylüyordu: Biz bu ülkede Türk
milliyetçiliğinden başka; bölücü ve yıkıcı bir milliyetçilik istemiyoruz.
Yani Türk milliyetçiliği modern ve mübah; Kürt
milliyetçiliği ilkel ve bölücü yıkıcı oluyor. Örneğin; Türkiye işçi
Partisi’nin 1971’de kapanma nedeni 1969’da Ankara’da benim de delege
olduğum Yiba düğün salonundaki kongre idi. Kongrede aynen şu cumle
benimsendı: "Türkiyenın doğu ve güneydoğusunda Kürt halkı yaşamaktadır".Bu, parti programına da konuldu.
Şimdi ben Özgür Politika, Yeni Gündem ve adlarını vermeyi uygun
bulmadığım bazı dergilerden milliyetçilikle ilgili bir kaç örnek vermek
istiyorum.
A) Özgür Politika: "Milliyetçilik ister feodalist ister küçük
burjuvazi ister burjuvazi olsun karşımıza çözümsüzlük getirir.’’ (23-24
Ekim2000)
B) Cezayir kurtuluş cephesi, devletleştikçe Arabizimleşti.
C) Miliyetçilik
halkların gelişmesi önünde engeldir.
Aslında burada Kürtlerin ulusal demokratik taleplerini asgariye
indirgeme çabası var. Daha doğrusu burada Kürtlerin talepleri net olarak
ortaya konulmuyor, daha çok talepler restore ediliyor ve bilinçli olarak
aylardan beri Kürt milliyetçilerine karşı karalama kampanyası sürdürülüyor.
Ama öte yandan Türk milliyetçiliği alabildiğince yaygınlaşıyor. Bizlere
düşen, yani Kürt sosyalistleri, devrimcı demokratları, yurtseverleri ve
benim gibi inadına Kürt milliyetçisi olanlar bu safsatalara karşı
tutarlı bir duruş göstermelidır. Yoksa görünen o ki milliyetçiliğe karşı
çıkılınca korkarım ki milliyet de elden gider. Onun için bir kez daha Kürt
milliyetçisiyim.
Ben her Kürdün milliyetçilik hakkındaki görüşlerini doğrusu bu saatten sonra
gerçekten merak ediyorum.