Son zamanlarda Türkiye
gündemini yönlendirmeye çalışan ve kamuoyunun gözlerinden kaçan iki
kurumla ilgili önemli gelişmeler oluşmakta;
1) MGK tarafından yönetilen Milli Siyaset
Belgesi: (ki bu kurum 1960 ten sonra oluşturulmuş) buna yedeklemede bu gün
Kemalistler,Ülkücüler ve Ulusal Solculardır.
2) Özel Siyaset Belgesi: Bu kurum mevcut
iktidar tarafından yürütülmekte;
a) MİLLİ SİYASET BELGESİ, ULUSAL SOL VE TÜRK
SOLU: Bazı duyarlı bilim adamları ve gazeteciler dışında, kimse yeteri
kadar kamu oyunda tartışmadı.
Son zamanlarda gerek Irak savaşında ve gerekse
ABD’nın özellikle IRAK KÜRDİSTAN'INA karşı tutum belirlemede Milli
Siyasetçiler (MGK) Türk Solu, Ulusal Sol, Ülkücüler ve Doğu PERİNÇEK,
Kemalistler ve CHP hakim olmuştur. Öyle ki, GÜNEY KÜRDİSTAN sorunu MGK
sorumlu olduğu yönünde dış ve iç basına yansımıştır.Bu ara, Milli Siyaset
Belgesini destekleyen, her fırsatta katkı sunan Mümtaz SOYSAL, Yekta
Güngör ÖZDEN, M.Ali KIŞLALI, CHP, PERİNÇEK ve ÜLKÜCÜLER dır. Bu cenah halen
SEDDAMIN BAAS’INDAN ümit bekleyen ve .hemen her gün, gün yok ki, bu
kesimler aman KUKLA KÜRT Devlet kurulmasın diye Şoven Irkçı kesimleri
uyarmaktadır. Eğer gerçekten TBMM, MGK'nı bir dayanışma organı olarak
görmek istiyorsa bu pek ala olumlu bir uygulamadır. Ama, görünen o ki, MGK,
halen KOPENHAG Kriterlerini içine sindirmiş değiller. Ve, önemli olan
İşkence ve Kürtçe dil eğitimi gibi devletin görünen uygulamasıdır. Bu
kervana katılan yılların politikaci Süleyman DEMİREL, Türkiyenin üç yol
haritası var. Türkiye, Avrupa ve Avrasya projeleridir. Radikal Gazetesi
yazarı H.Bülent Kahraman, bu ”Kızıl Elmacılar” ELMA’NIN KIZILLIĞINI de
bozdular. diye eleştiriyor.
Kısacası bunların tek amacı Kürtler iflah
olmasınlar ve Kürtler kendi ülkelerinde özgürce yaşamasınlar. Bu kesimin
tek savundukları şey, Türkiye devletinin bütünlüğü ve bekasıdır. Örneğin,
Yeni ÇAĞ gazetesi ‘Eve Dönüş yasasını kastederek diyor ki ”DEVLET
KÜRTLEŞTIRILDI “ .Oysa ki herkes bilir ki, bu yasa bir teslimiyet
yasasıdır. Ayrıca bu yasa çokça dile getirilen Demokratik Cumhuriyet'tede
bir gönderme ve mesajdır.Yasayla ilgili, kamu oyuna yansımayan bir çok
noktalar var. Örneğin yasayla bağlantılı KADEK üst düzey yöneticilerinin
sürgünle ilgili pazarlıkları günlerce basında yer almaktadır. Yani,
gazeteci M. Ali BİRAND ile ÖCALAN avukatları arasında geçen konuşmaları.
Asıl işin vahameti burada. Eğer bu pazarlıklar doğru ise
bunca yıldır yaşananların bedelinin hesabinin muhasebesini birileri yapıp
halka halka açıklamalı ve ikna etmelidır..
Şimdi konun ikinci ayağına
gelelim.
ÖZEL SİYASET BELGESİ: Bu
kurulun esas amacı dış ve iç politikada MGK ‘nun yetkisi ellerinde alıp
kendi iktidarlarının politik görüşlerini hakim kılmaktır. Aslında bu da
Kürtler için pek olumlu olup olmadığı henüz pek bilinmiyor. Ama ne var ki,
MGK, dışlayınca sivil siyaset anlayışı hakim oluyor imaji veriyor. Ancak,
özünde sivilleşme ne kadar gerekliyse politik iktidarların da beyinleri o,
denli DEMOKRAT olmaları gereklidir.Yoksa, aksi taktirde, evin iki çocukları
biri asker, biri sivil düşünceler de ayni ise, değişen ne olur ki? Örneğin,
ABD,Türkiyeden IRAK'IN orta ve SUNNİ kesimmlerin guvenliğini sağlamak için
asker isterken her iki kurumda (M.S:B - MGK) birlikte bu uygulamaya karşı
çıkıp, Türk Askerlerinin ETNİK ve MEZHEPLERE göre değil,Tüm IRAK'TA görev
almak istedigini istiyor ve bu istem yukarıda söz ettiğimiz kesimlercede
destek görüyor. Yani, açıkça ifade etmeselerde KÜRDÜN hesabini görmek ve
Kürtler kendi ülkelerinde özgürce yaşamasınlar diye; ilginçtir ki, son
zamanlarda Kürtlerin kaderi üzerinde pazarlık yapan bu iki kurum yeteri
kadar kamuoyunda tartışılmadı.Ancak azda olsa, İsmet BERKAN, H.Bülent
KAHRAMAN, Cengiz ÇANDAR ve M.Ali BİRAND gibi bazı yazarlar konuya kamuoyu
dikkatini çektiler.
Bana göre şimdilik esas olan,
bir çok Kürt yurtsever ve demokrat kesimlerin dedikleri gibi; ”Bu dönem
Kuzey KÜRDİSTAN’a sahip çıkma dönemidir ve bütün parçalarda ki Kürtlerin
birliğini sağlamaktır ”. Gelecekte diğer UMUD ettiğimiz gibi bir
gelişme olursa, ve her hangi bir parçada ki özgürlük ve demokrasi
hareketinin bütününü etkileyecek gelişmeler olursa bize düşen katkı
sunmaktır.
Yoksa, NUH
TUFANIN’DEKİ hikayedeki gibi olur. Denliyor ki, hayvanların en kurnazı olan
TİLKİ NUH Tufanı geleceğine yakın önce, ALLAHIM halkımı koru, tehlike
yaklaşınca , ALLAHIM sen akrabalarımı koru, daha sonra tehlike yaklaşınca
ALLAHIM sen beni koru demiştir. Hikaye bu ya!. Kimse
bana dokunmasın gerisi beni ilgilendirmez anlayışı ortaya çıkar.