Türk basini ve devleti gerçekten işkenceye karşi mi?
Bu yazının başlığını bir çok kimse yadırgıyabilirler.Denilebilirki hiç işkenceden yana olan kurum ve devlet olur mu? Çok doğru, bizim insanlık kavramından anladığımız ve insanlıktan nasibini almış, insanlık duygularıyle yüklü olan hiç kimse işkenceyi tasvip etmez, ve işkenceyi yapanlara karşı'da şiddetle tavırnı belirler. Ancak Türk Devleti ve basını gerçekten öyle mi? ABD'nın diktatör SADDAMI iktidarden alaşağı ettiği günden beri, Türk devleti ve basını sözde ABD karşıtı görünüp,aslında özde SADDAM yanlısı bir politika izlemekte.TC'nın bu politikanın tek nedeni Kürtlerin bu gün geldiği Ulusal ve Demokratik kazanımlardır. Çünkü,Türkiyede hiç kimse ve hiç bir kurum Kürtlerin Ulusal bağımsızlığını kesinlikle istemezler.
Türk Devleti bir ara bütün Arap ve komşu ülkeleri İstanbul'a davet edip, Kürtler devlet kuruyor sıra sizede gelir, vatan elden gidiyor diye, Kürdistan korkusuyla hop oturup, hop kalktı.Kürtler ve Özellikle KERKÜK politikaları fiyasko ile sonuçlanınca bu kez, Türk Basını ve Devleti, ABD ve Britanya Askerlerinin sistemli olarak Irak halkına işkence yaptıkları dünya ve Türk kamuoyunun gündeminde propaganda amaçlı olarak diri tutmaya çalıştı/çalışıyor.Aslında bu yaygara öyle Irak/Arap sevdası filan değildir.
Yani öyle,Türk basını,devleti ve hatta Türk halkının bir kesimi bile işkenceye karşı olmalarından'da değil.Amaç çok farklıdır.Öncellikle vurgulamak gerekirki her askeri darbelerde(1971-1980) işkenceden nasibini almış biz Kürt Devrimci Demokratlari, Yurtseverleri ve Milliyetçileri olarak, her türlü insalık dışı uygulamaları ve işkenceyi şiddetle ve nefretle kınıyoruz. Kim yaparsa yapsın, nedeni ne olursa olsun, işkencenin her türlüsü, Psikolojik/fiziki insanlık sucudur ve hiç kimseye yapılmamalıdır.Ve işkenceleri yapanlar/yaptıranlar kim olursa olsun, zaman aşımı nedeni veya Askeri Faşist Cunta tarafından 82 Anayasasına konulan madde gerekçe gösterilmeden illeki yargılanmalı ve cezasını çekmelidirler. Demokrasiye ve Hukuka inanan kişi, kurum ve devleti yönetenler işkencenin hesabini sormalıdırlar.Ancak böylece gerçekçi oldukları inandirici olurlar. Örneğin, Diktatör SADDAM döneminde milyonlarca insan hem işkenceden geçmiş, hemde yok edilmiştır.Ancak yeteri kadar TC basını ve devleti ciddi anlamda tepkileri oldular mı? İşte gerçekçilik Türkiye'nın geçmişteki hal ve gidişattan belli olur.
Özellikle işkenceyi kınayanlar/karşıyım diyenlerin; Basın,Kurumlar veDevletlerin geçmişten günümüze dek sicilleri temiz olmaları'da gereklidir.Aksi taktirde bu gibi propagandalar kamuoyunu yanıltma, tek taraflı ve maksatlı olur.Amaçları ise,işkenceyi propaganda aracı yapıp,başta Kürtler olmak üzere, diktatör SADDAM'A karşı verilen özgürlük mücadeleleri sanki Kürtlerde işkenceye ortakmış gibi göstermektır.Bu çok tehlikeli ve iki yüzlü bir politikadır. Hani derler ya! Önce iğneyi kendine, çuvaldızı başkasına misali. Örneğin,Türkiye gibi bir ülkede, işkence kötü müamele ile pek çok kez uluslar arası hukukta ceza/ parayla mahküm olmuş bir ülkenin, basını, kurumları ve devleti kendi geçmişleriyle hesaplaşmalı ve darbecileri sık, sık deşifre edip, kamuoyu gündemine taşımalı ve adalet önüne çıkarmaalıdırlar.
Geçmişte Türkiye'de Askeri Cunta Dönemlerde,gencecik çocukların yaşarını büyütüp asanlar, Diyarbakır Zindanında başta Filistin askısı, dayak,falaka ve köpek CO ile işkence yapanlardan kim hesap sordu? Türk basını, hatta kısmen halkı bu işkencelere karşı ne gibi tepki gösterdiler?.Bu gün Irak'ta sadece petrol ve Kerkük için gösterilen tepkiler, Kürt halkına dışkı/pislik yedirince istisnalar hariç, Türk basını ve halkı ne yaptı? İşkenceyi mazur görmek için yazmıyorum.Ama gerçek şu ki, dünyada yapılan bütün işkenceler Diyarbakır zindanında yapılan işkenceklerin yanında lafı bile edilmez.Ve ilginçtir tüm yapılan insanlık dışı bu işkenceler, katlamlar ve işkenceden öldürmeler Türk halkının ve vatanın bekası için diye kamuoyuna enjekte edildi. Çünkü, işkenceye maruz kalanlar, idam edilenler Kürtçü bölücüler ve komünistlardı.Bu gün dahi AB gireceğiz diye uğraş veren TC. Kürtlerin Ulusal Demokratik hakları söz konusu olunca, kendilerine göre özel demokrasi kriterleri ve insan hakları ölçütlerini öne sürmektedırlar. Kürtlerin Ulusal Demokratik hakları gündeme gelince sanki Türk Devleti,insan haklarından ve Demokrasiden muaf olmak gibi ayırcalığı vardır diye nedenleri ileri sürmekte.Bu bahanelere zaman,zaman Türk Basınıda adeta çanak tutmaktadır.Oysaki,bu günkü uygar dünyada,Örneğin,(Arjantin,İspanya,Şili .vs) bu gibi devletler Asker/faşist Cunta dönemlerde işlenen hukuk dışı uygulamları işkencecilerden hesap sormuş ve işkencecileri cezalandırmışlardır..Bu anlamda eğer Türk basını ve Devleti gerçekten işkence ve insanlık dışı uygulamalara karşı ise, özellikle 1980-döneminde ve sonrasında Askeri Faşist Cuntda tarafından milyonlarca insanımız gözaltında alınıp, işkence tezgahından geçirenler ile işkenceden öldürülen/katledilen vatandaşlarımızın hesabini Faşit Cuntacilardan sormalıdırlar.Yoksa kendi ulusal politikalarını için kendi ülkesindeki işkenceleri hoş görenler veya sessiz kalanlar,sırf kendi ulusal çıkarları için Irak'ta yapılan işkenceleri istismar edip, güya Anti İşkenceci görünmek hiç inandirici değiller. Bu gibi propagandalar kesin olarak Kürtlerin Ulusal ve Demokratik haklarına yöneliktir. Özellikle Kürtler işkenceyi şiddetle karşı çıkarken, Türk Basını ve devletinin amaçlarına hizmet etmemelidirler.
Böylesine farklı ve iki yüzlü politikalara, Anadoluda bir deyim var; tava tencereye demişki''dibin kara'' tencerede tavaya demişki'' seninki benimkinden kara, üstelik yağli kara'dir''
19.02.2006